Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
887
 

Eğitim yapboz tahtası

Eğitim yapboz tahtası
 

Bu yazıyı sadece bir öğretmen olarak değil, aynı zamanda 7. Sınıfta çocuğu olan bir veli olarak yazıyorum. 

13 yıllık öğretmenim. Öğretmenliğim süresince defalarca değiştirilen eğitim sisteminden bıktım. Aynı zamanda 7 yıldır bir veliyim ve veli olarak da bu süreç beni bıktırdı. Hadi eğitim içerikleri, programlarda yapılan değişiklikler olumlu, hep daha ideale yaklaşıyor ama genel olarak sistem üzerinde yapılan değişiklikler çocuk oyuncağı haline geldi. 

7. sınıflara bu yıl uygulanması gereken SBS sınavının Danıştay tarafından iptali yeni bir tartışma başlattı. Oğlum geçen yıldan beri dershaneye gidiyor. Çünkü bir devlet okulunda okuyor ve sadece okul imkânlarıyla sınava girmesi bu sistemde mümkün görünmüyor. Hadi diyelim çok iyi bir Türkçe öğretmeni var, ama öte taraftan SBS sınavı yapıldığında daha konuları bitirememiş bir de Sosyal Bilgiler öğretmeni vardı. Öğretmenler arasındaki fark, benim gibi birçok veliyi dershanelere yönlendiriyor. 

Çocuğum geçen yıl oyun saatinden, dinlenme saatinden, hatta tatil günlerinden feragat ederek sınava hazırlandı. Sınav sonucu tatmin etsin veya etmesin oğlum yaşındaki nerdeyse 1 milyon öğrenci bu stresi yaşadı. Ona kaybettiklerini verecek bir güç var mı? Hayır! Geçen yıl sınavlar iptal edilince isyan etti. Bana ”Neden beni 1999da doğurmadın ?”diye sitemler bile etti. Hadi bu isyanı bir şekilde bastırıp bu yıl yeniden motive ederek çalışmaya başladık. Şimdi ne oldu? Sınav iptali gündemde. 

Peki, geçen yı alınanl puanlar ne olacak? Duruma göre formül üretmekten ne zaman vazgeçeceğiz de bu işi değiştirilmesine gerek kalmayacak şekilde halledeceğiz merak ediyorum. Ömrüm görmeye yeter mi acaba? 

Milli eğitim, bu ülkenin çocuk ve genç nüfusu göze alınırsa, ailelerle birlikte toplumun büyük çoğunluğunu etkileyen bir kurum. Böyle bir kurumun ikide bir fikir değiştirmesinden de bütün halk bıktı artık. 

Bizim çocuklarımız denek mi? Doğruyu bulana kadar daha kaç kuşak denek olarak kullanılacak bilmiyorum. Ama görünen o ki daha birkaç kuşağı feda edeceğiz. Bu ülkede çocukluğunu yaşayamayan, hafta sonlarını dershanelerde geçirerek büyüyen bir kuşak 15–20 yıl sonra bizi yönetecek. Onlara yaptıklarımızın intikamını bizden nasıl alırlar bilmiyorum. Belki milli eğitim kurumunu kapatırlar, bütün dershaneleri yasaklarlar ve hatta okulları da yasa dışı ilan edebilirler. O hale getirdik yani! 

Devleti yönetenlerin, karar verenlerin bir yeniliğe kalkışmadan önce mağdurları düşünmeye zamanları oluyor mu acaba? Bir kere bizi geçtim çocuklarımızın artık devlete büyük bir güven sorunları var. Kısacık öğrenim hayatlarında yaşadıklarını “burası Türkiye” diye açıklamamızı anlayacaklarını sanmıyorum. SBS sınavı konurken, küçük yaşta çocukların strese maruz kalacağını, dershane yaşının küçüleceğini bilmiyorlar mıydı? Madem SBS yanlıştı niye kondu? “Ben yaptım oldu" mantığı ile bunca çocuğun ve ailenin yaşamını etkilemeye hiç bir kurumun hakkı olduğunu sanmıyorum. 

Bir de ortaöğretimin ayrılması yeniden gündeme geldi. Bunu kesinlikle doğru bulmuyorum. Branş öğretmenleri ile sınıf öğretmenlerinin aynı okulda olması ve paylaşımları çok önemli. Çocuk 8 yılı tamamlayana kadar öğretmenler onun hakkında konuşabiliyor. Bilgi alış verişi devam ediyor. Benim 5 yıl okuttuğum öğrencilerim 7.sınıfta ve hala onların sorunlarını dinleyebiliyorum. Hala velilerle görüşebiliyorum. Bu da çocuklarını çok iyi tanıyan bir eğitimciden destek almaları demek ki, bu eğitimsiz aileler için önemli bir destektir. 

Ayrıca kesintisiz zorunlu eğitim 8 yıla çıkarıldığında bu yaş gurubu çocukların bir arada bulunacağı bilinmiyor muydu? Neden önlemlerini en başında almadınız? Biz denemeden sonucu tahmin edilebilen olguları bile deneyerek karar verecek kadar akılsız insanlar mıyız? Bütün okullar tam gün olsun diye uğraşılıyor. Bu nüfus ve bu bina sayısı ile bu mümkün mü? Hayır. Yarım gün okullarda 1.2.3.4. sınıflar öğlenci, 5.6.7.8. sınıflar sabahçı olduğu için zaten küçüklerle büyükler bir arada değil. Yani yarım gün okullarda sorun yok. Bırakın tam gün uygulamasını o zaman. Sınıftaki öğrenci sayılarını azaltın. Varsın yarım gün olsun ama adam gibi olsun. Kalan zamanlarında da onların sosyalleşmesi, spor yapması için uygun ortamlar yaratalım. Ailesinin imkânı olmadığı için spor olanaklarından yararlanamayan binlerce çocuk var. Bizim gibi imkânı olup dershane yüzünden yararlanamayan da binlerce çocuk var. Çocukları sınav stresinden kurtarıp zamanlarını kendileri için yararlı kullanabilmelerini sağlamak hepimizin tek amacı olmalı. Bugün spor salonu olmayan binlerce okul var. Bahçede yağmur altında, çamurda, çoğunlukla da sınıfta uygulanan Beden Eğitimi derslerinde geçen zamana yazık değil mi? 

Mutlu çocuk mutlu yetişkin mutlu toplum, sağlıklı çocuk sağlıklı yetişkin sağlıklı toplum demektir. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsan, iradesi kadar insandır. Başarının temelinde olan bireyin öğrenimi değil, (öğrenmeye-başarıya olan) inancı, iradesi vardır. Bu istem başlangıçta ailede, ergin hale geldiğinde de bireyin kendisindedir. İzninizle yorumu bir soru ile tamamlarsak Kaybettiğimizi gerçekte yanlış yerde mi aramaktayız? En yüce meslek olan öğretmenlik yaşamınızda sizlere başarılar; bu vesile ile şahsınızda ailenizin ve sevdiklerinizin de bayramını kutluyorum. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 12.11.2010 13:28
Cevap :
Merhaba, uzun yorumunuz için teşekkürler. Eğitim ailede başlar doğru, ama ailelerin okul ve sisteme etkisi sınırlıdır. Sınavlar silsilesi bir sistemde birey olmak zordur. Bir şekilde bu sistemde yaşıyorsunuz ve uymak zorundasınız. Size de iyi bayramlar...Saygılarımla...  12.11.2010 21:06
 

Ancak, eğitilebilir malzemeniz (insanınız) yoksa öğrenimiz işe (kırmamak için fazla) yaramayacaktır. Devletin gücü halkından gelir. Halkı gücü devletten değil. Antik Yunan, İslam ve Batı medeniyetinin altında, sırası ile tüccarlar, öğrenime gönderilen öğrenciler ve bunara zemin hazırlayan (en sonuncusu) devlet yöneticileri vardır. Cumhuriyete yanlış anlaşılmaması için hiç girmiyor ve günümüze geliyoruz. Kaliteli öğrenim okulla değil, aile ile başlar, Eğitim ailenin, öğretim okulun işidir. Ve iyi bir nedeniniz yoksa, hiçbir rüzgar (araç-ortam) sizi limana götüremeyecektir. Karıncayı hacca giderken görenler yarı istihza (alay) ile “bu yürüyüşle zor gidersin!” dediklerinde, cevabı bilirsiniz, En azından o yolda ölürüm” olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’yı, Atatürk yapan, “Ya istiklal, ya ölüm!” Sultan Mehmet’i, Fatih yapan; “Ya bu İstanbul beni alıri ya da ben bu İstanbul’u”, İskender’i, “Büyük İskender yapan da; “Ya bir yol bulunur, ya da bir yok yapılır” anlayışıdır. İnsan, düşündüğüdür.

Canmehmet 
 12.11.2010 11:52
 

temelinde bu vardır. Tezgahlar güçlü bir orta sınıfı doğuracak ve oluşan sermaye sanayi devrimini (makineleşmeyi) yapacaktır. Bu arada da Osmanlı ilk dönemde gelir sağlamak için savaşlara devam etmek istese de, evdeki hesap çarşıya uymaz ve gelir sağlanamadığı gibi eldeki de gider. Yıl 1854 Osmanlı biraz da zorlama ile Kırım savaşının masrafları nedeniyle ilk kez (dış) borçlanır. Ancak bu borçlanma da onun sonu olur. Özetle Osmanlı, Avrupalıların kalkınma sürecine girdikleri 18’inci asrın başından itibaren kaynak sıkıntısı nedeniyle gerekli yatırımı (eğitim-öğrenim-sanayi) yapamaz ve bu sorun 20’nci asra kadar devam eder. Osmanlı yönetimi 17’nci asrın sonundan itibaren batını gaelişmesini çok iyi bilmekte ancak, çırpınmasına rağmen başlangıçta saydığımız nedenlerle aranın açılmasına engel olamaz. Tüm bunlara rağmen Osmanlı yazılanların aksine 19’uncu asırda Dünyanın altıncı büyük ekonomisidir. Ancak, üretemeyen, savaşlarını borçla finanse eden devletin yıkılmaması da kaçınılmazdır.

Canmehmet 
 12.11.2010 11:51
 

görülecektir.Toparlarsak, Rönesansın temelinde İslam medeniyeti vardır. Evvelce inkar edilen bu husus, Batıda yeni yeni kabul görmektedir. Peki, O karanlık çağlarda İslam medeniyeti nasıl oluştu? Kısaca; İslam âlimleri Antik Yunan düşünürlerin eserlerinin çoğunu Arapçaya çevirir ve üzerinde çalışırlar, geliştirirler. Çünkü İslam anlayışında; “İlim, Müslümanın yitik malıdır, onu nerede görürse almalıdır.” İle “âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır.” Anlayışı vardır. Ve Batı, büyük bir açlık ve hevesle Müslümanların çalışmalarının üzerine ilaveler yaparak bugüne gelir. Bu arada bizi ilgilendiren kısımda Osmanlı, Endülüs İslam (14’inci asır) devletinden sonra 18’nci asrın başlarına kadar cihan imparatorluğu ünvanını koruyacaktır. Osmanlı Bir tarım ve asker toplumudur. Devlet yönetim anlayışı da İslam ilkeleri üzerinedir. Avrupa bu arada, Batı avrupadan başlamak üzere ilk sanayi devrimini (İngiltere) yapar ve el aletlerinden tezgâhlara geçer. Osmanlı ile arasının açılmasının

Canmehmet 
 12.11.2010 11:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 741
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 5069
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

1997 yılında öğretmenliğe başlamış bir mühendisim. Bir oğlum var. Çocukları ve yaşamı seviyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster