Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '12

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1436
 

Edep

Edep
 

Vakurdur, onurludur güçlüdür, ormanlar kralıdır aslan. Ama edep ve ahlak narin bir çiçek gibi onun da ruhunun vazgeçilmezidir içgüdüsel olarak.


Ohh nihayet…
En sonunda birileri daha yazmaya başladı şu edep konusunu da…
Zira aylardır sadece ben ve Yılmaz Bey yazmaktan gına gelmişti artık bize..

“Bunca insanın arasında tek biz miyiz yahu edep nedir bilen” diye düşünmeye başladıydık neredeyse…

Demek ki neymiş hanımlar, beyler…
Edebin, ahlakın kuralları herkes için aynıymış.
Hiç değişmezmiş, herkes için geçerliymiş.
Edepsizlik edepsizlikmiş, ahlaksızlık ahlaksızlık.

Bir saygısızlık, seviyesizlik, bir terbiyesizlik yapıldı mı,
Bir iftira, bir hakaret, bir alay
Veya birilerini rencide edici söylemler, küçümsemeler,
Çirkin tutumlar, çirkin kelimeler,
Birilerini karalamalar, kötülemeye çabalamalar,
Zan altında bırakmaya, insanları birileri hakkında kandırmaya çalışmalar,
Birileri aleyhine kulisler, dedikodular,
Kimsenin de öyle hiç de hoşuna giden bir şey de değilmiş.
Rahatsız ediciymiş.

Kimse de böyle şeyler yapanlar hakkında hiç de iyi,  güzel şeyler düşünmezlermiş.
Bunlar değersiz insanlarmış…. isterlerse ağızlarıyla kuş tutsunlar.
Başka bir şeyleri kimsenin başaramayacağı kadar başarabiliyor da olsalar,
Çok güzel yazılar yazıyor da olsalar
Edepsizlerse eğer, ahlaksızlarsa, terbiyesizseler veya kötü niyetli , zarar verici, şeytansalar, duyarsız, özensiz, çirkin, kötücül…
Edeplilerin yanında onlar “sıfır”mışlar.
Asıl makbuliyet edepte imiş, erdemde imiş.
Edep var ise insan, “insan”;
Edep yok ise, hayvan da üstün zaten, hayvan bile değil imiş.

Burada bir senedir yazıyorum, hep bunları vurguluyorum.
Kötüleri sevmiyorum. Kötüler yüzünden ortamı sevemedim, sevemiyorum.
Edebimle edepsizlerin karşısına dikiliyorum.
Geç hadi geçebiliyorsan beni;
Edepsizliğinle yık hadi yıkabiliyorsan edebi.

Öyle ki birilerini hedef alarak, isim dahi zikrederek
G-noktasından dem vurmaktan bile utanmayan, çekinmeyen şerefsizlikler söz konusuydu.
Ve böylesini alkışlayadabilen, provoke de eden başka edepsizler, sinsilikler silsilesi.
Pusulasını şaşırmışlar kitlesi.
Elifi mertek, soytarıyı kral zannedenler zümresi.
Palan vurulursa eşşeğe, kendini at zannedermiş manzumesi.

Şimdilerde de bakıyorum bu bahsettiğim edepsizlikleri yapanlardan kimileri, sanki akıllarına eseni endazeye vurmadan yazıverenler kendileri değilmiş gibi, edeple ilgili yazıları bir de önerilerine ekliyorlar.
Böylesine maskeliler, yüzsüzler, pişkin ve riyakar.
Bırakın edep, hak, had bilmeyi, kendini bilmekten, kendilerinin ne yaptığını bilmekten dahi acizler sintinesi.
E böyleleri olunca ortamda, son günlerde birbiri ardı sıra yazılan edeple, ahlakla ilgili, saygıyı, erdemleri vurgulayan, edepsizlikleri dışlayan yazılara seviniliyor tabii…
Teşekkür ediyorum bu yazıları yazan, biraz geç de olsa sonuç önemli, benimle aynı dirayeti gösterebilen arkadaşlara da…

Yalnız, bu yazılardan birinde mesela edep ve edebiyat ile ilgili olarak da bir mantık hatası yapılıyor.
Edep ile edebiyat arasında bir bağlantı yoktur esasen.
Edebiyat bilenin veya edebiyatla iştigal edenin ille de edepli olacağı gibi bir koşul yok.
Ne edebiyatçılar vardır ki serapa edepsiz!
Küfürbaz şair bile denir bunlara malum.
Mesela Can Yücel…. mesela Neyzen.
Ama edepsiz olmaktan kasıt o değil zaten…
Onun için bu şairlerimizi tenzih ederek söylüyorum ki, asıl demek istediğim şu:
Bir de üstüne ahlaksız ise, yani kendi ahlaksız olmaya da o edepsiz!!

Bir mantık hatası daha…
Blog yazmak ile yazar olmaya soyunmanın da hiçbir alakası yoktur.
Blog yazmanın zaten, köşe yazısından, kitap yazmaktan, hatta günce yazmaktan bile daha farklı, daha geniş soluklu,  daha esnek bir boyutu olduğunu artık bir iyice özümsesek iyi olacak.

Yazar olmak isteyenler, blog yazarak yazı pratiğini geliştirmeye çalışıyor da olabilir belki ama, esasen yazar olmaya hevesi olanların,  bloğun dışında ve ötesinde çok daha başka bir şeyleri aslında öğrenmesi başarması gerekmektedir. Gerçekten “gerçek bir yazar” olmanın mecrasını, eğer bir aysberge benzetecek olursak mesela, blog, o mecranın olsa olsa  suyun üstünde kalan kısmı kadardır ancak.  Ve blog yazanlar arasında hiç de “yazar olmak” gibi bir düşüncenin, hatta öyle bir hevesin dahi zerresi bile olmaksızın yine şevkle istekle yazan ama çok daha farklı amaçlarla, belki çok daha ulvî veya sıradan daha kendileyin amaçlarla yazanlar da vardır. Bu amaçların neredeyse hepsi, çoğu da saygındır. Yazmak zaten saygın bir edimdir. İşte yazanların da yazma ediminin o saygınlığına halel getirmemesi esastır.

Evet, esnek ve çok geniş soluklu bir alandır blog… Onun için birbirimizi, yani blog yazanları çeşitli vesilelerle eleştirirken, insanların yazma tercihlerini, yazma özgürlüklerini, her türlü konu seçimlerinde veya kategori seçimlerinde, hatta yazdıkları yazıların uzunluğu kısalığı veya kullandıkları uslupları açısından kendi tarzlarını,  yazdıkları yazıların hafif ya da ağır yazılar olup olmaması, kurgu, masal, hikaye, hayal, rüya, mizah veya daha ciddi, gerçekçi, hatta bilimsel olup olmaması gibi kıstaslarla sınırlamaya, psikolojik baskı ve dayatmalar uygulamaya, sık sık tekrar tekrar böyle şeyleri vurgulayarak kısıtlamaya, engellemeye çabalayıp, can sıkmaya çalışmanın da ayrıca yine insana bir saygısızlık, hür iradeye bir saygısızlık ve insanın seçim özgürlüğüne ve tercih hakkına bir müdahale, densizlik, işgüzarlık, terbiyesizlik, haksızlık olduğunun da bilincine varılmasında yarar vardır. Ki bunların tamamı ‘mobbing’e girmektedir, yani ‘sosyal kabadayılık’ olmaktadır zaten.

Mesela bir blog yazısı, hiç de edebi olmak zorunda filan da değildir. Yeter ki,  edep, ahlak, hukuk ve en asgari okunabilirlik-anlaşılabilirlik düzeyinde dil ve yazım kurallarına da uygun olup,  ne insana-kişiliklere, ne ahlaka, ne doğrulara, ne de dile, yazıya da saygısızlık - haksızlık ediliyor olmasın.

Dil deyince de, bunda da ayrım iyi ve doğru yapılmalı. Çünkü bazı öyle dilbilgisi kuralları vardır ki ve madem ki artık okurlara da açık bir platformda yazmaktayız, hiç olmazsa onlara bari gerçekten dikkat etmeliyiz, doğru yazmalıyız.  En azından mesela “-de” eki gibi, işte onu doğru kullanmadınızmı resmen anlam kaymasına da neden olduğundan yazıya da, dile de, okuyucuya da eziyet olur. Yani  farkında bile olmadan o da yine bir tür saygısızlık olur. “-de” eki, o şeye dahil, o şeyin içinde anlamında ise o kelimeye bitişik yazılır; mesela “burada”, “çantamda”, “yazımda” derken, buranın - çantanın - yazının içinde anlamını taşır ve bitişik yazılır. Fakat “dahi” anlamında, yani bir şeyin yanısıra veya ilaveten bir başka şey “daha” anlamında kullanılacaksa, mesela şunun yanısıra “o da”, “bu da”… vb. veya “nasıl ki kalem getiriyorsan ‘silgi de’ getirmelisin; kitap da, defter de getirmelisin“ derken, ayrı yazılır…. ya da “bunları yüzüne söylediğim gibi ‘yazımda da’ belirtmiştim” derken mesela, yazımın içeriğinde-içinde belirtmiştim anlamında olmak üzere ilk  ‘-de(da)” eki bitişik, ama hemen sonra gelen ise ‘dahi’ anlamını taşıdığı için ayrı yazılır.  Yani, hem söylemiş, hem de "buna ilaveten" bir de yazmış çünkü, bunu ifade etmektedir.

Ama bunun dışında anlam yitimine neden olmayacak kadar nispeten daha önemsiz, zararsız veya etkisiz sayılabilecek dilbilgisi ve noktalama kuralları veya kelime yanlışları için ya da yazarken sehven oluşan bir takım yazım hataları için, elbisenin yüzünü bırakıp, astarıyla da uğraşılmamalıdır. Bir yazının içeriği-özü, yazıyla ne dendiği, o yazının şeklinden daima çok daha öncelikli ve önemlidir. Gerçi pek tabii ki yeri geldikçe şekille, dille ilgili hataları da düzeltelim, doğrusunu da bildirelim haliyle ama, bunu yaparken  yazarı rencide etmeden, amacı kaybetmeden,  şahsiyete yönelik bir saldırı haline getirmeden bu düzeltmelerin yapılmasına özen gösterilirse, doğaldır ki yazar da bunu düzeltmeye daha bir istekle özen gösterecektir. İyi niyet de zaten bunu gerektirir.

Bir de tabii insanları yanlışa, yanılgıya yöneltici, yanlış şeyleri doğru zannetmeye, olmayan şeyleri olmuş, öyle olmayanı sanki öyle imiş gibi zannettirmeye veya yanlış ve zararlı yönde provoke etmeye yönelik olmamalıdır da yazılar. Hele de birilerinin aleyhine kasten, bile bile haklarında yersiz ve yanlış istifhamlar yaratarak insanları ajite etmeye, kandırmaya yönelik yanıltıcı yazılar, zaten ahlaksızlık-kötülük sınıfındadır.

Ortamla ilgili, daha doğrusu işte böyle şeyler yapabilen insanlarla ilgili sıkıntılar bir süredir yine içimde birikiyordu, canım yazmak istemiyordu. İster istemez özellikle de şahsiyete yönelik çirkinlikler, birtakım terslikler, eğriyi doğruyla karıştırmalar, yanlışa tepksiz kalmalar, yanlışı kınayıp doğruyu savunacağına, neredeyse doğruyu kınayıp, yanlışı-ahlaksızı-kötüyü hoşgörmeler hatta alkışlamalar gibi hiç olmayacak şeyler, haksızlıklar, ayrımcılıklar, gruplaşmalar, saptırmalar gözlemlendikçe içinden gelmiyor insanın haliyle. Ama şu son yazılarla bulutlar sanki biraz dağılır gibi oldu… burada bir senemin dolmasına bir hafta kala benim de bunlar döküldü işte gönlümden bilincimden…

Çok daha güzel, huzurlu, edep-erkan içinde, saygı-sevgi ile mamul nice paylaşımlara diyorum yazarlarımıza…

Her ne kadar bazı “blogçu”lar,  tepeden bakarcasına yok üleşimciydi veya “paylaşımcı- yazar” ya da “yazan-yazar” ayrımı yapma gafletine dahi düşebilmekteyse de ‘halâ’ ve hem bunların arasından, hem de yeni türeyen başka bazıları bile, artık ne zaman olmuşlarsa kimbilir, kendi yazılarındaki hatalarına ve yaptıklarına bakmadan bir yazı “otorite”si  veya insan sarrafı  ve de “en iyi-doğru” olduklarını  sanmaktaysalar ‘tek’ kendilerini ve kendinden saydıklarını, zaman içinde onlar da işin şirazesini elbet öğreneceklerdir diliyorum. Zira bizler "hepimiz birlikte" MB Blogger’ları olarak başlıbaşına TEK bir grubuz zaten.

Nice değerli, doğru yazılara, tutumlara…



Filiz Alev
21.02.”12

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili arkadaşım, blogunla ilgili yorum yapmayacağım ama Kerim Korkut'un yorumuna verdiğin cevapla ilgili bir yorum yapmak zorundayım. Şöyle ki Kerim'e verdiğin cevapta "Allah'ın beğenmeyeceğini de, ben de beğenmem" demişsin. İyi güzel de bu biraz fazla olmamış mı? Senin beğendiğin her şeyi Allah'ın beğenip beğenmediğini nereden bilebilirsin ki? Belki Allah senin beğendiğin hiçbir şeyi beğenmiyor olamaz mı? Örneğin ben eminim ki Allah benim yaptığım, söylediğim, yazdığım ve neticede de beğendiğim çoğu şeyi beğenmiyordur. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 26.01.2014 22:31
Cevap :
Mustafa'cım bunun sır olan bir yanı yok. Allah'ın neyi, neleri beğenmediği zaten açıktır. Bizzat Kur'an dahi zaten bunları bildirmek içindir.Kaldı ki yalnızca dindarlar değil, bunların çoğunu bütün insanlar da bilir. Zira bütün o genel geçer "AHLAK" kurallarına uymayan, "HAD ve HAK sınırının" dışında kalan şeylerdir bunlar. Kötülükler, herhangi bir yanlışa karşılık bir yaptırım niteliğinde olmadıkça birine veya bir şeylere zarar verici ve haksızlık edici şeyler çirkinlikler, alay, kibir, haset, fesatlık, sahtekarlıklar, hainlik ihanet nankörlük riyakarlık dedikodu iftira yalan zan nifak vs gibi ve düzgün ve doğru her insanın kendine yapılmasını istemediği ve kötü ve art niyetlerle yapılan şeyler ile düşünmemek-bilmemek, düşünmeye bilmeye çalışmamak, keza yine kötü-zararlı ve bu nedenle de HAKSIZLIĞA YOL AÇICI-HAKSIZLIK OLUŞTURUCU nitelikteki HUYlar ve davranışlardır bunlar. Arife tarif gerekmemektedir yani.Hattâ "bilme" yolunda ol,o bile yeterlidir bunları zaten bilmek için. Selamlar..  28.01.2014 14:15
 

Edeb konusunda yazmıyorum çünkü sopa yerim.Hiç beni ilakadar etmiyo.Piyasadaki ehlak,terbiye,görgü visaire benim kapıdan içeri giremez.Hepsi saçmalık. Reddediyorum.Korkut'un kendine özgü edebi vardır.Köpekler terbiye edilir; insanlar terbiye edilemezler. İnsanları yola getirmek, adam etmek isteyenler salaktır.Terbiye insanın kişiliğinde var olanı değiştirmeye çalışmaktır; bu yanlıştır. Siz Allah'ın yarattığını beğenmiyor musunuz? Öze dokunmadan yeni değerler katarsanız olur.

Kerim Korkut 
 15.03.2012 18:02
Cevap :
:)) Neyseki sizin fikirlerinizi ve esprili yanınızı biliyorum:) O halde şöyle diyeyim, edep ve ahlak konusunda bir de insanların mutabık kaldığı müşterek kabuller vardır. Üstelik olmazsa olmazıdır bunlar da işin.Bunun aksi, karşı tarafın kişilik haklarına tecavüz olur. İşte o en asgari düzeyde dahi uyumsuz ve uygunsuzsa, odur asıl salak da. Yani terbiyesizler, ahlaksızlar, edepsizler asıl, salaktırlar. Dolayısıyla onların kimseye zarar vermemesi için de onlara müdahale edilir, tepki gösterilir, kınanır, böylece öğretilmeye çalışılır.Terbiye yanlıştır diyorsunuz. Yani eğitim zaten yanlış bir şey o zaman size göre. Kaldıralım okulları, öğretmen ne demek canım, hiç ihtiyaç yok, gereksiz bir meslek, ana baba da lazım değil, salalım çocukları da çayıra, mevlam kayıra. Allah'ın yarattığı ise edepsiz ahlaksız bir varlık değildir, daha öğrenecek, gelişecek, bilecek de ancak o zaman insan olacak bir varlıktır.Ve onu beğenir zaten Allah da. Allah'ın beğenmeyeceğini de, ben de beğenmem işte evet.  16.03.2012 3:49
 

Kimse kimseyle uğraşmasa, kimse kimseyi yargılamasa, herkes dili döndüğünce, bildiği kadar, beynindekileri, kalbindekileri yazsa, kimseyi kimseye bulaşmadan, saldırmadan, küçümsemeden, gereksiz yüceltmeden,kimse kimseyi değiştirmeye çalışmadan şu MB deryasından faydalansak diyorum. Ve kaçıyorum:)

Ahmet KARAKAYAN 
 11.03.2012 10:25
Cevap :
Değil mİ? Ama kimilerinin açlıkları var işte demek ki, durup dururken saldırmadan duramıyor. Bakın işte şu yazının, şöyle bir yazının altında dahi.. E tabii biri size saldırınca da noluyor.. Hop noloyursun diyor haliyle.. Ama onu da anlamazsa 1,3,5 etki tepki meselesidir de doğal olarak. Kimsenin de eli dili armut toplamıyor sonuçta, saldırana karşı siz de karşı direnişe geçiyorsunuz. Had bilmeyene de had bildirmek farz oluyor icabında. Kendinizce sadece fikrinizi beyan ettiğiniz halde dahi, bazı açlar size sardırabiliyor maalesef. Uymuyorsunuz, uymuyorsunuz ama kaç kaç nereye kadar? Bir de benim için mesela kaçmak mümkün de değil zaten, saldıranın karşısında geçilmez, aşılmaz kayayım, dağım, ulu çınarım çünkü ona göre. Kendimi öylelerinden uzak tutmaya çalışırım ama yine de onlar aramasanız da sizi buluyor zaten:)) Çok değerli, yazımı pekiştiren bir yorumdu... ve aynen katılıyorum dediklerinize, ben de keşke herkes belirttiğiniz düsturda hareket etse diyor, çok teşekkür ediyorum.  11.03.2012 12:44
 

(Sn.Karip dvm) olan hassasiyetlerinden vazgeçmezdirler de kuşkusuz. Aksine, doğruda olanlar, doğruları ve bu kuralları bildirmekte de “yürekli olma hassasiyetini ve özenini” de göstermek durumundadırlar, zira insanın hayrı, insanın yararı için, insanın ve insanlığın iyiliği, mutluluğu buna bağlıdır zaten. BAŞARININ VE MUTLULUĞUN SIRRI, DOĞRUNUN YAPILMASINDADIR malum. Onun için, insana ve insan olana sadece şu sorunun cevabı bile doğru yönü göstermekte yeterlidir: Yanlışlarda olanların hassasiyeti mi önemlidir, yoksa insanları doğruya davet edenlerin, doğruda olanların doğruya olan bu hassasiyeti mi önemli ve önceliklidir? Hangisi insana yarardır, iyidir, hangisi iyiliktir, doğruluktur, edeptir, ahlaktır, makbuldur, tercihe şayandır? Yani eğriyi doğruyu ayırdetmek, insan olan için aslında hiç de öyle zor da değildir, görüldüğü gibi… Bana bu hususu ifade etmemi de hatırlamamı sağlayan, bu çok değerli yorumunuz ve katkınız için gönülden teşekkürlerim, selam ve saygılarımla…

Filiz Alev 
 02.03.2012 23:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1652
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3079
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster