Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Efendiler; gençleri ayırmayın birbirinden!

Efendiler; gençleri ayırmayın birbirinden!
 

“Hiç kimse kusura bakmasın” diye başlamıştım söze, saçma geldi; kusura bakılması gereken şeyler de var yaşamda…

“Hiç kimse kusura bakmasın” diye başlamamın sebebi: Her bebek masum gelir dünyaya, hoş gensel geçişleri de yok saymamak lazım, lakin o bebek yine de masumdur şekerim!

Konuya bir şekilde giriş yaptığıma göre gelişme bölümüne de geçebilirim: Tecavüzler, tacizler, “Seviyom lan!” diyerek öldürmeler araştırıldığında kız-erkek birlikte büyümüş, birlikte top oynamış, birlikte okul sıralarında dirsek çürütmüş kişilerden ziyade kız-erkek arkadaş ilişkisini yaşayamamış bireylerden kaynaklandığını görmek pek de zor bir şey değil.

Lütfen dikkat edin, medeni şekilde büyüyen, yetişen kaç kişi gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alır?

Hiç mi olmaz?

Olur elbet… Ama yüzde kaç?

Birileri kusura baksın, lütfen baksın, ille de okul eğitimi değil, aile eğitimi de önemlidir; mahalle görgüsü, toplum bilinci, falan…

“Falan” diyorum, cümlemin havada kaldığından…

Niye havada kalıyor? Yahu, bilen zaten biliyor, derdim bilmeyenler ama onlar da olur ya okudular yazımı, iş geldi aile, mahalle, toplum etkilerine; sıkılacaklar bu noktada, “Offf aynı terane!”

“Ateş ile barut bir arada olmaz!”

Budur işte tüm mesele!...

******

Ateş ile barut bir arada olmaz gerçekten, bunca savaşlarda ölenler de, bunca tabanca-tüfek ile öldürülenlerde de gördüğümüz gibi; hoş, bir de bıçakla deşme, doğrama modası çıktı, yeni bir ata sözü bekliyoruz!

******

Minik bir örnek vereyim: Kız-erkek arkadaşlar birlikte büyüdük.

Yaş gereği hoşlandığımız da oldu, minik flörtler de yaşadık.

Bize aşık olanlar da oldu, aşık olduklarımız da…

Tadında yaşandı, aşık olan arkadaşımıza gönlümüz kaymadıysa arkadaşlık çerçevesi içinde ilettik duygularımızı, hatta öyle naif davrandık ki, ifade bile edemedi gönlünün düştüğünü…

Kanımızın kaynadığı zamanlar, yine de demem o ki: Bir denge unsuru, bir algılama yetisi, bir durma noktası da var o kanın kaynadığı zamanlarda!

O da kişiliktir işte!

O yaşlarda kolay değildir kişiliğin şekillenmesi; zor da değilmiş işte!

Güvenmek!

Bu kadar basit!...

******

Ailem hep güvendi bana, acayip bir oto-kontrol gelişiyor insanda; hiçbir duygumdan kaçmadım, yaşımın gerektirdiği her şeyi yaptım; dansettim, voleybol oynadım, diskoya gittim; bir Pazar günü bakkaldan dönerken bisikletli biri popoma bir şaplak indirdi! Babama söyledim, karakola gittik, bulundu şaplakçı.

Rahmetli babam “Bir daha böyle pantolon giyme!” demedi!...

Bilmem anlatabildim mi?

******

Gençliğimizi ailemizin bilgisi altında, gönül rahatlığıyla yaşadık. Annem bazen idare etti babamı, bazen bizi, bir çok kişiye göre pek minik detaylar; ya da tam tersi: Hayat kurtaran dengeler!

******

Pek uzun yazdım gelişme bölümünü, farkındayım, sonuca geleceğim, lakin yazasım tuttu işte…

Gençlik kamplarında haremlik-selamlık dönemi başlamış!

Yani; kamplardan kızlar ve erkekler ayrı dönemlerde yararlanacaklarmış!...

“Pek güzel uygulama” falan diye yorumlar yazmış haberin altına bazı vatandaşlar, ayol, orada kızlar ve erkekler aynı odada uyumuyor!

Etkinliklere beraber katılıyor, birlikte şarkı söylüyor, birlikte voleybol oynuyorlar…

******

“Ateş ile barut bir arada olmaz!” diye terennüm edenlerin, yani kız ile oğlan bir arada olursa bilmem ne olur diyenlerin bir zahmet geçmişlerini araştırsak diyorum.

Baba eli saçına değip de okşamamış bir genç kız, eli saçına değen ilk erkeğe vurulmuştur!

Vurulduğu erkek ile evlenmiş midir? Bilinmez…

İlk okul sonrası hep erkek işlerinde çalışmış bir genç için kız=kadın olur, kaçınılmaz; “Kız-kadın” demek ise ya cinselliktir ya karı, yani eş!

******

Bir arkadaşımız vardı, o zamanlar adı konulmamıştı lakin şimdi anlıyor insan, hiperaktifti!

Kocaman erkek bisikletine minicik yaşı ile yandan binerdi; herkesle sohbet eder, her yere takılırdı.

Yoğurt almaya bakkala gider, sohbete takıldığından, yaşı yedi falan, üç saat sonra eve dönerdi!

Annesi, rahmetli Fatma Teyze, yere tükürürdü,  “Bu tükürük kuruyana kadar eve geleceksin!” derdi.

Öyle başedeceğini sanırdı rahmetli…

Sonraki yıllarında, baktı ele-avuca sığmıyor, biraz daha daralttı çemberi, lakin çember daraldıkça Ayşe daha bir haz alır oldu çemberleri kırmaktan!

Sanki bir oyun gibi…

******

O oyun tarzı oldu sonraları, tüm sınırlar aşılması gereken birer çitti sanki!

Olanca özgürlüğümüz içinde yapmadığımız şeyleri rahatça yapmıştı, neşe ile…

Biz üzerimize yüklenen sorumluluğu taşıyıp, kendi oto-konrolümüz ile cebelleşirken O, kendince, haksız yere önüne konulan çitleri aşıyordu sevinç içinde!

Her aştığı çit özgürlüğüne götürüyordu; o nedenle mutluydu!

******

Genç erkek ve kızları birbirlerinden uzaklaştırmak yerine birbirlerie yakınlaştırmak gerek; tabii bunu da ancak kız-erkek dirsek çürüterek ortak bir proje hazırlayanlar, bir turnuvada, koroda, tiyatro çalışmasında, efendime söyleyeyim, bir foklör ekibinde elele oynayanlar, bir gençlik kampında yakılan ateş etrafında şarkı söyleyen, türkü mırıldananlar, ancak, bilir!

 

htp://twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aynı ve doğru şeyleri düşünüyoruz. Geçen haftalarda yazdığım yazı bunu doğrluyor. http://blog.milliyet.com.tr/bayan-yani-boyle-olmali/Blog/?BlogNo=362411 Ülkemizde kadınların suçlu erkeklerin sapık olduğu bir toplum modeli yaratılmaya çalışıyor. Bütün amaç o. Oysa özgür olmak insanı bütün kötülüklerden ve kötü şeylerden korumaya yetebiliyor. Sağlıcakla...

Asi Güvercin 
 25.05.2012 22:31
 

Son derece doğru şeyler söylüyorsunuz .Gençleri birbirine yabancılaştırıp, ayrı toplumlar yaratacağımıza,insan gibi birbirini seven, sayan insanlar topluluğu yaratsak ne olur. Bunu çok iyi anlatıyorsunuz. ama efendiler; Suudi toplumuna özeniyorlar... Orada kadınlar, erkekler ayrı ya... Oysa Türk toplumunun geçmişinde ayrı gayrılık yoktur. her ikisi de birlikte at sürerlerdi. Ama biz, Türk olmaktansa Arap toplumunun geleneklerini benimsemeyi daha uygun görüyoruz. Ne kadar yazık.!

Erdal Ceyhan 
 25.05.2012 22:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1330
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster