Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3054
 

Eğitim enstitüleri

Havuz başındaki salkımsöğüt suda uzayan dallarını sarkıtırdı tel tel. Arkada, bahçenin her yanında duran; asırlık çınarlar, çitlembik ağaçları, serviler, kıskanırdı onu. Salkımsöğüt, nasıl kıskanılmasın, ister kantinde oturalım, ister havuz başına varalım, bütün öğrencilerin sevgili ağacıdır o.

Kimimiz Nazım Hikmet’ın :

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

Sözleri ile biten, “Salkımsöğüt”(1) adlı, şiirini okuyarak, serenat yapar, kimimiz havuzun suyunda uzayıp giden dallarla hayallere dalar, kimimiz ise gençlik aşklarının örgü örgü saçlarıyla özdeşleştirirdi.

Etrafı kalın, yüksek taş duvarlarla çevrili okulumuz, Dördüncü Murat’ın av köşkü imiş. Biz okurken köşkün yıkıntıları öylesine duruyordu. Bahçedeki asırlık ağaçlar ta... o zamanlardan kalma. Ama Sabahları bahçeyi gül kokularına boğan güller, bizim bahçıvanların eseri. Her gül öbeğinin yanındaki heykeller ise öğrencilerin ve öğretmenlerin eserleri. Bu yemyeşil ortama cıvıltıları ile katılan kuşlar, müzik bölümünden gelen melodilerle yarış halindedir her dem.

Yemyeşil ağaçların içinde kaybolmuş üç ana binamız vardı. Bahçenin kuzey kenarında doğu batı doğrultusunda birinin bittiği yerde diğerinin bir adım önde başladığı yatakhane binalarımız. Arkadaki kızların yatakhanesi, öndeki de bizim yatakhanemiz. Yemekhane bizim yatakhanenin altında zemin kattaydı. Yatılı öğrenciler, akşam saat on birde yatakhanelerinde olmak zorundadırlar. Yatakhane yoklamaları nöbetçi öğretmen tarafından alındığı an yatağında olmak zorunluluğu vardır. Her bölüm öğrencileri altlı üstlü ranzalardan oluşan on, on iki kişilik yatakhanelerde yatardık. Sabah yemek saatine yetişmek için acele eder, kahvaltı için yemekhaneye inerdik. Akşam ayrı yatakhanelere giden kızlar, erkekler sabah kahvaltılarında günaydınlaşır, tüm gün yeniden birlikte olurlardı.

Kahvaltısını yapan öğrenciler gurup gurup derslik binasına geçerdi. Önce kantinde çay sohbetleri sürer, zille birlikte dersler başlardı. Sabah dersleri, öğle yemeği kuyrukları, öğrenciler arasındaki yemek kuyruğunda kaynak yapma girişimleri her gün yaşanan anlardı. Öğleden sonraki dersler, saat üç suları biterdi. Güzel havalarda kızlı erkekli Kalamış’a, Fenerbahçe koylarına gidilir, hem ders çalışılır, hem kıyı kahvelerinde içten sohbetler yapılırdı. İçten diyorum çünkü son derece birbirine bağlı arkadaşlık ve dostluklar yaşanırdı bu ortamlarda.

Buraya, Sivas Öğretmen Okulu’ndan gelmiştim. Öğretmen okulunu bitirip, Sivas’ın Adamlı Köyü’ne öğretmen olarak atanmıştım. Küçük orman içi bir dağ köyüydü Adamlı Köyü. Yaz aylarında öğretmenlik maaşlarımı almış, öğrencilerimin kayıtlarını yapmış, okulumu hazırlamıştım. Eğitim Enstitüsü sınavlarını kazandığımı öğrenince, İstanbul’a gelmiş, İkinci sınava katılmak için Fikirtepe’deki bu okulun kapısından girmiştim. Bir yazılı ve bir de o günkü adıyla mülakaat sınavından sonra Türkçe Bölümü’ne alınan on kişinin arasına katıldım.

Üç yıl boyunca bizi yetiştiren çok değerli öğretmenlerimle birlikte oldum. Şiirimizin belli başlı kişiliklerinden, Behcet Necatiğil. Dil ve kompozisyon kitaplarımızın yazarı, Enver Naci Gökşen. Şeyh Bedrettin’in Varidat’ını dilimize kazandıran, Cemil Yener. Kültürel çalışmaları ve nezaketiyle bir İstanbul Hanımefendisi olan, Sadiye Akay. Dede Korkut Öyküleri’ni edebiyatımıza tanıtan, Orhan Şaik Gökyay. Dilbilgisi kitaplarıyla tanıdığımız, Haydar Ediskun, bölümümüzün değerli öğretmenleriydi.

Sadece bizim bölümde değil; resim, müzik, beden eğitimi, tarih, coğrafya, fizik kimya, matematik bölümlerinde de alanında yetkinleşmiş öğretmelerle birlikteydik. Sanat Tarihi derslerimize resim bölümünden gelen, Zeki Çakaloz’u her zaman sevgiyle anıyorum. İstanbul’un neredeyse tüm müzelerini gezdirerek, bütün güzellikleri bize tattırmıştı. Hele Ayasofya’nın içini gezmek ve öykülerini dinlemek bir yana çatlarına çıkarmış, bölüm bölüm gezdirmişti.

Her öğrenci bir bitirme tezi hazırlamak ve bilimsel verilerle hazırlanan mezuniyet tezini kabul ettirmek zorundaydı. Tezini gereken niteliklerde hazırlayamayan öğrenci, kolay kolay mezun olamazdı. Son sınıfta ise derslerin çoğu bir ortaokul ya da lisede staj yaparak geçerdi. Biz öğretmen adayları, sınıfımıza dersimizi anlatmak için ders planlarımızı yapar, belirlediğimiz konuyu, sınıf öğretmeni, kendi öğretmenimiz ve arkadaşlarımızın huzurunda sınıfa anlatırdık. Stajda başarı gösteremeyen de kolay kolay mezun olamazdı. Öğretmen okulu kökenli olan bizler, liseden gelen arkadaşlarımıza oranla daha rahat, daha başarılı öğretmen örnekleri verirdik.

İnsan sıcaklığıyla kaynaşmış böyle bir ortamda yetişen biz öğretmen adayları, çalışmak için üç yer yaz dediklerinde genellikle, Türk bayrağının dalgalandığı her yer diye yazardık. Nihayet mezun olup, kuralarımızı çektiğimizde, herkes gibi ben de Hakkari, Uludere Ortaokulu’na seve seve gitmiş, yaşamımın en güzel anılarını oralarda yaşamıştım. Burada ve diğer yerlerdeki öğretmenliğimizde, öğretmen okulu ve eğitim enstitüsünde aldığımız öğretmenlik becerileri ile yüzlerce öğrenci yetiştirdik.

Emekli olacağım an benden diplomalarım istendi. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nün devamı olan Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Göztepe’deki kampüsüne gittim. Caddeye paralel dikilmiş katlı binayı gezerken kendi öğrenciliğimi düşünerek, burada okuyan öğrenciler adına üzüldüm. Kupkuru bir binada boş sınıflar ve yan yana dizilmiş öğrenci sıralarından başka bir şey yoktu. Bir de kara tahta vardı. Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı bölümünü ve bölümün öğretmenler odasını gezdim. Ne duvarda bir resim, ne kitaplıkta bir kitap ne de bahçede bir ağaç vardı. İçimden geri mi gidiyoruz demekten başka bir şey gelmedi. Bu soğuk kupkuru bölümde sadece gözüme çalan adı büyük içi boş alan listesi oldu.

ORTAÖĞRETİM SOSYAL ALANLAR EĞİTİM BÖLÜMÜ
Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Tarih Eğitimi Anabilim Dalı
Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı

ORTAÖĞRETİM FEN VE MATEMATİK ALANLAR EĞİTİM BÖLÜMÜ

Biyoloji Eğitim Anabilim Dalı
Kimya Eğitimi Anabilim Dalı
Fizik Eğitimi Anabilim Dalı
Matematik Anabilim Dalı

BİLGİSAYAR VE ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ
Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Anabilim Dalı

EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ
Eğitim Yönetimi Denetimi Planlanması ve Ekonomisi Anabilim Dalı
Eğitim Programları ve Öğretimi Anabilim Dalı
Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı

İLKÖĞRETİM BÖLÜMÜ
Okul Öncesi Anabilim Dalı
Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı
Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalı
Matematik Eğitimi Anabilm Dalı
Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı

TÜRKÇE ÖĞRETİMİ BÖLÜMÜ
Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı

YABANCI DİLLER EĞİTİMİ BÖLÜMÜ
İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı
Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı
Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalı

GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ
Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı
Müzik Eğitimi Anabilim Dalı

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR BÖLÜMÜ
Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı

Eğitim enstitüleri, eğitim fakülteleri olmuş, biçim değişmişti. İçerikse yok edilmiş. Darülmuallimin’den başlayan öğretmen yetiştirme geleneğimiz; Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları gibi kurumlar biçimsel yapıları ve eğitim anlayışları ile yok sayılmıştır. Bütün bu kurumlardaki öğretmen yetiştirme deneyimlerimizden yararlanılarak çağdaş öğretmen yetiştirme uğraşına bir an önce yönelmeliyiz. Çünkü bir ülkenin geleceği, ancak iyi donatılmış öğretmenlerce sağlanır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4186
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

1952 yılında Sivas- Asarcık Köyünde doğdum. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptım. Kabataş Er..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster