Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '14

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
294
 

Eğitim sisteminin işleyiş sorunları

Eğitim sisteminin işleyiş sorunları
 

Kurumsal/örgütsel yapılar yasal dayanakla kurularak hayata geçerler. Yasal alt yapı sistemin hayata geçmesini sağlamakla birlikte kuruluş amacına uygun olarak işlemesine yeterli değildir. Kurumsal/örgütsel yapılar varlıklarını sürdürürken yasal alt yapıdan çok daha fazlasına ihtiyaç duyarlar. Yapının kurulması sonrası harekete geçirilmesi, kuruluş amacına uygun olarak işletilmesi, istenen ürünleri vermesi, ihtiyaçlara göre düzenleme ve gelişimin sürdürülmesi, faaliyet alanı içinde benzer yapılarla rekabet edebilmesi, geleceğe yönelik gidişatı, dünyanın gittiği yönü doğru okuyabilmesi ve buna göre pozisyon alabilmesi hatta herkese rehberlik yaparak liderlik rolünü oynama gibi alt yapının üzerinde daha bir çok işlevin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Kurumsal/örgütsel yapıları ele alırken özel ve kamu kesimindekileri birbirinden ayırmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Özel şahıslar tarafından kurulan bu tür yapılar kurucularının yararını dikkate alarak varlıklarını sürdürmek zorundadır. Özel örgütsel yapıların kurucularına kâr sağlamadığı halde varlığını sürdürmesini hiç kimse isteyemez ve bekleyemez. Kamuya ait örgütsel yapılar için aynı durum söz konusu olamaz. Kamuya ait örgütsel yapılar topluma hizmet amacıyla kurulur ve işletilir. Ancak kamuya da ait olsa sonsuza kadar herhangi bir örgütsel yapının yararsız da olsa varlığını sürdürmesini istemek doğru olmaz.

Kamu tarafından yürütülen toplumsal hizmetlerde maddi bir getiri her zaman net bir şekilde ve kısa vadede ölçülemediği için kısa vadede gider gibi görünen uygulamalara devam edilmesi bir zorunluluktur. Kamu kurumları devlet aygıtı içinde yer alırlar ve bu kurumlar uzun vadeli getirileri sağlama adına kısa vadeli gidere katlanmak zorundadır. Devletler, kişilerin hayatlarıyla kıyaslanamayacak kadar maddi ve manevi güç unsurlarına sahiptir. Bu nedenle kişilerin bakış açısı ile devletlerin bakış açısının aynı olması beklenmemelidir. Kamu kurumları bu yönüyle özel kesimdeki kurumsal yapılardan farklılık gösterirler. Özel kesim örgütsel yapılar kısa vadede kâr getirici hedeflere göre hareket etmek zorunda iken kamu kurumları uzun dönemli kârı dikkate alarak faaliyetlerini planlayabilir. Burada dikkat edilmesi gereken kamu da olsa özel de olsa örgütsel yapıların kuruluş amaçlarına uygun olarak verimliliği gözeterek çalışmak zorunda olduklarıdır. Özel kesime ait örgütsel yapılar kâr amacıyla çalışırken kamuya ait örgütsel yapıların kârı dikkate almalarına gerek yoktur demek yerine kısa vadeli kârla uzun vadeli kâr ayrımına dikkat etmek gerekmektedir.

Örgütsel yapılardan beklenen yarar kuruluş amaçlarını belirleyen yasal alt yapıda açıklanır. Yasal alt yapıya uygun olarak kurulan sistem hizmet alanına uygun olarak toplumsal hayatın her alanına yayılır. Bu süreçte ihtiyaçların karşılanmasına öncelik verilir. İhtiyacın karşılanıp karşılanmadığı hususunun değerlendirilmesi faaliyet alanının özelliğine göre farklılık gösterir.

Eğitim sistemi de bu çerçevede yasal alt yapıya dayanarak kurulup işletilmektedir. Eğitimle ilgili çıkarılan yasal düzenlemeler eğitim sisteminin kuruluş ve işleyişine ilişkin kuralları belirlemektedir. Bu kurallar çerçevesinde ülke ve hatta dünya sathına yayılmış merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatları ile eğitim sistemi devasa bir yapıda varlığını sürdürmektedir. Yasal düzenlemeyi yapan meclis çalışmalarına bakıldığında eğitimle ilgili sürekli bir değişim ve hareketliliğin varlığı görülür. Yürütme düzeyinde bakanlık teşkilatı ve merkezi bürokrasi ve bu bürokrasinin işleyişini düzenleyen ana hizmet birimleri, yardımcı hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri gibi birimler, taşradaki il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin kuruluş ve işleyişi, alandaki her tür ve düzeydeki örgün ve yaygın eğitim kurumları ile bu kurumlara kayıtlı öğrenciler, veliler, görevli eğitim ve yönetim personeli ile eğitim sistemimizin yapılanmasında fazla bir eksik yok gibi görünüyor. İhtiyaç duyulduğunda yasal düzenlemeler yapılıyor, personel atamaları ihtiyaç duyulduğunda ve imkanlar ölçüsünde yapılıyor, eğitim öğretim araç ve gereçleri hazırlanarak okul ve kurumların hizmetine sunuluyor. Öğrencilerin kayıt, kabul, devam-takip, nakil işleri, sınıf geçme, diploma işleri gibi pek çok rutin işleyiş yürütülüyor. Hatta tüm bu faaliyetlere yönelik geliştirilen elektronik alt yapı sistemi etkin bir şekilde kullanılıyor. Yönetim ve denetim birimleri aracılığıyla plan, program ve her tür mevzuat uygulamalarına dair faaliyetler tıkır tıkır adeta saat gibi yürüyor denebilir.

Saate benzer şekilde tıkır tıkır işliyor gibi görünen sisteme biraz daha yaklaşarak bakınca aslında yapılanların sistemin işleyişine yönelik rutin faaliyetlerden öte bir durumun olmadığı hususu görülecektir.

Yasal düzenlemelere bakıldığında oturmuş bir sistem görüntüsünden çok ne yapılacağı konusunda karar verilememiş sürekli değişen bir işleyişle karşı karşıya kalınmaktadır. Kanuni düzenlemeler birkaç on yılda bir tamamen kaldırılıp yerine yepyeni düzenlemeler getirilirken daha alt düzeydeki mevzuat düzenlemelerinde yıl bile geçmemektedir. Aynı yıl içinde birkaç kez yapılan değişiklikler yasal düzenleme alanını takibi imkansız bir duruma sokmaktadır. Öyle ki elektronik iletişim ağının böylesine yaygınlık kazandığı bir zamanda bakanlık merkez teşkilatı dahi web sayfasından bu değişimi takip etmekte zorlanmakta, çoğu zaman yürürlükten kalkmış uygulamalar bakanlık merkez ve taşra teşkilatına ait elektronik ortamlarda varlığını korumaya devam edebilmektedir. Eğitim sistemi nereden eseceği belirsiz rüzgarın önündeki yelkenli misali hatta zaman zaman yaprak misali neyin ne olacağı belirsiz bir durumdadır. Personel atama sistemi, yönetici atama sistemi, denetim sistemi, okul yönetim sistemi, sınıf geçme sistemi, sınav sistemi gibi temel sistemlerde sürekli bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişim eğitim sistemindeki belirsizliğin, hızlı ve baş döndürücü değişimin en başta gelen göstergelerinden sadece bir kaçına dair örnektir.

Eğitim faaliyeti insan çabasının yoğun olduğu faaliyetleri içermektedir. Öğretmen-öğrenci etkileşimi, veli-öğretmen etkileşimi, yönetici-öğretmen etkileşimi gibi etkileşim alanları büyük oranda insan ilişkilerine dayalı faaliyetleri içermektedir. İnsan ilişkilerinde ise iletişim, işbirliği, katılım, saygı-sevgi, gönüllülük, motivasyon, anlayış, hoşgörü, adalet, eşitlik gibi değerler ve bu değerlerin paylaşılması büyük önem taşımaktadır. Eğitim sistemi içinde insan ilişkileri büyük oranda personel politikaları ile yönetilmektedir. Eğitim sisteminin yasal altyapısı oluşturulmuş gibi görünmekle birlikte personel politikaları üzerinde de önemli tartışmaların yaşandığı görülmektedir. Yönetici ve öğretmen atama, yer değiştirme, yetiştirme konusunda üzerinde uzlaşılmış bir sistemden söz edebilmek mümkün görülmemektedir. Yönetim faaliyetleri sistemlerin yürütülmesinde, işletilmesinde, değerlendirilmesinde ve geliştirilmesinde çok önemli bir işleve sahiptir. Yönetim sistemi düzene girmemiş bir sistemin amaçlarına uygun bir işleyiş sahibi olabilmesi mümkün değildir. Yönetim sistemi adeta aracın gideceği yönü belirleyen direksiyon konumundadır. Oysa eğitim sistemimizde direksiyona kimin nasıl oturacağına dair belirlenmiş kararlı bir sistem hala kurulamamıştır.

Eğitim sisteminin yönetilmesi adına yönetim birimlerinden hemen sonra gelen aslında eğitim öğretimin uygulanması ve amaçlara ulaşmanın sağlanmasında yönetimden çok daha önemli bir konuma sahip olan öğretmen unsuruna yönelik uygulamalarda da benzer bir tartışma söz konusudur. Öğretmen yetiştirme ve eğitim süreci üniversiteye ait iken bakanlık bünyesinde göreve başlayan öğretmenlere yönelik başlangıçta yetiştirme, meslek içinde yetiştirme, değerlendirme ve geliştirmeye yönelik bir düzenleme, sistem ve uygulamanın olmaması personel politikalarındaki boşluğun bir başka boyutudur. Öyle bir sistem düşünün ki üretim sürecine yönelik hiçbir değerlendirme yapılmaksızın üretime dair kararlar verilsin. Buna göre eğitim politikaları sürekli değiştirilsin. Böylesi bir sistemden istendik ürünün ortaya çıkması adeta şansa bağlı olmaktadır. Eğitimi bir hizmet olarak sunan bakanlık velileri kendi başlarına bırakıp isteyen istediği öğretmene gidebilme adına sahte raporlar, sahte adresler almayı adeta bir toplumsal gelenek haline getirilmiş olmasına göz yumması eğitimin yönetimi adına büyük bir handikaptır. Görevini layıkıyla yapanla yapmayan arasında hiçbir ayrım yapmaksızın herkesi aynı kefeye koymak ve sonunda kaliteli eğitim üretilmesini beklemek eğitim sistemimizin dokunulmamış sorun alanlarından birisi olarak ortada durmaktadır.

Örgütsel yapılar için olmazsa olmaz uygulamalardan ve yönetime yol gösterici bir işleve sahip olan denetim sisteminde de önemli sorun alanları bulunmaktadır. Denetim sistemi genel sistemin işleyişine yönelik dönüt sağlayıcı bir işleve sahip olması gerekirken varlığı ile yokluğu bir duruma düşmüş görünmektedir. Denetim sisteminin sorunları tespit etme ve çözüm önerileri sunabilme işlevi tamamen terk edilmiş, kağıt üzerinde işleyişe odaklanmış, sınırlı küçük bir alanda adeta kendi kendine oyalanan, zaman geçiren bir konuma indirgenmiştir. Denetim sistemine yönelik iç işleyişte ortaya çıkan sorunlu yapı denetimin sistem içindeki konumunu da olumsuz etkilemektedir. Yasal anlamda ortaya çıkan çarpık yapı işleyişte belirsizlikleri barındırırken katı bir merkeziyetçi ve antidemokratik anlayışın kökleşmesine neden olmaktadır. Bu durum denetim gibi bütün yönetsel fonksiyonlar üzerinde etki gücüne sahip bir işlevin sahip olması gereken dinamizme uymamaktadır. Zaten karmaşık sorunlar içinde adeta boğulan eğitim sisteminde denetime biçilen bu olumsuz rol sistemdeki sorunları daha da büyütmekte, denetimin sahip olduğu sistemde yaşanan sorunlara yerelde çözüm bulma işlevi tamamen yok edilmektedir.

Eğitim sistemi yukardan aşağı emir komuta zinciri anlayışı içinde yönetilerek başarıya ulaştırılacak bir yapıda değildir. Bunu herkes kabul ediyor denebilir ancak söylenenle uygulanan arasında fark olduğu sürece söylenenlerin bir anlamı bulunmamaktadır. Eğitim sisteminde paydaş katılımı veya yönetişim kavramları kağıt üzerinde kalmaktan öte gidememektedir. Yazılı veya sözlü emirler eğitim çalışanları üzerinde motivasyon sağlamaktan çok sisteme veya emri verenlere yönelik güvensizlik duygusunu büyütmektedir. Güvensizlik duygusunun hakim olduğu bir eğitim sisteminde ise rutinin dışında bir şeylerin ortaya çıkmasını beklemek boş bir çabadır. Eğitilmiş insan gücü, alanda bilgi ve tecrübe sahibi insan gücü eğitim sistemimiz içinde azımsanmayacak bir düzeydedir. Buna rağmen kısır çekişmelerle veya görmezden gelerek, ihmal ederek bu gücün heba edilmesi ülkenin eğitim sistemine zarar vermektedir. Eğitim sistemi içindeki düzenlemeler yapılırken yetişmiş insan gücünün daha fazla katkısını alarak genel ilkelerin ortaya çıkması sağlanabilir. Yapılan her değişiklikte sıfırdan yeni bir uygulama getirmek yerine her defasında üzerinde anlaşılmış alanların daha da kökleşmesine özen gösterilebilir. Toplumlar sürekli yap bozla değil ancak uygulamada karşılaşılan sorunlu alanlar küçük küçük düzeltilerek kendine özgü sistemlerini geliştirirler.

Ali Hikmet DEMİR

ahdemir35@gmail.com

Hüseyin Başdoğan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1115
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster