Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
39342
 

Eflatun ve mağara benzetmesi

Eflatun ve mağara benzetmesi
 

İnsanoğlu toplum içerisinde; bir mağarada kollarından birbirine zincirlerle bağlanmış ve sırtı mağara kapısına dönük oturan esirler gibidir... Düşünürler, sorgulayan ve birey olabilenler dışında elbette…

Platon'nun "Mağara Benzetmesi" şöyledir :

"Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır."

Platon’a göre, insanın yaşam içinde bulunduğu ortamı, bu mağara benzetmesi çok güzel anlatmaktadır. Platon iki evren ayırımı yapmaktadır. Bir yanda başlangıçsız, sonsuz ve mükemmel olan bir idealar evreni, öte yanda, ölümlü, mükemmel olmayan, nesneler evreni.

İnsan bedeni ile gölgeler evreninde bulunmasına rağmen, ruhu bir zamanlar idealar evreninde bulunmuş olduğu için, idealar evrenindeki gerçekler hakkında, kesin olmayan fikirlere sahip olmaktadır.

Platon’un bu mağara benzetmesinde:

Mağaraya zincirlenmiş insan; toplumun parçası olan ancak bireyselleşmemiş, farkındalığı gelişmemiş kişiyi temsil eder.

Mağara; toplumu simgeler.

Zincir; toplum içerisinde bireyi sınırlayan kalıplar, dogmalar, kurallardır. Bunlar zihnin özgürleştirilmesinde engellerdir.

Gölgeler ise toplum tarafından belirlenen ve benimsenen sorgulanmamış doğrulardır. Taassup ve dogma zihinlerden uzaklaştırılmalıdır.

Sadece arkalarındaki ışık kaynağının; bir nevi hakikatin ışığının yayıldığı ışıkla karşılarındaki duvarda oluşan kendi gölgelerini görmekte, bununla yetinmekte ve bu gölgelere bakarak eğlenmekte ve hayatlarını böyle geçirmekte olan insanlık için, bir nevi sürü psikolojisinde olduğu belirtilmektedir.

Zincirlerini kıranlar, kendi yolunu bulanlar, düşünenler bu gölgelerle yetinmezler. Filozof, kendini bu zincirlerden kurtararak her ne kadar zor ve acı verici olsa da yüzünü cesaretle gerçeğin ışığına dönerek hayatın gerçek anlamını ve doğruyu görebilen kimsedir.

Işık kamaşan gözlere yavaş yavaş verilir!

Bu kimselerin mağaraya döndükten sonra gördüklerini diğer insanlara anlatması ve onları inandırması daha da zor olacaktır, çünkü esaret, bağlılık, dogma ve karanlık rahattır, oysa gerçekleri görmek ve ışığa bakmak cesaret ister. Yorucu, dikenlerle kaplı ve uzun bir yoldur.

Mağaradakilerden biri zincirlerinden kurtulma kararlılığını gösterirse, bu yarı karanlıkta kaybettikleri zaman boyunca tutulmuş olacaklardır, hareket etmek isteyecekler ancak bedenleri acı hissedecektir, ateş gözlerini kamaştıracaktır. Kafası karışabilecek ve yine gölgelerin bulunduğu duvara, yani idrak ettiği tek gerçekliğe dönecektir.

Mağaradan aydınlık gün ışığına çıkarsa, sersemleyecek ve kör olacaktır; bir şeyler görebilmesi ya da anlayabilmesi uzun zaman alacaktır. Ama sonra, yukarıdaki dünyada yaşamaya bir kere alıştığında, mağaraya dönecek olursa, bu kez karanlık yüzünden geçici olarak kör olacaktır. Yaşadıklarıyla ilgili diğer mahkumlara anlattığı her şey, gölgeler ve yankılar dışında başka bir gerçeklik deneyimlememiş kitleler tarafından algılanamaz.

Modern toplum anlayışını da sorgulayan güzel bir benzetmedir. Platon’a ona göre bilgi, ruh için sadece bir "hatırlama"dır. Bu "doğuştan bilgi" veya "ruhun hatırlayışı" konusu Platon’a göre yaşam öncesi bir hayatın varlığı, dolayısıyla ruhun ölmezliği konusunda önemli bir kanıttır.

Gerçeği ve bilgiyi aramayan 2 varlık vardır:

Birincisi Tanrıdır. İkincisi Bilgisiz İnsan Kitleleridir.

Biri hakikatin tam içerisindedir, diğeri ise tam dışarısındadır.

Bu alegorinin yazımının üzerinden iki bin yıldan fazla zaman geçmiştir. Ne değişmiştir! Kolay olan, çaba gerektirmeyen daha makbul gelmekte. Halen güneşin ve ışığının sembolize ettiği iyi, doğru, güzel ve hakikat kavramlarına sırt çevirmekteyiz.

Mağara benzetmesinden yaşadığımız günler çerçevesinde toplum olarak da çıkarmamız gereken dersler var...

Artık ışığa, aydınlanmaya karanlık ile gidilmeyeceği anlamalıyız...

Artık çağdaş değerlere, muasır medeniyet hedefine, taassup ve dogma ile ulaşılamayacağını bilmeliyiz...

Hep beraber mağaradan emin adımlarla çıkıp, hakikatin ışığına bakabilmeliyiz...

Sonra; ilk olarak bu ışığı yansıtarak daha sonra da bizzat ışık olarak çevremizi aydınlatmalıyız...

Önce kendimizden başlarız, sonra çevremiz ve sonra da topluma yansır bu değişim. Dendiği gibi bir şey değişir, her şey değişir!

Hepimiz Michelangelo'nun Davut heykelini yontması gibi kendi Davut'umuzu kendimiz neşeyle yontacağız…

Dilerim öyle olur!

Berk Yüksel

Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sizce hakikat nedir?

Başak ALTIN 
 17.04.2007 18:41
 

Sizi kutluyorum, yazınızın çok okunmasını diliyorum. Yalnız, sizin de bildiğini bir noktaya işaret etmek istiyorum. Mâlum-u âliniz bilir ki, Platon'un yaşadığı çağda tek tanrı anlayışı yoktu. İyon siteleri demokrattılar, çok tanrılıydılar. Tek Tanrıcı Hz. Musa ise, kavminin diktatörüydü. Yahudiler O'nu Sina Dağı'nda 120 yaşındayken katlettiler. Freud öyle yazar, ilk baba cinayeti der. Selam

Numan Nedim 
 16.04.2007 15:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 211
Toplam yorum
: 390
Toplam mesaj
: 119
Ort. okunma sayısı
: 15035
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

21/12/1973 Ankara doğumlu. Lisans ve yüksek lisansını işletme üzerine yaptı. Yaklaşık 15 senelik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster