Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '10

 
Kategori
Günübirlik Turlar
Okunma Sayısı
1163
 

Efes Antik'te dün

Efes Antik'te dün
 

Mevsim sonbahar artık. İzmir’de en sevdiğim ay eylül... sanıyorum bu sadece benim için geçerli değildir. İç bayıltan sıcaklardan sonra insana şurup gibi geliyor doğrusu. İsmini de çok severim hüzünlü ve romantik bi yanı var. Hele bu mevsimde Ege’nin içlerine trenle seyahat etmeyi. Onun da değişik bi havası var.

Dün Efes’teydik. Buraya iki kez konsere gelmiştim Diana Ross ve Zamphir konserleri. Harikaydı... Hele Zamphir konseri çok hoşuma gitmişti. Acayip büyülü bi geceydi. Ama konsere giriş, “cinnet anı” gibi bişeydi. Çok fazla bilet sattıklarından, izdiham olmuştu. Bana kalsa bırakıp giderdim. Ezilme tehlikesi geçirerek içeri girebilmiştik. Yaz gecesi ve Efes Antik’te konser, insana çok farklı duygular hissettiriyor. Artık orada konser olmuyor maalesef.


Neyse biz gelelim düne, güzel bi tren seyahatinden sonra Selçuk’a geldik. Selçuk Kuşadası, Meryemana gibi yerlere yakınlığından dolayı çok önemli bi yer olmasına rağmen, içi çok hareketsiz ve ıssız. İnsan bi an önce bu terk edilmişlik duygusu hissettiren yerden çekip gitmek istiyor. Hemen garaja gittik. Trende bizimle birlikte seyahat eden turistler de oradaydı. Aynı minibüse binip, 3 km uzaklıktaki Efes’e doğru yol aldık. Ege’deki bitki örtüsü, beyaz badanalı basit küçük evler, hayatın ne kadar basit ve güzel olduğunu anımsatıyor. Bu yüzden yol öyle hoşuma gidiyor ki, sadece minibüse atlayıp etrafı seyrederek bile bi yere varma amacı olmadan gezebilirim, “yolda olmayı sevenler derneği üyeleri.”

Sağlı sollu turistik eşya dükkânlarının yanından geçerek Efes Antik yoluna girdik. Hava her ne kadar serin olsa da, yine de insan sıcağı hissediyor havasız minibüsün içinde. Aman allam böyle bi güzellik olamaz. Buradaki görkemli çam ağaçlarının verdiği serinlik, saçlarımın arasından rüzgâr esiyor. Aynı ağaçlar bi de dile gelip şarkı söylemeye başlamasınlar mı? Nefis bi çam kokusu vardır bilirsiniz, bu yoğun kokuyu ciğerlere gönderiyoruz.

Efes ören yerine girdiğimizde, Hadrianus Tapınağı girişinde Efes’in üç bin yıllık kuruluş efsanesi şu cümlelerle yer alıyor. Atina kralı Kodros’un cesur oğlu Androklos, Ege’nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı’nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege’nin lacivert sularına yelken açar… Kaystros (Küçük Menderes) Nehri’nin ağzındaki körfeze geldiklerine karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yabandomuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler…


Bizimle birlikte gruplar halinde turistler vardı. Herkesin elinde fotoğraf makinaları sürekli fotoğraf çekiyor. Daha önce buraya gelmediğime hayıflandım doğrusu. Çok ayıp etmişim kendime ve ne büyük bi haksızlık dedim.
Neyse pişman olmayı bırak ve güzelliğin tadını çıkar.


Artemis Tapınağı, Celsus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı, Domition Tapınağı, Serapis Tapınağı, Mermerli Yol, Senato, Yamaç evler –kiii süper bi konumda- Büyük Tiyatro, Anıtsal çeşme, Hamam ve umumi tuvaletler, mil taşları, Liman caddesi…


Şimdi çektiğim fotoğraflara baktığımda her şey bi rüya gibi geliyor. Antik kenti yabani incir, ardıç, lavanta ve bilumum ot kokuları sarmış. Bu kokular antik kenti daha da muhteşem kılıyor. Gelmeden önce burada gezmenin beni eğlendireceğini hiç düşünmemiştim. Çok eğlenceli, güzel geçti. Sanıyorum bunda turist katılımının da etkisi oldu. Heryer insanlarla birlikte daha da güzel oluyor. Yolda gelirken düşündüm de, sadece biz olsaydık zevk almazdık bu geziden.


Dönüş için tren istasyonuna geldik. Yan taraftaki kahvede yorgunluk çayı içmenin de tadı mı? Iıımm anlatılmaz içilir…
Tren Aydın’dan hareket ettiği için, yüzde doksan İç Egeli’ydi. Trene biner binmez kendimi Semih Kaplanoğlu’nun filminden bi karenin içine girmişim gibi hissettim. Hele boş bi koltuğa oturup karşınızdaki yaşlı Nazillili Amca’ya gözleriniz değer değmez hemen arkadaş oluyorsunuz. Size bütün samimiyetiyle önce tren saatlerinin ne kadar aralıklı olduğunu, ama bunda bizlerin kabahatli olduğunu, kimsenin şikayet etmediğini, hastalıklarını, kızlarını, İzmir hakkındaki düşüncelerini, İzmir’e doğru girdiğimizde çarpık kentleşmenin ne kadar kötü olduğunu, her şey bi yana depremde bütün bu yapıların patır patır döküleceğini anlatıyor. Sohbet ediyoruz. Ben ondan Nazilli hakkında bi yığın bilgi aldım.
Sonra Basmane Garı’nda vedalaşıp indik. Eve geldiğimde öyle yorgundum ki yazacak halim bile yoktu. Sadece gezdiğim yerleri düşünerek nefis bi şekilde uyumuşum.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Efes'e, hem de trenle gitmekle ve bize gördüklerini, hissetiklerini, öğrendikleri anlatmakla. Çok güzel bir anlatımdı ve bakmak-görmek arasındaki farkı bir kez daha düşündürttü bana. Çok kez gittim Efes'e ve Şirince'ye. Severim de oraları ama senin gözünden farklı ve çok daha fazla sevilesi oldu. Bilmem ki bu güzel duygularında mevsimin de etkisi var mı ola?... Çok teşekkürler. Sevgilerimle Nilüfer'cim...

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 04.10.2010 12:57
Cevap :
Efes'i çok sevdim Emel'cim, bilmem ki eylül, antik şehir, tren üçlemesi daha da farklı mı kıldı acaba? Şirince'ye geçen yıl gitmiştim. Gidiş yolu da, konumu yeşilliği o evler çok hoşuma gitmişti. Kısmetse bu hafta Meryem ana'ya gitmek istiyorum. Elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Çok teşekkür ederim güzel ve beni motive eden yorumun için.:) Sevgilerimle:)  04.10.2010 19:10
 

Merhabalar..Sevgili NİLÜFER hanım.. Sizde çok güzel tasvir etmişsiniz. Sanki, yeniden gezdim gibi oldum.. MERYEM ANA ya da kısmet ya ilk gidişim 1964 yılının bir yaz ayıydı. Ancak o zaman EFES ANTİK kentinin çevresinden geçip gitmiştik her nedense..? Fotoğtafalarınızda yazınıza ayrı bir renk vermiş.. TEBRİK EDERİM... Size ve güzel İZMİR'e sonsuz sevgiler ve selamlar.... NK-ADA/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 30.09.2010 19:05
Cevap :
Ne kadar uzun zaman önce gitmişsiniz. Meryem Ana'ya 94'de gitmiştim ama Efes'e konser dışında ilk kez gittim. İnsan yanıbaşında olunca biraz ihmal ediyor sanırım. Meryem Ana'da, Efes'te çok büyülü bi ortam. Gezmenin yanısıra insana farklı duygular hissettiriyor. Beğeninize ve değerli katkınıza çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle..  30.09.2010 20:08
 

Antik şehirleri gezmek benim de çok keyif aldığım gezilerdendir...O yıllara giderim zaman yolculuğu yapar gibi o havayı soluyorum her bir köşesinde yaşanmışlıkları yaşarım sanki bire bir...Resimler çok güzel..Yazın ise herzamanki gibi ben de diyorum şurup tadında okudukça okuyası geliyor hiç bıkmadan...sevgi ve selamlar...

Tunay 
 28.09.2010 14:32
Cevap :
Değil mi Tunay'cım? Gezerken kimbilir buralarda ne insan hikayeleri gerçekleşmişti diye düşündüm hep. Çok etkileyici. Beğenin için çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle:)  28.09.2010 22:27
 

Eylül en sevdiğin ay ha,,,,ve gezilere gidiiliyor ha,,,peki peki,,,iyi gezmeler,,,Efese de gitmiş benim arkadaşım,,,paki öğle olsun,,,,sevgiler,,,iyi gezmeler,,,,

Alyoşa-Sevmek Güzeldir. 
 25.09.2010 22:37
Cevap :
Evet ya gerçekten çok seviyorum "eylül" ayını Hülya'cım. İç Ege'yi bu mevsimde gezmek güzel oluyor:) Sağol arkadaşım:) Sevgilerimle...  26.09.2010 11:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 1003
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster