Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
4829
 

Efsane / Bir 'Barbaros' Romanı

Efsane / Bir 'Barbaros' Romanı
 

‘Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor!’ Kitaptan.

     Yazın yaşamında hem saf, hem de düşünceli olamadığı için gelenekçi yapısı/roman geleneğini kıramayan ve siyasi nabza göre yazıyor izlenimi veren İskender Pala’nın son kitabı “Efsane/Bir ‘Barabaros’ romanı.”

     ‘Od’ romanında Molla Kasım’ı tanık gösteren Pala, ‘Efsane’de ise Barbaros Hayrettin Paşa’nın yanında ve hizmetinde bulunan Seyyid Muradi Reis’e benöyküsel dille anlatım yaptırmış. “Ben, Sidi Alkala, nam-ı diğer Seyyid Muradi, yıllarca ve yıllarca sonra, her şeyi gördükten, görmediklerimi de görmüş gibi dinledikten sonra onun hikâyesini bütün ayrıntısıyla anlatabileceğim günler geldiğinde yine böyle bir teşrin akşamıydı ve haşmetli sultan Grand Seignior Kanuni Süleyman Han hazretleri -Allah mülkünü ebedi kılsın- Hızır Reis’i huzuruna çağırıp, “Bak a Hayreddin Lala’m!” demişti, “Yaz!.. Evvelce olan işler, eski tarih kitaplarında nasıl yazıldı ise sen de öylece yaz. Yaz, çünkü sen her şeyi hatırlıyorsun, zihnin çok kuvvetli. Böylece benim zamanımda denizlerde ve karalarda neler olmuşsa, eksiksiz ve fazlasız, yalansız ve hatasız ortaya çıksın! Sonraki nesillerimiz bundan ibretler alsın, yol yordam gözetip iş yürütsün. Karlos Kral’ın yaptıklarını ve benim yaptıklarımı, ikimizin arasında senin yaptıklarını yaz,” demişti. Hayreddin Paşa o vakit, “Sultanımızın kutlu fermanı baş üzeredir; illa ki bu kulunuz nerede, bir tarih kitabı yazmak nerede!.. Üstelik yazmaya başlayınca, ahir-i ömrümde kederli şeyleri de hatırlayıp üzülürüm. Binaenaleyh siz yüce hükümdarımızın emri yerine gelmek gerektir. Bu sebeple eğer izin verirseniz bizim bir Seyyid Muradi kâtibimiz vardır, benim her şeyimi bilen, sırdaşım; kardeşlerimi kaybettikten sonra kardeşim… Yıllar yılı, kadırgalarımda ondan daha ziyade güveneceğim ikinci bir kişi olmamıştı. Üstelik beni çok iyi tanır ve benim sizin kutlu eşiğinize anlatacağım her şeyi hakikatiyle bilir, ben yanılsam bile o yanılmaz, müsaade buyrulursa haşmetli hünkârımız, benim yerime o yazsın; saklamadan, yanıltmadan, abartmadan… Bilmediğini öğrenmek, görmediğini sormak için bana gelsin ve her şeyi dosdoğru anlatmak üzere kendi hikâyesini de ilave ederek ayan beyan yazsın,” deyip yüce hükümdarımızın rızasını almış. Sonra ben kalemimi mürekkebe bandırdım ve o söyledi ben yazdım; ben yazdım, o tashih etti.” (s.5)

     ‘Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dahil’ diyerek kalemi eline alan yazar hikâye gibi katmanlar oluşturmadan düzayak yazarken anlatının merak (1 puan), coşku ve gizem mayasını, simyacı İhsan Oktay Anar’ın Amat’ta yaptığı gibi masalsı havayı yaratamamış.., simgeselliği (1 p) olan öykü, iyi kullanılamayan geri dönüş tekniğiyle de, efsane yerine bambaşka bir yazın türü/biçem ortaya çıkmış.

     Yazarlarımız, ünlü kişileri roman kahramanı yapmanın ağırlığı altında ezilip savrulmalarına karşın.., hâlâ yazmaya devam ediyorlar! ‘Sevelim, sevilelim’, diyen Yunus Emre’nin oğlunu ‘Od’ romanında belge göstermeksizin işkenceci ve eşkıya yapan İskender Pala bu romanında da aile dostu, yakın arkadaşı Seyyid Muradi’yi yirmi yıl süren seri katil yapmış! Haydut, korsanın arkadaşı da katil demek ister gibi… “ ‘Kaçıncı ceset için?’ Hızır Reis Conradina gibi sert bir söylemde ‘cinayet’ dememiş… ‘Keder etme Emir Alkala. Cezayir’de senin hikâyeni bilmeyen kalmadı.’ ” (s.296) Muhafazakâr yazarlar, yazın ahlakına daha çok dikkat etmeli.

    ‘Od’ romanında Yunus’un yaşamını çarpıtarak yazdığı için büyük tepki alan İskender Pala özür diler gibi.., Andrea Doria’ya gönderilmek üzere ‘Yunus Emrem hazretlerinin ilahiyatından bir tuhfe hazırlatalım’ dedirtmiş Hızır Hayrettin Paşa’ya… 1519 Yılında korsanlar Yunus Emre’yi biliyor muydu? Korsan gemisinde Yunus’un Divanı var mıydı?

     Şarkı, türkü sözünde inanç ve cinsellik arayan bir yazar, aşk romanı yazabilir mi? Bu nedenle muhafazakâr yazarlar, güzel bir aşk romanı yazamıyor… Roman kapağına ‘İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk kuşatıldı. Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.’ ‘Aşk yaşandı’ demekle okur bunu duyumsamıyor… Diyalog ve birlikteliksiz aşk, aşktan sayılmaz..!

     Tüm kahramanları aynı kültürde konuşturan Pala, geleceği görmüş gibi yazmış. ‘Sırları, bağrında gizli duran biri olarak yaşamanın ağırlığını kimse bilemez. Bir kış için izin istediğim Hızır Reis’ten iki yıl ayrı düşeceğimi bilmediğim gibi.’ (s.108)

     On yaşında Menteşe vilayeti Datça’dan kaçırılıp İspanya’daki Malaga’ya getirilen ve üç yıldır burada yaşayan Billure’yi yirmi birinci yüzyılda yaşayan biri gibi düşündürmüş: “Muhtemelen içinden Saint Alcala adını tekrarlıyor ve kendi kendine binlerce soru sorup şöyle sayıklıyordu. ‘Saint Alkala! Demek sen mudajeresimsin. …Eğer öyle isen Emevilerden bir Arap veya Berberi olmalısın. …Peki sen nesin? Kraliyet mektebinde nasıl yer bulabildin? Bir Müdeccen veya Sefarad isen Engizisyon’dan nasıl kurtuldun? …Belki de vazgeçilmez bir bilgin, usta veya sanatkârın oğlusun!’ ” (s.41) Hocamız, 1511 yılında yaşamakta bir kız çocuğuna kendi aklından geçenleri sayıklattırmış! Gerçekçi değil.

     Barbaros Hayrettin Paşa’nın öldüğü gün, ‘Boğaz sularının tersine aktığını’ yazan Pala’nın hayata eleştirel bakışı, kitapiçi eleştiri (2 p): Müslüman olduğu için ‘Sürmezler, Beatrix, Kastilya Prensesi Isabella’nın kurallarına uyup diri diri yakarlar.’ (s.31)

     Yaratmak istediği efsaneye uygun bir iklim/hava veremeyen Pala’nın Barbaros Hayrettin Paşa’ya söylettikleri (söylem: 5 p): ‘Dili senin hazineni almak için değil, bütün Akdeniz’i hazineye çevirmek için öğreneceğim’ (s.63) ‘beni öldürmeyi Frengistan’da imal edilen Haçlı kılıçları başaramaz.’ (s.214)

     Barbaros veya Seyyid Muradi’nin aşkı/davasını dile getireceği yerde Müslüman ve Yahudi’lere yapılan zulmü dile getiren Pala’nın kutupluluk yaratan sözleri (4 p): Müslüman ‘iki bin kadar esirin onda biri, sırf dinlerinde ısrar ettikleri için ucuz fiatla engizisyona satılıp ruhları temizlenmek üzere şehir meydanında yakılıyor olacaklardı.’ (s.67) ‘İster rahibelerle, ister herhangi bir kadınla cinsel günah işleyen bir rahip, 67 libre 12 soldi ödemesi karşılığında bağışlanacaktır. …Bir bakirenin kızlığını bozan rahip, 2 libre 8 soldi ödemelidir.’ (s.86) ‘neden bağrına hilal işareti dağlanmıştı? Hilal İşareti İslam’ı’ (s.116) ‘Papalık halktan para alıp cennetten yer satar’ (s.199) ‘Elden ne gelir; bu sünepe Müsl…’ (s.159) Reşat Nuri gibi okurun nabzına göre şerbet vermiş.., diyalektik/düşünceli olamamış!..

     Öykülere sayfada ortalama 0.0162 kez yer veren (0 p) Pala’nın yazın diline işlevsellik katan ayrıntıları (4 p): ‘Cebrail Ağa’yı senin arkanı kollamakla görevlendirdim. Cesetlerin bağrını dağladığın tunç hilali çizmenin altına kabara diye çaktırdığını o vakit keşfettik.’ (s.298) Hızır Reis, yakın dostu Sidi’nin nasıl acımasız seri katil olduğunu bildiğini kanıtlıyor… İslam’da böyle bir şey olabilir mi?

     On altı ve on üç yaşlarındaki Sidi ile Billure’nin birlikteliğini diyalogla dile getiremediği/okura yaşatamadığı için aşkı yüzeysel bırakan Pala, romanı 26.7 (10.6)* diyalogla yazmış. (10 p) Sayfada ortalama 2 (2.6)* paragraf yapmış. (0 p)

     Uzun tümceler kuran Pala, romanı yüzde 20.9 (14.5) yabancı sözcükle yazmış. (0 p) ‘Od’ romanında oranın düşüklüğü Yunus’un temiz bir dili olamsından kaynaklanıyor. Korsan yaşamı ve deniz terimlerinde İhsan Oktay Anar’ın Amat’ı kadar donanımlı olamamış.

     Tümceleri etamin gibi seyrek dokuyan Pala’nın alımlı çalımlı sözleri (6 p): ‘Devlet mal ile değil hüner iledir; büyüklük yaş ile değil akıl iledir.’ (s.97) ‘Tanrı her dilde güzel seyler söyler’ (s.32) Hoş olmayan sözler: ‘…Ey intikam alanların en hayırlısı olan Allah, ey inkârcıları ve dinsizleri bile gözeten, kendi dostlarına bol bol ikram eden Allah…’ (s.287) Absürt ve argolu sözler: ‘bu cilveli afet kimliği de o derece yakışmıştı haspaya.’ (s.147) Yazar, argolu ve absürt sözleri sevmiyor. Eski dil/yabancı sözcük: ‘bana özgürlük ıtıknamemi verdi.’ (s.54) ‘Pala mardiyos sinyor!’ (s.140)

     Atasözlerin söz kalıbını kırarak yazmaya çalışan Pala, atasözüne sayfada ortalama 0.0162 (0.0139) kez yer vermiş. (0.1 p) ‘iyi bil ki oğul, rüzgâr eken fırtına biçmiştir’ (s.3) ‘At sahibine göre kişn…’ (s.159)

Kurguya göre kitapiçi güzel aksesuarlar koyan Pala, deyimi sayfada ortalama 0.2 (0.8) kez kullanmış. (1.4 p) Düşük bir oran. ‘binbir ihtimal dolaşıyor, doluya koysa almıyor, boşa koysa dolmuyordu.’ (s.28)

     Tarihi romanları polisiye tadında kurgulayan Ahmet Ümit’ten esinlenmiş gibi yazan Pala, okur belleğine sayfada ortalama 2.4 (1) kez soru çengeli takmış. (7.2 p) ‘Akdeniz’de birbirini kovalayan, birbirini arayan, birbirinden kaçan bu iki rakibin davranışlarından ne kadarı şahsi, ne kadarı vicdani veya dini idi?’ (s.214)

     ‘Hz. Süleyman Allah’tan cinlere ve rüzgâra hükmedebilme gücünü istediğinde, Allah ona yüzüncü adını öğretmiş’ (s.270) ‘…Hayreddin Paşa’nın Preveze gününde rüzgâra hükmettiği’ni (s.357) yazan Pala, benzetmeye sayfada ortalama 1.4 (1) kez yer vermiş. (5.6 p) ‘Sesi kulağında cennet cıvıltıları gibi akisler yapıyordu.’ (s.325)

     Denizcilik terimlerini roman sonunda gemici diliyle açıklayan Pala, eğretilemeye sayfada ortalama 2.2 (2.1) kez yer vermiş. (6.6 p) ‘Beatrix de Kutsal Babamız yerine’ (s.84) ‘kazan kulpu bıyıklarıyla bir Türk levendi’ (s.140)

     Hikâye eder gibi uzun anlatılarla okuru oyalayan Pala, betimlemeyi sayfada ortalama 2.8 (5.3) satır yapmış. (0.5 p) Düşük bir oran. ‘turna kanadı giden kadırgaların kürek fışırtıları ile silistre sesleri, her bir kadırga yahut çektirdeki küreklerin denize dalış ve çıkışları esnasında ıskarmozlara sürtünerek çıkardıkları uğultu ve dalgaların tırmalayıcı vınlaması’ (s.340) Betimlemeyi sevmiyor.

     Müslüman ve Yahudi kız çocuklarının kiliseye rahibe yapıldığını yazan Pala, ruh çözümlemesine sayfada ortalama 0.6 (0.7) kez yer vermiş. (1.8 p) ‘Teşrinler gelip deniz kuzulanmaya başladığında her forse gibi esir damında zincirlere vurulup bütün kışı ruh işkenceleriyle geçirmek değildi beni çıldırtan düşünce’ (s.45)   

     İntikam almayı, sevgiliye tercih eden bir kahraman yaratan Pala, bilinççakımını sayfada ortalama 0.0487 (0.0947) kez kullanmış. (0.2 p) “Beatrix, Aziz Julius’a yaklaştı. ‘Üzerinde papaz kıyafeti olmasa da yüzüne bakanlar bu ihtiyarın bir din adamı olduğunu hissedebilirler,’ diye geçirdi içinden” (s.67)

     Yaşamın içinde var olan gülmeceyi (0.0139) romanına katmayı unutan Pala, imgeye sayfada ortalama 0.8 (0.6) kez yer vermiş. (6.4 p) ‘bu denizlerde yelkenli bir gemi av, küreli gemiler de avcı olarak seyrederlerdi… Av ile avcı… Yani kalyon sınıfı ile kadırga sınıfı… Belki keklik ile şahin…’ (s.11)

     Mektup tekniğinden (0.0081 kez: 0.1 p) yararlanan Pala, yananlamı sayfada ortalama 0.4 (0.7) kez kullanmış. (2.8 p) ‘sülünler şahbazları tuzağa düşürmüş, büyük balık ile küçük balık arasındaki mücadele büyük balık kuyruğunu kaptırmış, çareyi kaçmakta bulmuş, kaçarken de iki küçük balığı yutmuştu.’ (s.47)    

     Geniş bir coğrafyada geçen bir öyküyü kurgulayan Pala, ikilemeye sayfada ortalama 1.2 (0.4) kez yer vermiş. (2.4 p) ‘iplik iplik bir yağmur’ (s.69) ‘Ve işte hece hece, kelime kelime, cümle cümle şimdi’ (s.128)

     Sanatı, dava için kullanan Pala, iççözümlemeyi sayfada ortalama 0.0081 (0.0334) kez kullanmış. (0 p) Düşük bir oran. İnsanla ilgili betimleme ve çözümlemeleri zayıf kalmış. “Tabii, ‘Ama benim size ihtiyacım var, ona değil,’ diyemedim.” (s.311)

      Barbaros’un tarihe tanıklık eden iki dize şiirini ‘Hızır Reis kulun geldi, sen ol Şâh-ı Süleymân’e / Sana lâyık nemiz varsa kabul eyla fakirâne’ romanına koyan Pala, terime sayfada ortalama 7 (5.4) kez yer vermiş. (21 p) “ ‘Kızılerik Fırtınası’ denir” (s.48) ‘al  ve bekâret kemerine sakla.’ (s.131)

     Kullanıldığı yere derinlik ve anlam zenginliği katan pekiştirmeyi (0.6) unutan Pala, kahramanın aklından geçenleri (düşündü) sayfada ortalama 0.0352 kez kullanmış. (0.1 p) “Babası öldükten sonra Midilli’de şartlar değişmişti. ‘Şimdi olsaydı babam denizden uzak durmamamız için ısrarcı olmazdı,’ diye düşünüyordu” (s.10)

     Sanint Alcala’yı (Seyyid Muradi) Gırnata Emirliği peşinde koşan bir emir olarak kurgulayan Pala, sıfata sayfada ortalama 5.4 (5.6) kez yer vermiş. (10.8 p) ‘bir rahibe, diğer yanda mazbut bir dadı…’ (s.290)

     ‘Od’ romanında dikkati üzerine fazla çektiği için mi, olacak.., Avrupa’daki ‘Türk’ düşmanlığından pek söz etmeyen Pala, sosyal konu çözümlemesini sayfada ortalama 0.6 (0.3) kez kullanmış. (1.8 p) ‘Eğer bakire olmasaydın, Beatrix, Ceneviz limanında bir okka soğan fiatına satılan esirlerden biri olarak şimdi kim bilir hangi ahırda inek pisliği temizliyor olurdun.’ (s.82)

     Kitaplarının kapağına ‘Divan Şiirini Sevdiren Adam’ diye yazdıran Pala, montaj tekniğini sayfada ortalama 0.046 (0.078) kez (4 dize şiir, 4 dize Kuran ayeti ve hazır söz kalıbı) kullanmış. (0.5 p) Alıntıyı ise sayfada ortalama 0.0352 kez (6 dize şiir, 16 dize türkü,4 dize ağıt ve 6 kez hazır söz kalıbı) kullanmış. (0.3 p)

      Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre İskender Pala’nın Efsane / Bir ‘Barbaros’ romanına 102.6 puan verildi. En yaman eleştiri kıyaslamaktır!.. Düşüngülü Eleştiri, son söz değildir. Romanları türlerine göre kıyaslamayı size bırakıyorum.  Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab1 – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat’ine 122.1 p, Oya Baydar'ın 'Çöplüğün Generali'ne 104.2 p, Tolga Gümüşay’ın ‘Hiç Kimsenin Kenti’ne 105.9 p, Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’na 117.8 p, Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems’e 84.8 p, İskender Pala’nın Şah ve Sultan’a 112.6 p, Sürayya Köle’nin ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ 107.9 p, Sinan Akyüz’ün ‘Piruze / Şam’da Bir Türk Gelin’ 102.9 p, Zülfü Livaneli’nin ‘Serenad’ 118.6 p, Nedim Gürsel’in ‘Şeytan, Melek ve Komünist’ 124.3 p, Elif Şafak’ın İskender 126.5 p, Ayşe Kulin’in Gizli Anların Yolcusu 127.8 p, İskender Pala’nın Od / Bizim Yunus romanına 95.5 p, Ahmet Ümit’in ‘Sultanı Öldürmek’ 142.7 p, Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları 95.2 p, Celal Çalık’ın Naziler İstanbul’da romanına 82.6 puan verilmişti. Efsane / Bir ‘Barbaros’ Romanı / Kapı Yayınları / 379 s. .(Eleştiriler, bir kitap olacak kadar birikti. Devlet Baba veya bir yayınevi bastırıp kütüphanelere koyabilir.)  

*- Parantez içindeki değerler, yazarın ‘Od’ romanına ait bilgileri.   

Ali Akdemir

16. 02. 13

Çukurova

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli arkadaşım!Bilgilendirici paylaşımınıza teşekkür ederim zevkle okudum.İYİ GECELER SELAM VE SAYGILAR.nahide çelebi

NAHİDE ÇELEBİ 
 17.02.2013 0:13
Cevap :
Yorumunuz için teeşekkür ederim. Fethiye'den selamlar. Ali akdemir  27.02.2013 12:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 420
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster