Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2153
 

Edebiyat ve yaşam

Edebiyat ve yaşam
 

Yaşam birçoğumuz için bir kabulleniştir. Yaşadığımız yüzyılın, yaşadığımız toplumun, ailenin bize sunduğu ne varsa sorgusuz- sualsiz bir kabullenişle yaşamlarımız sürer. Ancak yaşamı sorularla ve bunlara aradığı yanıtlarla geçen insanlar da vardır. Yaşamda sorularına yanıt arayanlar için yaşam bir kabul ediş olmaktan çıkar ve bir reddetmeye dönüşebilir. Kimilerinde daha keskin bir şekilde kimilerin de ise hüzünlü bir şekilde yaşamla ve kendimizle ilgili arayışlar devam eder. Böyle insanlar için yaşamın dayatmalarından kurtuluş yollarından biri yazmak ve anlatmaktır.

İnsanı ve yaşamı bütünüyle konu alan edebiyat da insanın bu yanını ortaya koyar. Yaşamını, yaşadığı toplumu, insanları, duygularını tanımlamaya çalışma çabası ile bir karşı duruş da belirir. Bazı edebiyatçılarda edebiyat bu karşı koyuşun en iyi anlatım şekli haline gelir.

Edebiyatın yeni oluşum dönemlerinde insan ilk olarak doğa olaylarına tepki göstermeye başlamıştır. Başına felaketler getiren doğa, dost iken bir düşmana dönüşüverir. Sevdiklerini hiç zamansız bu yüzden kaybetmeye başlayan insan için eleştirel bakış açısı belki o dönemlerde başlamıştır. Zaman zaman öfkeye dönüşen bu duygular dizelerde yol bulmaya ve durulmaya bırakılır. Irmakların sel olduğu anlarda çaresiz kalan insanın duyguları sel olur dizelerde.

I II III

Bahar gelir kudurursun Gelin yedin kızlar yedin Gençler yersin koca yersin

Kızılırmak seni seni Nice ela gözler yedin Gündüz yersin gece yersin

Ne uyursun ne durursun Seksen doksan yüzler yedin Hakim benden sormaz dersin

Kızılırmak seni seni Kızılırmak seni seni Kızılırmak seni seni

Özellikle halk edebiyatında yukarıdaki şiire benzer şiir örnekleri ağıt olur ezgilerle. İnsanın başkaldırdığı, çaresiz kaldığı ölüm bazen Tanrıya bir sitem olur şiirlerde. Yaşadıkları bir kaderdir ve bu kader Tanrının kalemiyle yazılmıştır. Edebiyat sözcüklerin süzgeçten geçirildiği en güzel alandır. İçimizde bazen vahşi atlar gibi baş kaldıran duygular söze dökülmeye başladığı andan itibaren ince bir dokunuş başlar. Yaşadığımız birçok şeye öfke duyabiliriz. Öfke ise sanata girerse yine sivri ucunu gösterir ama asla insana zarar vermez. Yaşadığımız her halin, insani ve duygusal yönlerini görmeye başlarız. Kaygusuz Abdal şu dizelerde Tanrıya kafa tutar gibi görünse de insan olmanın en çaresiz hallerini, zorluğunu, bize başkaları tarafından yüklenenen kuralları, içinden çıkamadığımız bir yığın soruların bunaltısını dile getiriyor.

.....

Kıldan köprü yaratmışsın Garip kulun yaratmışsın Kaygusuz Abdal yaradan

Gelsin kulum geçsin deyü Derde mihnete katmışsın Gel içegör şu curadan

Hele biz böyle duralım Onu aleme atmışsın Kaldır perdeyi aradan

Yiğit isen geç a Tanrı Sen çıkmışsın uca Tanrı Gezelim bilece Tanrı

Edebiyat işte bu yönüyle yaşama, toplumun dayatmalarına bir karşı duruş haline gelir ki yazılanlar bunun en güzel ifadesi olabilir. Halk edebiyatının özünde de bu başkaldırı hep vardır. Doğaya, kadere, Tanrıya, kendimize, topluma, yöneticilere yönelik isyanın en güzel ifadesidir. Hatta tamamiyle yaşamdan kopuk, soyut bir debiyat diye nitelendirilen divan şiirinde de aynı şeyleri görürüz. Divan şiirinde de ‘hiciv’ ustaları vardır ki divan şiirinin o klasik konularından koparak direk yaşama dokunurlar. Bunlar arasında Bağdatlı Ruhi’nin terkib-i bendi oldukça ünlüdür. Bu eserde zamanın insanlarını, bunların ahlak ve karekterlerini eleştirir. ‘Gökkubbe altında değişen yeni bir şey yoktur’ sözü terkib-i bent de eleştirilenlerin bugün de yaşandığını gösteriyor. Her dönemde edebiyatın bu konuda mutlaka söyleyecek sözü olmuştur. Divan şiirinde bu konuda yazılan beyitlerden birkaç örnek verecek olursak:

Yuf harına dehrin gül ü gülzarına hem yuf

Ağyarına yuf yar-ı cefakarına hem yuf

( Bağdatlı ruhi-terkib i bent )

Dünya talebiyle kimisi halkın emekte

Kimi oturup zevk ile dünyayı yemekte

(Bağdatlı ruhi)

Bir devlet için çerhe temannadan usandık

Bir vasl için ağyara müdaradan usandık

(Nabi )

Yukarıdaki beyitler belki ilk akla gelenler, daha ayrıntılı inceleme yapılırsa daha bir çok beyit de bulmak mümkün. Başkaldırı deyince sadece siyasi ve toplumsal bir hareket gibi algılanabilir ki daha fazla özgürleşme çabasıdır aslında. Bir de insanın kendisi olma , kendini bulma konusunda da çabaları bir başkaldırıdır. Kendi dışımızda gelişen bizi kendimiz olmaktan uzaklaştıran bir çok etkene tepki göstermektir. Edebiyat bu tepkinin ortaya konduğu en güzel sahadır. Gerek şiirlerde gerek ise diğer türlerde yaşamdan, kendinden esinlenen şair ve yazarlar sürekli sorgular. Sorgulayan insan ise yeni açılamlar yakalayan insandır. Verilenlerle yetinmez kendi çıkışını bulmaya çalışır.

İnsan niye yazar? Çünkü insana içinde bulunduğu dünya asla yetmez. Başka dünyalar yaratma isteği ile yeniden kurgular yaşamdaki birçok şeyi. Yaşama ve yaşamda bizi etkileyen ne varsa bir bağırma isteğidir yazmak. Yazarken bizi huzursuz eden ne varsa ortaya koyarız .

Bazıları içinde yazmak gerçeğe düşle karşı durmaktır. O düşlerde yeni dünyalar yaratırız durmadan.

Kimi zamanda bir aynadır yüzümüze tutulan. Bütün çirkinliklerimizi olduğu kimi yansıtır bize. Bütün kusurlar ortaya dökülür, insan olmamanın en çıplak halini yaşarız yazılanlarla birlikte.

Edebiyatçı hangi çağda yaşarsa yaşasın kayıtsız kalamadığı için kalemine sarılmıştır. Başta kendisine karşı kayıtsız değildir. İçinde yaşadığı topluma, çağa karşı da kayıtsız değildir ve tek çare sözcüklere sarılmaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dilber Hsnım Yazmak ihtiyacının nereden kaynaklandığına ilişkin cümlenizi çok beğendim. Kimilerine göre sunulu dünya yetmeyip kendine yeni dünyalar kurmayı amaçlayıp yazması tespitiniz çok hoş .sevgiler

Coskun Karabulut 
 31.08.2009 10:15
Cevap :
Teşekkürler Coşkun Bey, bence edebiyatın gücü burada, edebiyat yeni baştan bir dünya yaratabiliyor bize. Sevgilerimle.  31.08.2009 19:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 2380
Kayıt tarihi
: 14.10.08
 
 

1970 Kaş doğumluyum. Trakya üniversitesi edebiyat fakültesinden 1992'de mezun oldum. Halen edebiy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster