Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
347
 

Edu

Edu
 

Sondan başlangıca…

İnsanlar mutlu olunca bir şey yazamazlarmış. O insanların tamamı benim.
Mutlu mu gözüküyorum? Belki de sıradan. Sanırım duygularımın “hoşça kal” vakti geldi. Evet,
Günlükçümsü defter,

Kendimi Kurt Cobain’in intihar mektubundaki son 4 satır gibi hissediyorum. Bütünden tamamıyla kopuk…

Kalbinizden evreni geçirin ya da gidin evrenin canını yakın. Kimi acıtırsanız kalbiniz orada atar, kalbinizin evrenle atması için güzel bir neden. “Sonunu sevmeyeceğiniz bir işe başlamayın…” Özür dilerim ama ben başını çok sevdim bu işin! Ve öyle, bir öyle işte kadar sıradan…

Bazen en yakın arkadaşının adı Buse olur ya da bir öpücüğe buse dersin. Seni güldüren varlık Buse olur ya da ağlatanlara buse dersin. Buse senin annen olur ya da bazen bir dal oluverir buse. Bense sana Edu dedim, adın Edu olsun. Ben terliksi gözyaşları ülkesinin dilencisi... Sen adını fısıldadın, ben söylüyorum sadece…

İşte her şey böyle başladı.

Ben Edu dedim, herkes her şeyin dedi. Edu kimdir, bilir misiniz? Gülücük, sevmediğim birinin aldığı bir hediye, en sevdiğim ayakkabının yırtılmaya yüz tutmuş kısmı, duştayken kesilen su, kâğıdı yırtarken çentik olan kısım… Ben demedim ama herkes dedi.

Adın da 3 harfli olsun istedim Edu, aslında sen istedin. Kızdığımda gelme diye 3 harfli adını yaftaladım ve ezanını kulağına, telleri kopmuş bir gitarı kucağıma alıp ben okudum. Adın Edu olsun dedik, sen seçtin ben ise koydum.

Mürekkebimin kokusunun kulağını çınlatmasını özledin mi? Biliyorum cevap vermeyeceksin. İsteyeceksin bir şeyler söylemek aşka dair ama otobüs hareket edecek. Sen gideceksin ve ben sana giden tüm trenleri kaçıracağım, habire.

Edu, sen düşmek nedir bilmeyeceksin. Kimi zaman içimdeki çocuk, kimi zaman sevgilim oluvereceksin. Edu, adının anlamını taşıyabilmek için ben ölene kadar bekleyeceksin. Ve birbirinden farklı hayatların içinden tek bir nefes çıkacak, sen cam kenarına oturacaksın. Göz göze geleceğiz, gözlerimiz birbirinden habersiz... İlk buluşmamız böyle olacak, bense başka bir cam kenarından yaşam savaşıma dalıvereceğim.

Ayakları yok hiçbir hayatın, tüm yük senin üstünde olacak.

Ve her koltuk bir parça daha acıtacak ihtimaller düzeyinde. Edu, bir nefes arkanda olacağım. Tanımayacağım ama. Bekle orada öleceğim ilk önce. Ve tanışacağım seninle. Son sevişmem ölümümden sonra olacak benim. Sevişeceksin acılarımla bilmeden, ölmüş olacağım. Akrep yelkovana tur bindirecek. Ve tüm kuşlar yaşamına devam edecek.

Ölümümün başka bir hayatın başlangıcı olmasına izin vermeyecekler. Araf diyecekler ben ölünce adıma. Koyacaklar beni bir masaya, parçalayacaklar. İşe yaramaz organlar ve duygularından arınmış bir yürek bulacaklar. İş görmez deyip toprak yapacaklar, bense inadına Araf olacağım.

Sen yaşayacaksın Edu. Azrail’im olacaksın farkında olmadan, bir kriz sırasında sıkışan yüreğim olacaksın. Ben öleceğim ve içimden kurtulacaksın Edu. Çıkacaksın Araflığa yüz tutmuş bedenimden. Adın ne bilmiyorum ama kanserim olacaksın. Yüreğimin nasırı, acımasın diye dokunulmayan… Ben öleceğim Edu. Ve özgür kalacaksın.

Bir şeyler söylemeyeli uzun zaman olmuş, küslük ne kötü şey.

Ve
Merhaba
Edu.
Ben
Tecrübemsi
Pembelik.
Kaybetmenin sıvısını “kendine iyi bak” a sıkıştırmış şahsiyet. (Sızı değil sıvı, yanlış yazmadım.)

Ne diyor bu diye bakma Edu. Bakmazsın da zaten.
Özleyemezsin beni, gülebilirsin. Ama ağlayamazsın benim için. Hem gönlümün avlusunda “İbrahim” demek yasak Edu… İnsanlar ağladığında duvarları da ağlıyormuş. Benim duvarlarım ağlamıyor. Sevdirememişsin kendini sevgi babında. Görümsetmek gibi olmasın ama…

Sen duyamazsın hiçbir şiiri Edu eğer ben onların tırnaklarını sökmezsem.

Sen kimsin Edu, anlat onlara kim olduğunu. Kalbin var mı? Enginar… Özelliğini bilir misin? Ortak yönünüz ne peki: nothing.

Bana somurtma Edu, dudaklarının üstündeki kıvrımları incelemek sıkıcı. Yapılacaklar listem “hiçbir şey”ler ile baya kabarık bugün. Gidiyorum Edu. El sallamak istemiyor canım ama. Sana her el salladığımda tren kaçıyor, bilirsin. Ya da… Ya da nereden bileceksin ki?

Hem dedim ya Edu sevgilim olduğun an aşkımı hissetmeyeceksin. Kafamda bahçedeki kavağın yellerinin yersiz silueti… Onun esmesiyle ben nereye kadar götürürsem tabi bu işi…

Aşktan konu açmayacağım ama sana sevgimden bahsedebilirim. Başkalarını parçalayarak oluşturduğum bu sevdayı şimdi sigara olarak kullanıyorum. Tadı güzel, iyi kafa yapıyor. Ama zararlı ciğerlere esasen...

İbrahim nasıl?
Ya Eşref,
Peki Sedef?

01.01 saat. Biliyorum beni düşünmüyorsun. Ben seni düşünüyorum ama sen saate bakmıyorsun. Dostlar birbirini düşünür, kızmayın bana.

Kimliğinin her şarkısını yanıma almışım. Bu sıralar onları yollara hediye ediyorum. Dudağımın her oynayışında ise sana giden bir bileti daha yutuyorum. Süresi çoktan geçmiş biletler... Geriden gelmenin acısını benim yerime saatim soracak sana. Romantikleşmeye yüz tutmuş bir akşamda saatler uğruna can verecek. Bilmeyeceksin.

İntihar süsü vereceğim satırlarıma ama cinayeti sen işleyeceksin.

Son 4 satırı tanıdıklarım ekleyecek. Ve durmayacak hiçbiri, soyadım kanatlanacak. Soy dediğin nedir ki? Anlatamayacaksın. Kendine iyi bak diyeceğim. İçinde gözyaşı yok, acı yok, inat yok, sevgi yok. Her şey bitecek ve ben âşık olacağım. Son mu? Kim bilir hangi koltuğun altına fırlatılmış halde.

Ve en sıkıcı günlerden bugün…
Günlerden Kasım, aylardan Pazar… Saatlerden 27’si, yıllardan sonbaharı…

Kendimi bölüp her parçamla başka bir işe koşmuyorum. Mutluluk bu ya hani, haddimi aşıp mutluluğun da gözyaşlarını ben siliyorum. Gerçek hayata selam söyleyin, benim pembemsi hayallerime rol vermeyip yedeğe atıveriyor. Hayat… Kendi sahnesini ortada çevirip oyuncularına benim kucağımda kulis yaptırıyor ara ara.

Kitaplar okuyoruz, hayat felsefemizi arıyoruz, değişmek için sınırları zorluyoruz. Sağ tarafa doğru uzamış bir dalın yönünü sola çevirmeye çalışıyoruz. Kendimizi buram buram kırdıktan sonra birileri bizi sevsin istiyoruz. Hani üstündeki kıyafeti çok beğenen biri olur ama kıyafeti çıkardığında bir değerin kalmaz ya, öyle biraz aslında.

Ve hayatından bir kişi eksildiğinde yalnız kalmazsın. Asosyal misiniz siz bütün âşıklar? Ağlayabilirsin, üzülebilirsin, isyan edebilirsin. Değişmeye çalışmaktan vazgeçebilirsin, daha çok değişebilirsin. Gerçi bunların benim için bir önemi yok. Hayatını mahvedebilirsin, acılar içinde kıvranabilirsin. İstersen at kendini bir yerden. Hayatından eksilen bir kişi üzülmez, duymaz bile belki. Peki ya hayatındakiler? Yalnızım deyip yok saydığın insanlar… Kendi gözünde silikleştirdiğin siluetler… İstersen at kendini Edu. Faturası hayatına değil hayatındakilere kesilir sadece.

Ve bitti. İşte bu kadar…
Beğenilme kaygısını çekmeceye kaldırdım. Meğer yeri orasıymış. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 364
Kayıt tarihi
: 13.03.11
 
 

Yıllardır öğrenci, hala öğrenci... Ben öğrencilikten bıktım, öğrencilik benden bıkmadı.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster