Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
221
 

Eğer İstenirse, Okyanuslar göl olur?

Eğer İstenirse, Okyanuslar göl olur?
 

Sağlam dostluklar asla ölmez...


Bugün günlerden Temmuz ayının ilk Cumartesi’si. Yapacak bir şeyim yok. Daha doğrusu, fiziksel olarak emek harcayıp da uğraşacak ve ortaya bir şeyler çıkartacak anlamında yapacak bir şey yok. Ama her zaman yapılacak ve yapacak bir şeyler vardır ilkesiyle yola çıkılırsa, inanın boşa geçecek zamanlar değerlendirilebiliyor.

Örneğin, bugün ben ne yaptım?

Öğlene kadar yatıp, akşama kadar miskin miskin evde oturmaktansa, sabah erken saatlerde evden çıktım. Havanın sıcaklığına aldırmadan, yaklaşık 3 km’lik bir yolu yürüyerek, ofisime geldim. Internet teknolojisi sağ olsun. Gazeteleri okudum, yorumlar yaptım. Bir ara bir arkadaşımla net üzerinden oldukça uzun bir süre sohbet ettik. Öyle bir arkadaş ki, kendisi hani halk arasında ‘devrem’ dedikleri türden, askerlik arkadaşım olur. Askerliği bitireli onca yıl geçmiş, bir anda bir mail alıyorum ve arkasından Msn’de görüşmeye başlıyoruz. Nereden buldun beni diyorum. Çok popülersin deyip takılıyor, sonra da, internet’te dolaşırken ismini gördüm, önce emin olamadım, bu yüzden mail atım diyor. Bilgisayar teknolojisinin içinde profesyonel olarak bulunmama ve uğraşmama rağmen, yine de bu şekilde bana ulaşılması beni şaşırtıyor. Bu, milliyet blog yazarlığına başlayalı beri, oldukça sık tekrarlanan bir durum oldu benim için.

Sonra, uzunca bir hasret giderip, askerlik anılarımızı anlattık karşılıklı. Yüz yüze gelseydik te, bir şey değişmeyecekti ama yine de memnun kaldım ben bu sohbetten. Sonra, kafamda bir ışık yandı. Bende başkalarını arayayım, neden hep ben bulunmayı bekliyorum ki, dedim kendi kendime. Aslında bunu daha önce çok düşünmüştüm ama üşendiğimden midir, bilmiyorum. Ellerim klavyenin üstünde olmasına rağmen, bir türlü bu işi gerçekleştiremedim. Bugün, mademki işim yok, hadi bu işi yapayım dedim.

Ve nihayetinde, eski arkadaşlarımdan 3–4 tanesini bulabildim. Zaman ne kadar çabuk geçse de, insan simaları değişmiyor. Tanıyabiliyorsun karşındakini. Tanıdım elbette, bu kişiler benim en azından 15-20 yıldır görmediğim insanlardı. O siteden o siteye, bir istihbarat uzmanı gibi gezindim durdum. Haklarında oldukça fazla bilgi derledim. Derlediklerimi okudukça da hem hüzünlendim, hem çok mutlu oldum, hem de gurur duydum. Önce onlarla, sonra kendimle!.. Çünkü ben bu insanların bazılarıyla (özellikle bazıları lise arkadaşım) 3–4 yıl yan yana oturdum. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi çoğu zaman. Okulda haylazlıkları beraber yaptık, erkek olanlarla, belki çoğu zaman, aynı kızda hoşlandık. Ama birbirimizi tanıdığımız için belki de, diğerimizin haberi olmadan, vazgeçtik bu sevdadan. Birimiz açsa, diğeri de aç kaldı, birimizde otobüs bileti yoksa, diğerinden otlandık. Hiçbirimiz sigara içmedi. Alkol ise, bizi sürekli gelip gittiğimiz için tanıyan bazı işletmelerde, uzuz biraydı. O kadardı yani bizim alkolikliğimiz. Zaten öğrencinin alkolikliği ne kadardı ki ? Yalnızca, cebindeki para kadar. Ve ceplerdeki o paralar birleştirilip, bir okul çıkışı sonrası, Kemeraltı’nda ya Melemen yemek olurdu, ya şimdilerde adı bile unutulan, Konak’ta deniz kenarındaki Cevat’ın yerinde bira içip, patates kızartması, belki de birer tost yemek olurdu. Şimdilerde, her birimiz belli bir hayat çizgisinde, yürümeye çalışıyorken, çoğu zaman sallantılı, çoğu zaman düşe kalka..

Sanki dün gibi, o günleri yâd ederken tek başıma hüzünlendim desem yalan olmaz. Ama bu hüznümü dağıtan en güzel şey ise, bu arkadaşlarımın yaptıkları işte oldukça başarılı olduklarını gözlemekti. Beraber başladığımız sanat hayatını ben daha o yıllarda noktaladım. Neden noktaladığımı bir yazımda anlatırım belki. Ama onla yılmadılar. Devam ettiler. İzlerine rastladığım 3 kişi bugün Tiyatro sanatçısı. Birisi, senarist ve yönetmen. O dönemlerden tanıdığım bazı isimler, oyuncu, ismini burada şimdilik zikretmeyeceğim bazı kişiler televizyonda dizi yönetmeni, sanat yönetmeni ve hatta devlet tiyatrosunda yönetmenlik ve müdürlük yapıyorlar. Geç te olsa, bazı arkadaşlarımın ödüllü oyuncu olduklarını, bazı televizyon dizilerinde oynadıklarını, çok sevdiğim bir arkadaşımın da, televizyon da bir kanalda yayınlanan bir dizinin senaristi olduğunu ve geçtiğimiz senelerde bir uzun metrajlı filmin senaryosunu yaptığını ve bu filmin sinemalarda gösterildiğini yeni öğrendim. Bunlar beni ayrıca memnun etti. Aynı zamanda utandırdı. Ben bunları, bu şekilde değil de, kendi ağızlarından öğrenmeliydim. Oyunlarına gidip, filmlerini izlemeliyim diye düşündüm.

Onlar, benim bunu öğrendiğimden habersiz, yollarına devam ediyorlar. Kendilerine birer mail attım. Görüşmeyi talep ettim. Olurda mümkün olursa, belki pause tuşuna basılmış bir dostluk filmi tekrar oynamaya devam eder. Belki bu hayatlar yeniden can bulur, yeniden filizlenir. Neden olmasın. İnsan istedikten sonra, her şeyi başarır. İnsan istedikten sonra, okyanusları göl yapar. Zaten günümüz dünyasındaki, okyanus ötesi uzaklıklar bir tıkla yanınızda değil mi? Yürekler istedikten sonra binlerce kilometre ötedeki yaşam, bir anda karşınızda değil mi? Yeter ki istensin, yeter ki insanlar içlerindeki sevgiyi kaybetmesinler..,

Siz şimdi buna basit bir nostalji diyeceksiniz?

Olsun varsın, adı öyle olsun? Kime ne zararı var ki?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2527
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster