Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '12

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
169
 

Edebiyat Şirketleri

Türkiye’de yaşıyor olmak ve günlük hayatta olup biteni gözlemlemeye, yorumlamaya çalışmak yorucu bir o kadar da tehlikeli bir uğraş. Siyasi ve kültürel alandaki meseleleri, olup bitenleri kavrama, çözümleme uğraşı ise daha da yorucu ve imkansız gibi bir şey. Türk düşünce, edebiyat ve siyaset dünyası çözülmesi zor bir bilmece gibi adeta.

Bize gösterilenlerle olan bitenler aynı şeyler değil. Düşünce, sanat ve siyasete ait tartışılan, konuşulan sorunlar, çözümler aslında asıl sorunların ve çözümlerin üstünü örtmeye yarayan bir örtü işlevi görüyor. Aynı zamanda kalite bu ülkedeki bütün anlam dünyalarından hızla uzaklaşıyor.

Elinizi attığınız her yerde, başınızı çevirdiğiniz her yönde, gözünüzü diktiğiniz her alanda uçsuz bucaksız yozlaşma, değersizlik, kokuşmuşluk ve tezgahlarla karşı karşıya geliyorsunuz. Herhangi bir alanda söz söylemek, iş yapabilmek için ya var olan tezgahlara uyarak tezgahlardan birinin parçası da siz olacaksınız ya da sessizce kaybolup gideceksiniz. Çünkü artık ne söylediğiniz, neyi tartıştığınız ilgilendirmiyor insanları nereden konuştuğunuz daha çok ilgilendiriyor. Tabiatıyla bir grubun, tezgahın içinde yer almadan, aklını ve namusunu korumaya çalışarak iş yapmaya ve hayatını devam ettirmeye gayret eden erdemli insanları bu olaylar olumsuz olarak etkilemektedir.

Biz de Edebiyat Şirketleri adını verdiğimiz bu yazıda edebiyat dünyamızdaki gözlemlediğimiz yozlaşma ve tezgahlara değinme niyetindeyiz. Öncelikle yazıya başlık olarak kullanılan iki kavramın sözlük anlamlarına bakalım. Edebiyat “düşünce, duygu ve hayallerin yazı veya sözle, dil vasıtasıyla ifade edilmesi sanatı.” Şirket ise “iki veya daha kişinin mal ve emeklerini iktisadi bir gaye (kar) ile bir araya getirmeleri sonucu meydana gelen kuruluş” olarak tanımlanmakta. Birbirine zıt iki kavram bir başlıkta nasıl bir araya geliyor diye sorulabilir. Yazıya başlık olarak bir araya getirilen bu iki kavramın yarattığı tezat Türkiye’de olan biten işlerin yanında çok basit kalabilir, kalmaktadır da nitekim. Bu ülkede kendini neyle tanımlıyorsa insanlar aslında o tanımın tamamen dışında yer alan bir anlam dünyasının içinde yer alıyorlar. İşte tam bu noktadan günümüzdeki edebiyat mahfillerine, guruplarına ve dergilere bakınca adeta bir şirket havası ve mantığıyla iş yapan kurumlarla karşılaşmaktayız.

Edebiyat günümüzde insanın kendi içinde derinleştiği, dilin sınırlarında dolaştığı bir imkan değil. Kendisinden hayatı devam ettirebilmek, kazanç sağlayabilmek için maksimum faydanın sağlanılmaya çalışıldığı bir meta olarak algılanıyor. Artık edebiyat varlığa dokunmanın acı tecrübe ve birikimlerini izleyicilerine yansıtan dilin içinden seslenmiyor. Gündelik ve çıkarcı bir dilin kirlettiği dünyadan yansıyor. Bugünki edebiyatçıların acıları, tecessüsleri ve sancıları yok. Yazınsal metinlerden devşirdikleri rantları var. Zihinsel gettoları ve bu gettolarda bir arada yaşadıkları müritleri var.

Ferdi bir yönelim olan, dilde başlayıp dilin içinde biten ve kendinden başka gayesi olmayan edebiyat, sanat, şiir vb…. toplumsal prestij, kariyer gibi kişisel ego ve yarışların emrine sunulmuştur. Artık iyi edebiyat yapmak değil, edebiyatın kazandırdığı statü, prestij önemli. Edebiyat sahnesi showmanliği meslek haline getirmiş, edebi metinleri enformasyon malzemesi yaparak piyasaya sunan edebiyatçılar güruhu tarafından koltuklar ise her şeyi basitleştiren, tüketen bir izleyici kitlesi tarafından doldurulmuştur.

Büyük edebiyatçılar yok artık!

Büyük bağlantılar var!

Büyük düşünceler yok artık!

Büyük ilişkiler var!

Ne konuştuğunuz, neyi söylediğiniz değil önemli olan nereden söylediğiniz!...

Bir dönem edebiyat toplulukları olsun, dergiler olsun bir duruşu, mevziyi ortaya koyarlardı. Bu topluluklar aynı zamanda edebiyat zevkini de kazandırırlardı. Edebiyat basit olana, sıradan olana karşı bir kavgayı da örgütlerdi. Gerçek edebiyatın kazandırdığı bilinçle iyiyi kötüden ayırt edebilme yetisi güçlenirdi. Şimdiyse hayata karşı her hangi bir tavır alışı olmayan, insanı sarsmayan bir edebiyat var. Aslında yok edebiyat. Kendi gruplarında parlatılan yazarlar (!) ve kitle-iletişimin de marifetiyle edebiyatçılık oyunun sergilendiği bir sanal dünya var.

Yaşam hızla çoraklaşan bir arazi gibi. Bu çoraklıktan kaçıp susuzluğumuzu dindirecek edebiyat pınarı yok. İnsani hisleri kuşatma altına alan mesleki ve bürokratik zorlamalardan, kapitalizmin ve küresel baskıcı mekanizmanın tasallutundan kaçıp sığınılacak metinler yok. Doğurgan acı yok. Arka arkaya dizilmiş ruhsuz kelimelerin esir alıyor zihinleri.

Sonuç olarak: Türkiye’de edebi olsun, siyasal olsun çok şeyin kötü kullanımıyla karşı karşıyayız. Anlamsal içeriğinden boşandırılan kavramlar, amaç haline getirilen araçlar, vb… bu kötü kullanımdan payını almıştır. Ama bir şeylerin kötü kullanımı o şeylerin kökensel olarak kötü olmasını gerektirmez. Erdemli insanlara düşen kavramları, olguları ve anlamları yerli yerine oturtmaktır. Tarihin her döneminde salih ve sahih niyet ve işlerin yanında istismar, kötü kullanım da olagelmiştir. Her ne kadar günümüz Türkiye’sinde çok fazla anlam ifade etmese de önemli olan nerede ve neyin yanında durduğumuzdur! Neyi yanımıza alıp neyi yanımızdan kovduğumuzdur!

Maksat iyinin yanında olmak, iyiye yanımızda yer açmak!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 586
Kayıt tarihi
: 01.10.12
 
 

... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster