Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
15258
 

Ege Ağzı (Ege ağzıyla aşk, hayat, kavga üzerine)

Ege Ağzı (Ege ağzıyla aşk, hayat, kavga üzerine)
 

Mizah belki Karadeniz'de yaşar ama Tıp gibi onun da doğum yeri Ege olmalı .


Alımlı mı alımlı, her yanından güzellik akan genç kızımız bakkala girer ve ekmeklerin olduğu kısma yönelir. Bu sırada bakkalda bulunan delikanlımızın gözleri kamışmıştır. ” Ulan ne de güzel kız “ diye iç çeker. Kızı süzer çaktırmadan. Üstüne pembe bir t-shirt giymiştir, onun üstüne de adisas marka eşofman üstü hani şu 3-4 çizgililerden. Altına da en kalitelisinden livays kotuyla çok güzel yakıştırmıştır hepsini üstüne. Giyinmesini de biliyordur yani. Oğlan olup bitenleri izlerken ne alacağını da unutur ve kızımızın hülyasına dalarak onu sessizce ama masum hislerle izlemeye dalar. Kız dükkan sahibine elindeki ekmeklerle yanaşır:

”İki ekmek parası al hurdan. İki de sakız ve’cen mi?“

Ege’de aşklar böyle başlar dostlar. Hayat böyledir çünkü. Saf ve içten. En köylüsünden en şehirlisine, en okumuşundan en cahiline insanlar - eğer memleketleriyle gerçekten bağlarını koparmamışlarsa - dillerinden konuşmalarından bir türlü kopamazlar. En zengin mahallelelerde dolaşın, gezmekten gelen – belki bi 10 sene önce daha bir açıkça bu şekildeydi - kolları düğününde takılan altınlardan pek de havaya kalkmayan gelin kızımız ve kayınvalidesinin komşularıyla sohbetini dinleyin, anlarsınız. İkisinin de saçları fönlü, kıyafetleri İstanbul hanımefendilerinin havasını alacak kadar güzeldir . Mahalleli sorar:

- Nerden bö’le?

- Gezmeden gız, altın gününü gittiydik.

- Bene niyi çağırmadınız ya? Ben de geli ve’seydim.

- Yımırta yimezleen aşa’nın gününü gitmezsin sen deye çağırmadık.

- Eyi etmişiniz.

Hani biraz daha kasaba köylere kaçsanız muhabbet ağırlaşır, ekşi sözlükçülerin dediği gibi İtalyanca-Fransızca karışımı bir hal alabilir:

- Hankır’dan gelippatırın?

- Gezmele’den gelippa'z, altın gününü gittik.

- Naha ünlümedin bene? Ben de geli’dim.

- Yımırta yimezleen aşa’nın gününü gelmezsin diye ünnemedik.

Böyle derinleşir gider. Dinlerken çoğu insan gibi ben mi başka bir dünyanın insanıyım, yoksa bunlar benim dilime (Ege’de genellikle ismin –e ve –i hali örnekte olduğu gibi karıştırılır.) mi konuşmuyor diye hayıflanırsınız. Örnek internetten;

“Mersindeyiz, Denizlili bir hemşehrimiz ögretmen. Sınıfta gürültü yapan bir öğrenciye bağırır:

- Kızdırmeyin bene, şindi sene tahtaya kaldırır, sıfıra basarım.”

Başka bir arkadaş da şöyle anlatıyor:

“İsmin hallerine bir haller olan sivedir. Lisedeyken matematik hocasi vardi denizlili. Her ne kadar üniversite bitirse de şive gitmiyor olsa gerek "bugün elif'e kaldiralim." gibisinden laflarıyla her ders ayri bir faciaya yol açma riski taşırdı.” *

Görüldüğü gibi okumayla falan alalakı değildir. Hayatınızın her köşesinde eğer konuşmaya başlamışsanız içinizde bir yerlerde beklemektedir. Bazen bir minibüs inişinde "Müsait bir yerde durar (durur değil) mısınız diye çıkagelir, bazen de bacak bacak üstüne atmak yerine "bacak çeldim" dedirtir insan oğluna. "Su katar mısın?" garip cümleler kurdurtup da gibi kendinizi her yerde belli ettirmenize sebep bile olabilir.

Kısacası hem güzel hem özeldir bu şive (ya da iddia edildiği üzere ağız) ama zordur. Hele bazı kelimeleri ağızda döndürmek (döndermek) orada yaşayıp ekmeğini yiyip suyunu içmediyseniz imkansız bile denebilir. O yüzden Ege’de yaşayana çok soluk gelir çoğu dizideki, filmdeki replikler.

Ege’de her zaman “ve’cen mi, edive’cen mi?” diye konuşulmaz mesela. O bir kibarlık belirtisidir. Genelde yeni tanıştığı insanlarla konuşma şeklidir bizlerin. Ya da şehre gelindiğinde konuşmalar kibarlaştırılır ya biraz, o zaman sık kullanılır.

“İstanbul’a geldik gari, gari demeyelim gari” deyimi de buradan geliyor belki.

Ya da pazardaki karpuzcunun o yörenin insanı olmadığı belli olan hanımla sohbetinde alırız bu tadı;

“Hanımımız pazardan bir kaç karpuz alır, eve götürecektir de ağır olduğu için bir eğilip bir doğrulmakta, nasıl kaldırıp da eve kadar karpuzları taşıyacağını düşünmektedir. O sırada yardımsever pazarcı tüm içtenliğiyle seslenir;

- Yinge, götü’(rü)ve'(r)ceksen götü’(rü)ve'(r)meceksen götü’(rü)ve’(r)cekler va’(r). “

Al başına belayı. Yol ortasında edilen lafa bak. Biraz uç bir örnektir belki ama her ne kadar şu ana kadar bu muhabbetin aslına denk gelmiş olmasam da inanın bir gün duymam içten bile değil diye düşünüyorum. Uç demişken Ege insanının kelimelere tam anlamıyla abanma yeteneğini de gözden kaçırmamak gerek sanırım. Fiiller (sanırım) emir kipiyle çekildiği zaman ilginç haller alabiliyor bu yörede. Örnek iki arkadaşın muhabbetinden çalıntıdır.

- Ne’le’desin sen kaç gündür artdeş?

- Ne’dem ule, arbanın motoru arza yapmış onu yaptırttım.

- Kime yaptıttırttın?

- Motorcu ırmızan va ya ona yaptıttıttırdım.

- Erceb’e gideydin ya, o güzel yapıveri’di.

- Netcen gari gittim ona yaptıttıttırdım.

….

Uç noktalarda gezinen kelimelerden Türkçemizde çok basit olan “bu, şu, o” kelimelerini kullanma şekilleridir. Bildiğimiz bu, şu, o yerine anlamı daha geniş olan in’deki, ö’kü, in(nn)deki, ökürdeki, da’ha gibi uzaklık ve o anki duyguları içeren kelimeler tercih edilir.

Yakında olan şey in’dekidir. Biraz uzaktaki ö’küdür. İşaret edilen bir şeyi fark edemezseniz ö’kürdeki olur. Hele bir de işaret edeni kızdırırsanız suratınıza ters terse bakar “da’ha ya” der.

Tabi nazal bir dille (genizden) konuşulduğu için çoğu şey buradan okuyarak kelimelere katılan anlamları fark etmeniz mümkün olmayabilir. Bu dille ilk tanışıklığınızsa Enkini enkirden al enkireye goyve ** (şunu şuradan al şuraya koy) dediğinde kişinin suratına “Do you speak English?” deme isteğinizi yansıtmanız gayet doğaldır.

Sokakta oynayan çocuğunu İtalyanca azarlayan anneyi görünce şaşırmanız da olası olaylardan biridir:

- Demingkden ben sene kölgelerde oyna dimedim mi?

- ....

- Geberdirin çocuk seni!

- .....

- Git önkü yüzünü yuu gel. Sırtındakini de değiştir. Koş baken! ***

Eğer bir kavganın aktörü olarak oradaysanız emin olun sorunun ne olduğu ya da hangi akrabanıza küfür ediliği hakkında fikriniz olmayacaktır. Çünkü ikili küfür öbekleri bağlanır bu ağızda. Ananın cebi denmez mesela Aneyncebi denir hem de genizden. Öte sözleri siz düşünün. Hatta abanma hali burada da geçerlidir. Hayatınızın en olmadık yerinden önünüze çıkmış bir anınızla burada karşılaşır, onunla eski günleri bu vesileyle yad edersiniz. Bu sizden yıllar önce ayrılmış olan bir yemek sonrası atığınız olacağı gibi büyük büyük babaannenize de laf gelmesi içten bile değildir. Bunu şöyle anlatıyor sözlükçüler;

“Özellikle cümlelerin sonundaki soru manası ihtiva eden yüklemlerde tıpkı ingilizcedeki gibi -ing kullanılmasıyla oluşan sevimli bir şivedir. Ege bölgesi ve göller yöresinde de bu şive çeşitli tınılarla kullanılır.

-oluuuum ne'tting, soğuk su mu içtiing, panğda mı yiding... ” ****

Ağzımız; sadece konuşmada değil, yazılarda da sürdürülen bir gelenektir. Çünkü yöre insanı, yazısının da konuştuğu gibi olması gerektiğine delicesine inanır. Bu duruma gönülden bağlıdır.

“ Çimleri basmayın, çiçeklere koparmayın” yazar mesela parklarda, ya da Denizli’de şehrin göbeğinde ”Mevlana Haftası’na kutluyoruz” pankartı asılı durur Milli Piyango bayisinde “Devrediverdi” yazısı gibi.

Komiktir, güldürür, üstüne bırakın kitap yazmayı ansiklopedi çıkaracak kadar çok hikayeyi barındırır bu şive, ağız ya da konuşma. Ama en önemlisi sıcaktır, birçok dizide çok büyük oyuncuların bile dillendiremeyeceği kadar. Yalındır ve de, öz Türkçe’nin kelimeleri vardır içinde, ne hikmetse konuştukça yalın olduğu kadar da anlaşılmaz olur. Gaydırı guppak'dır kimi zaman, kimi zaman da hop diri diri dat diri dom oluverir.

Tıpkı bu yörede yaşanan hayatlar gibi. Belki de o yüzden de bu coğrafyada yaşanan aşklar da, sevgiler de kolay kolay anlaşılmaz, kolay unutulmaz.

Not: Bu ülkenin kurulmasında ve yaşatılmasında emeği geçen herkese, bu ağızların bugüne kadar gelebilmesinde ve hala türkülerle birlikte yaşamasında emeği geçen büyüklerime sonsuz teşekkürlerimle ve saygılarımla. Dertlerimizle uğraşırken kültürümüzün en büyük dayanağımız olduğunu unutmayalım. Unutturmayalım.

Yaşadığım ve gidip gördüğüm yerler olan Güney-Güneybatı Ege ve Teke Yöresinin konuşma biçimlerinden örnekler vermek istedim sizlere.

Hatamız olduysa affedive’n gari:)

Not 2 : * , ** , *** , **** : Ekşi sözlük ve İtü sözlük'ten yaptığım derlemelerdir.

Not 3 : Kesme işaretleri kelimenin o kısmında sesli harfin uzatıldığını belirtmektedir.

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar güzel yazmışsınız Mustafa bey, birçok yerinde gülmektem kırıldım. Çok güzel de izah etmişsiniz, tebrikler. Elif'in tahtaya kaldırılma olayı ve pazardaki kadının götürüverememesi çok güldürdü beni. Çocukluğumda Salihli, Tepeköy'den bir komşumuz vardı da "Enkini ve've o'lum!" demesi şaşırtmıştı beni. "Ve've" derken "veriver" demek istediğini anladım ama epey bir enki aradım yanımda. "Enki ne teyze?" diye sordum da, "işte enki" diye elinle su bardağını gösterdi. Ben yine anlamadım. Su bardağına niye enki dediğini ama daha fazla sormadım. Selam ve sevgiler.

Mustafa Mumcu 
 07.02.2009 11:22
Cevap :
Teşekkür ederim düşünceleriniz için.Yazarak o tadı vermek zor.O tadı alabilmek için sanırım hayatın bir yerinde bir defa bir Egeliye kaba tabiriyle toslamak gerekiyor.Siz bunu yaşamışsınız ki benim yazdıklarıma benzer duyguyla bakabiliyorsunuz.Enki ağızdan,indeki kültürden,önndeki Egelilerden ayrılmamanız dileklerimle :))  08.02.2009 23:41
 

Özellikle iç egede şive daha belirgin kullanılıyor.Kıyıda ve kentlerde biraz daha yumuşamış tabi haliyle . Çok keyifli yazmışsınız,yazının sonuna kadar gülerek okudum,sıkılmadan...Elinize sağlık..

esmerkız 
 07.02.2009 11:10
Cevap :
E şehre geldik gari gari demeyelim gari dememişler mi zaten? :)) Ne kadar içlerde bozulsa da her zaman insanların dillerinde bu belli oluyor. Okurken sıkılmadıysanız bu içlerindek kıpırtıyı yaşatanlara ben teşekkür ederim... Saygılar  08.02.2009 23:43
 

Ne yalan söyleyeyim kaç zamandır aklımdaydı, Ege şivesiyle bir yazı yazsam diye, benden erken davranmışsınız ama iyi ki öyle olmuş, bu kadar hoş olmayabilirdi benim yazım muhtemelen... :) Baba tarafım Tire'lidir, çocukken gittiğimizde bazen ne dediklerini anlamadığım olurdu komşu teyzelerin... "Gidimiyon gari Gülügün?" Bir de "mısır" mevzuu vardır ki, hindinin bir diğer adının mısır olduğunu öğrenme hadisem hakikaten de bir hoştur! Sevgilerimle...

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 04.02.2009 0:49
Cevap :
Ben de itiraf edeyim o zaman yazıyı birkaç defa baştan yazmak zorunda kaldım :)başladım,eksik gördüm tekrar yazdım.Sildim bir daha.En başa döndüm.Şivesi gibi karışık oldu ama ne zamandır istediğim birşeyi biraz acemice de olsa başardığımı düşünüyorum.20 sene ağzın en sert kullanıldığı yerlerde yaşayıp bunları anlatmasam ayıp olurdu zaten değil mi?Beğendirebildiysem,onu bırakın ufacık bir tebessüme sebep olduysam yorumunuzda anlattığınız üzere ,vallahi mutlu oldum.Bu saf dilden uzak kalmamanız ve unutmamanız dileğiyle.Tekrar teşekkürler :))  04.02.2009 13:15
 

Izmir/Karsiyaka´liyim.Cok sevdigim aile dostlarimiz Denizli´li.Onlar sayesinde Denizli´ye de gittim sivesini de bilirim.Yazinizi okurken yüzümde bir gülümseme o insanlarin diyaloglarini duyar gibi okudum.Elinize emeginize saglik.Cok güzeldi, zevkle okudum. :)

Nil Tuncalı 
 03.02.2009 21:14
Cevap :
Bir yerin ağzıyla yapılan sohbeti dillendirmeye çalışmak yemek yapmaya benzer.Hele bu genizden konuşulan,kelimeleri yuvarlanan,sonuna takılar takılıp gelin gibi süslenen bir şiveyse tam da lezzetli bir yemektir.Konuşmayı başarabilene. Ben bu yemeği hazır alıp size ikram ettim beğendiyseniz yazımın sonunda not düştüğüm üzere bu geleneği yaşatanlara teşekkür etmeli.Afiyet olsun :))  04.02.2009 13:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1163
Kayıt tarihi
: 14.08.08
 
 

Hayat hikayemi fazla uzatmayacağım, çünkü hepimiz bir şekilde yolumuza kavuşuyoruz. Okuyan bir an..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster