Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
491
 

Eğitim... ama?

Eğitim... ama?
 

Devir değişti ya... Her şey daha mı iyi oldu, daha mı kötü; bilemiyorum. Eğitim sistemi, öğrencilerin tavır ve davranışları, bilgi düzeyleri, bilinçliliği, okul müfredatları, öğretmenler, okul idarecileri... Hepsi, ama hepsi eskiye nazaran uçurum bir farklılık göstermekte şu aralar...

Öğrencilik yıllarım aklıma geliyor da (ilk ve orta öğretim), saçlarımız sımsıkı örgülü değilse, dolgu topuk ayakkabı giydiysek, ya da kravatımız eksikse okula alınmadığımız günlerde öğretmenlerimize nasıl da kızar, nasıl da isyan ederdik. Sınıftayken öğretmenler sadece tırnak kontrolü yapmaz, kirpiklerimize dokunarak rimel var mı diye kontrol ederdi. Parfüm sıkmak mı? Ne mümkün! En fazla limon kolonyası veya çamaşıra sinmiş olan yumuşatıcı gibi kokabilirdik! Hep derdim ki, "Kılık kıyafetle derslerin ne ilgisi var, saçlarım örgülü değilken de dersi dinleyebiliyorum!"

Şimdi ise öğrencilerimi gördükçe, ve daha büyük yaştaki öğrencileri otobüste ve/veya sokakta görünce ister istemez yadırgıyorum. Hadi etek boylarını geçtim artık, alıştık minicik eteklere de; saçlar boyalı, rüzgarda savrularak parfüm kokusu yaysın diye özenle salınmış, gözlerde bir okka makyaj, sağ ya da sol omuzda siyah deriden yapılma iri tokalı kadın çantaları... Sanki okula gitmiyorlar da podyuma çıkacaklar... Ben mi çok eski kafalıyım, onlar mı haddinden fazla modern, karar veremiyorum (ve sanırım karar vermek bile istemiyorum).

Yirmi beş yaşında gibi görünen kızların aslında birer lise öğrencisi olduklarını anlamak neredeyse imkansız...

Benim öğrencilerim ilköğretim düzeyinde. Bazıları var ki, (sanırım ve umarım) dersi daha yakından takip edebilmek için en ön sıraya yerleştikten sonra bacaklarını iyice açarak oturuyor. Geçenlerde bir tanesinin kulağına eğilip uyarayım dedim, ağzımın payını aldım! "Boşverin hocam" der gibi elini sallayıp gözlerini devirmekle yetindi!

Öğrencilerin büyük çoğunluğunda gözlemlediğim kadarıyla, pek çoğu hazıra alışmış; okuldan ödev verildiğinde kağıdı kalemi kapan yanıma geliyor. Ve bana söyledikleri cümle şu: "Öğretmenim ödev yaptıracaktım..." İnanabiliyor musunuz, okuldaki öğretmen ödev veriyor, o ödevi dershanedeki öğretmen yapıyor, öğrenci de puan alıyor! İlginç değil mi, nasıl bir anlayışsa... Tabi ki benden red cevabı alınca bozuluyorlar...

Ben öğrenciyken ödevlerimi "yaptıracağım" kimsem yoktu ve kendimle baş başa kalırdım. Ödevimi "kendim" yaptığım için de sınavlarda başarılı olurdum. Oysa şimdiki nesil ödevlerini başkalarına yaptırmaya (veya internetten doğruca çıktı almaya) öyle alışmışlar ki, dershanenin deneme sınavlarında başarısızlıkla yüz yüze gelmeleri kaçınılmaz oluyor.

Bazı öğrenciler, okuldaki İngilizce öğretmenlerinin, sınav kağıtlarını dağıtmadan önce cevaplarını verdiğini, bu yüzden tüm sınıfın 90 ve üzeri puan aldığını söylediğinde az kalsın küçük dilimi yutuyordum! Sanırım bu da, okuldaki başarının yüksek, dershanedeki başarının düşük olma sebebini tamamen açıklıyor. Öğrencilerin umrunda mı? Malesef. Ama veliler durumdan pek endişeli . Gelip de "Okulda çok başarılı, burada durum vahim" diye yakınırken hiç düşünmüyor; acaba çocuğu dersi dinliyor mu, ödevlerini zamanında yapıyor mu, düzenli olarak konu tekrarı yapıyor mu, test çözüyor mu, kelime ezberliyor mu...

Gelelim ilköğretim müfredatına. Örneğin 6. sınıf öğrencileri 2. dönemde üç kelimeyi yan yana getirip basit bir cümle bile kuramayacakken (çünkü o güne kadar hiç denememiş olacaklar!), ben onlara "if clause" yapısını öğreteceğim. 7. sınıf öğrencileri sene başında İngilizce olarak burçları ezberledi (Ben lise sonda ezberlemiştim!). Ve 8. sınıf öğrencileri ise sene başında "Çoklu Zekâ Kuramı"nı ve onunla ilgili zekâ türlerini ve özelliklerini öğrenmeye çalıştı (ben üniversitede Eğitim Bilimleri derslerinde öğrenmiştim!). Bu konuda yorum yapmak bana düşmez ve bu yüzden mümkün olduğunca nesnel cümleler kurmaya çalıştım ama, bu yaşlardaki öğrencilerin zihin yapısının biraz üzerinde değil mi sizce de?

Öğrencilerde zaten dersi dikkatli dinleme, konu tekrarı yapma, ödevlerini zamanında tamamlama gibi sorumluluk bilinci kısıtlı durumdayken; öte yandan büyük çoğunluğu dış görünüşüne, süsüne, popüler olmaya özen gösterirken; biz onlara belki de hiç kavrayamayacakları birtakım konuları (belki de yanılıyorum, zaman gösterecek) yığıyoruz ve onlardan üstün başarı bekliyoruz. Sonra da bu öğrencilerin, yani geleceğin büyüklerinin, iyi, erdemli ve dürüst vatandaşlar olacağına inanıyoruz.

Onlar geleceğin öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, siyasetçileri, milletvekilleri (!), bilim insanları, hemşireleri, işverenleri, işçileri, memurları, askerleri.... olacaklar! Çok mu umutsuzum, sadece abartıyor muyum, aptalca yanılıyor muyum yoksa? Bilemiyorum. Sadece şunu söyleyebiliyorum:

Bİ'ŞEY YAPMALI!!! Bİ'ŞEY YAPMALI!!! Bİ'ŞEY YAPMALI!!!



Not:
Eleştirdiğim konularda herkesin hassasiyetine sığınıyorum. Amacım hiç kimseyi kırmak değil, gözlerimle gördüğüm ve bu yüzden endişelendiğim durumları kaleme dökmekti. "Her öğrenci bilinçsiz ve sorumsuz, her öğretmen de sahtekâr" anlamına gelmesin yazdıklarım...






Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çocuklar işte dünya tatlısı isanlar ne diyim. Saygılarımla

ruhi tur 
 01.01.2009 4:47
 

Siyasal erkler her yıl farklı bir ülkeyi örnek alarak yeni sistemle öğrenci yetiştirmeye çalışıyorlar. Bu ülkenin eğitim altyapısını düşünmeden gökten zembille iniyor herşey. Öğrenci, öğretmen bu yeni sisteme hazır mı, düşünen yok. "Bilgisayarın tuşuna basamayan öğretmenler, okuma yazma öğrenemeden liselere geçen gençleri" var bu ülkenin. Önce ülkenin öğrenci ve öğretmen profilini analiz etmeli, sonra bunları işe koşmalı. Ama, siyaset günlük çözümlerle eğitim gemisini yürütmeye çalışıyor. Okullardaki disiplinsiz gençlerden çok, siyasetçilere kızıyorum bu açıdan. Bu gençler eğitimle değiştirilir. Ama, eğitim sistemini tepeden inme yaklaşımlarla çözmeye çalışan zihniyet nez zaman değişecek merak ediyorum. Endişelerinizde haklısınız hocam. Dostlukla kalınız....

Uzeyir Kadioglu 
 10.12.2008 19:46
Cevap :
Sorunların kaynağı çok elbette. Ben de eklemek istiyorum, aileleri de bilinçlendirmek gerek. "Ben artık başa çıkamıyorum hocam, siz takip edin" diyerek, tek bir çocukla başa çıkamayıp bizden 400 öğrencyi yakından takip etmemizi isteyen velilerden bahsediyorum. Eğitim sorununun hangi kaynağını incelersek inceleyelim, bir yerde tıkanıp kalıyoruz. Hele özel bir kurumdaysanız işiniz daha da zor. Saygılarımla  10.12.2008 23:53
 

Eğitim sistemi giderek kötüleşiyor gibi... Çok çalışan iyi niyetli öğrenciler hala var ama çalışmayan, orada burada gezen tipler de var.

Canan Öz 
 30.11.2008 9:18
Cevap :
...ve çalışmayan şamatacı tipler, çalışanların bir şeyler öğrenmesine engel oluyor! En çok da bunu hazmedemiyorum işte...  30.11.2008 21:54
 

İnsan ilişkileri yozlaştıkça öğrenci kalitesi de her geçen gün düştü. HER YENİ NESİL BİR ÖNCEKİ NESİLİ ARATIYOR.Maalesef tek amaçları çalışmadan başarılı olmak. İŞİMİZ ÇOK ZOR ÇÜNKÜ kendi dilini doğru dürüst kullanamayan bireylere yabancı dil öğretmeye çalışıyoruz. Kolay gelsin.

Okşan Hoca.. 
 27.11.2008 20:40
Cevap :
Teşekkür ederim katkılarınız için. Bu konuda sizi haksız bulmak için neler vermezdim ki! Ne yazık ki sonuna kadar haklısınız çünkü çalışmadan başarma amacında olan gençlerimize yazık oluyor...  27.11.2008 22:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1845
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster