Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
49
 

Eğitim Yeniden 1

Eğitim Yeniden 1
 

Kalıcı öğrenme neyi, neden yaptığını bilmektir.


 Dünya bilim ve teknolojinin hızlı gelişimiyle sarsılmaya devam ediyor. İletişimden ulaşıma nörolojiden kimyaya sanki güne her an yeni buluşlarla uyanıyoruz. Fizik kanunları yeniden yazılmaya çalışılıyor. Dün nano teknolojiyi konuşurken bugün kuantum fiziğini konuşuyoruz. Bu gelişim ve dönüşüm bilginin  yani onu değiştiren zekanın eseri. Bu bilgi toplumunu da oluşturacak olan eğitim. Bu da şimdilik okullarımızda kazandırılmaya çalışılıyor. Bugün yaşadığımız gelişmelerin altyapısı en az onbeş yirmi yıl önceki eğitim sistemleriyle atıldı. Biz bugünü değil yarını düşünerek eğitim sistemimizi şekillendirmeliyiz. Bugün okula yeni başlayan çocukların büyük çoğunluğu günümüzde henüz bilinmeyen işlerde çalışacaklar. Yeni bir öğretim yılına girerken yine eğitim sorunlarını tartışarak giriyoruz. Bizler eğitimin uygulayıcıları ve hiç bir zaman görüşü alınmadan yukarıdan aşağıya verilen programları, projeleri hayata geçirmeye çalışan öğretmenler. Uzun yıllar sonra ilk kez  uygulamanın içinden olan ve gerçekten sorunlara vakıf, çözüm üretmeye çalışan içimizden birinin bu kurumun başında olması bizleri umutlandırıyor. Artık geç kaldığımızı ve kaybedecek zaman lüksüne sahip olmadığımızı biliyor.

                     Evet eğitimimiz köklü değişimler gerektiriyor.Uzun yıllar uygulanan öğretmen ve sınav merkezli ezbere dayalı eğitim ne yazık ki bu ülkenin geleceğinden çok şeyler götürdü. Dün Pisa sonuçlarındaki tablo,bugün ÖSYM nin açıkladığı başarı grafiği durumumuzun hiç de iyiye gitmediğini gösteriyor. İstanbul Milli Eğitim Müdürümüz lise öğrencileri içerisinde bile okuma yazma sorunu yaşayan öğrencilerin olduğunu belirtiyor. Her sınav dönemlerinde dershane ve özel okulların şehirlerin görünen yerlerindeki panolara astıkları şu kadar öğrenciyi kazandırdık birinciyiz, reklamları arasında bu eğitim sistemi içerisinde sınavı kazanamadığı için kaybettiğimiz, öğüttüğümüz öğrenci sayılarından kimse bahsetmedi. Artık Prusya modeli okulların dönemi kapanmıştır. Bu model sadece öğrenciyi pasifleştirmeye ve baskılamaya yarıyor. Bu günün dünyasında yaratıcı, kendi kendisine yetebilen, bilgisini işleyerek yeni bilgiler üreten, hayat boyu öğrenebilen zekalara ihtiyaç var.Yarının dünyasında nelerin değişeceğini bilemeyebiliriz fakat  bilgisini işleyebilen, analitik düşünen, yeni durumlara uyum sağlayarak sorunlara uygun çözüm üretebilen bireyler yetiştirebiliriz.

                   Eğitimin verildiği yer okullar olduğuna göre sorun da çözümü de orda başlayacak. Öncelikle okullarımız yalnızca bilgi verilen yerler olmayıp öğrencilerin mutlu olduğu yerlerde olmalı. Öğrencinin okulu sevmesi için mutlu zaman geçirmesi gerekir. Öğrencilerin pazartesi ve cuma günleri bayrak törenlerinde Marşımızı nasıl söylediklerini izlediyseniz cuma günü nasıl gür söylediklerini ve koşarcasına alanı terk ettiklerini görmüşsünüzdür. Okuldaki birinci önceliğin sevgi olması gerektiğine inanıyorum. Sevgi ancak özgür ortamlarda yetişir baskı, yasak ve cezaların olduğu ortamlarda; ikiyüzlülük, yalan ve nefret yetişir bunların var olduğu yerde sevgi büyüyemez. Sevginin olmadığı yerde mutluluk olmaz. Mutlu olan insanlarda öğrenme isteği hem kendileri hem de yaşadıkları toplum için oluşur.("Başarı yaratıcılığa, tutkuya ve özgürlüğe bağlıdır;bunlarda testlerin bittiği yerde başlar" Salman KHAN) Öğrenciler, sınıflar, okullar hatta veliler artık yarıştırılmamalı. Öğrenmeyi şekillendirenin ihtiyaç olduğu anlaşılmalıdır. Veliler çocukları okula başlayınca hemen okumayı, yazmayı, matematiği öğrenmesini isterler. Bu da daha baştan bir yarışı başlatır. Ama çocuğun öyle bir sorunu yok. Bir şeyi öğrenmesi için onu gerekli görmesi gerekir. Daha okula gitmeden cep telefonlarını kullanan internet sayfalarına girerek bu karmaşıklığı öğrenen çocuğa öğretmen bölme işlemini anlatabilmek için saatlerce uğraşır. Bölme onun ne hedefinde ne dünyasında nede isteğinde yer almaktadır. Buna karşı telefon ve internet; hayatında, yanında, evinde her yerdedir. Bu durumda sınıfta öğrenme ve öğretme zıtlığı meydana geldiğinden disiplin sorunları yaşanmakta bu iki kavram alanda  çatışmaktadır. Bunun sonucunda otorite için baskı yapılmakta konunun öğrenmesi için ezber yoluna gidilmektedir. Çocuğun buna ihtiyaç duyması gerekir. Fakat bir çocuğa "Gelecekte bunlar senin işine yarayacak" lafını idrak ettiremezsiniz. Bu nedenle öğrencinin edilgin değil etkin olması gerekir. Bertrand Russell "Eğitimde hareket ettirici güç öğretmenin otoritesi değil, öğrencinin öğrenme isteği olmalıdır" der. Öğrenme okulun dışına çıkmalı koridora, bahçeye, sokağa, hayata açılmalı her yer öğrenme alanı mantığıyla hareket edilmelidir. Müfredatın zaman temelinde değil, anlama ve başarı hedefleri temelinde her öğrencinin biricikliği göz önüne alınarak yapılandırılması gerekmektedir. Öğrenci etkin olmalı hayal kurabilmeli "Ancak sormaya başladığında bir şey elde edersin" der John Architald Wheeler. Algoritma uygulaması için elinde veri olması gerekir. Veriler kafasında canlandırma yapmasını sağlar.( Einstein "Kafamda canlandıramadığım şeyi anlayamam" der.) Bu bilginin yapılandırması için öğrencinin ihtiyacıdır. Bu her birey için zaman, algı ve mekan acısından farklılık gösterir. Bu nedenledir ki öğrenme özgür alanlarda oluşur.

             Çocuklarımızı geleceğin dünyasına hazırlanmaları için rehberlik edeceksek hedeflerimizi ona göre belirlemeliyiz. Öncelikle kavramların yeniden tanımlanması gerekmektedir. Eğitimi, öğrenmeyi, okulu, başarıyı, öğrenciyi, sınıfı müfredatımıza ve hedeflerimize uygun bir şekilde tanımlamalıyız. Eğer eğitimi kişilerde istendik davranışlar geliştirmek olarak tanımlarsak, eğitim planlamamızda Prusya Okul modelindeki gibi olmak zorundadır.  Burada kişinin değil bizim isteğimiz ön plandadır. Eğer eğitimi kişinin bireysel özgün gelişimi ilgi ve ihtiyaçlarını belirleyerek bilgiyi işleyebilme yeni bilgi üretebilme ve toplum yaşantısını desteklemesi olarak tanımlarsak müfredatımız ona göre olmak zorunda. Bu diğer kavramlar içinde geçerlidir. Başarıyı yalnızca testlerdeki puana göre tanımlarsak bu bizi test ve sınav yarışına hazırlanan ezbere dayalı eğitim yapabilen  okullara götürür. Ya da başarıyı toplumsal gelişimin gözlenmesindeki çağdaş durum olarak tanımlarsak, bu da bizi öğrenci merkezli yapılandırmacı eğitime götürür. Bu nedenle önce tanımlamalarımızı nasıl yapacağımızı bilmeliyiz.

               Okullar yalnızca akademik bilgilerin verildiği yerler değildir. Böyle değerlendirirsek öğrenci okul dışında da bilgiye her yerde rahatlıkla ulaşabilir. Ama bugün uygulanan bu; öğrencinin kırk dakika sınıflarda tutulduğu, edilgin olarak sadece akademik bilgiler yüklenmeye çalışıldığı, bunun için de altı ders dört duvar arasına hapsedildiği gerçeğidir. Dünya Ekonomik Forumu beş yılda bir en geçerli on beceriyi belirlemekte bunun geleceğin iş dünyasında olacağını ve bireylerin bu hedeflere yönlenmesini önerir. 2020 de geçerli olacak on beceriyi şöyle açıklamışlar. 1. Karmaşık Problem Çözümü  2. Eleştirel Düşünce  3. Yaratıcılık 4. İnsan Yönetimi 5. Koordinasyon 6. Duygusal Zeka 7. Muhakeme ve Karar Verme 8. Hizmet Odaklılık 9. Müzakere Etme 10. Bilişsel Esneklik. Öyle görünüyor ki okullarda akademik bilgi dışında da yapılması gereken çok şey var. Eğitim yalnızca sınav sonucu değildir. Eğitim bireyin hayatının bir parçasıdır. İlkokulun birinci devresinde oyun devreye giriyor. Oyun çocuğun dünyasında kendisini etkileyen yaşantıları temsil eder. Bu becerilerin (DEF önerdiği) çoğunu oynarken gözlemleyebilirsiniz. Çocuk oynarken öğrendiği şeylerin gerekliliğini de anlar. Burada dikkat edilmesi gereken oyunların dersleştirilmesi değil derslerin oyunlaştırılmasıdır. Çocukların oyunları onların kendi zihinsel becerileri ve gereklilikleri içerisinde özgün yapılarını koruyarak öğrenmelerini sağlar. Bu nedenle çocukların oyunları derslere dönüştürülmemeli fakat dersler oyunlaştırılmalı.

               Öğrencilerin okuldan okumaktan uzaklaşmamaları için eğitim zamanları dengeli planlanmalıdır. Anasınıfında oyun oynayan, yerde oturan, bahçeye istediğinde çıkan, resim yapıp şarkılar söyleyen çocuklar üç ay yaz tatili sonrası birici sınıfa geldiklerinde şok oluyorlar. Burada sırada düzgün oturması gürültü yapmaması ayağı kalkmaması defterin sayfasını kitabın içini yazıp tamamlaması ve evde de ödevini yapması isteniyor.Birde buna okumaya ve yazmaya erken geçmesi gibi bir yarış eklenince; sanki üniversiteye başlamış gibi daha baştan okuldan okumaktan nefret etmesini sağlıyoruz Bu öğrenciyi ya asileştiriyor yada içine kapanık sessiz bireyler yapıyor. Bu geçiş zaman açısından da müfredat açısından da esnekleştirilmeli.

                 Bundan yüz yüzelli yıl kadar önce yapılan binaları, köprüleri, cami, kilise yada su yollarına baktığınızda oraların sadece taşlardan yapılmadığını onlara yapanların hayat verdiğini ruhlarını kattıklarını görürsünüz. Onlar için oralar sadece yapı değil yaşam alanlarıdır. Bugün bunları göremiyoruz. Çünkü sanat, felsefe, şiir, edebiyat, sevgi yok kısaca aşk yok. Kendisini sevemeyen insanlar başkalarını da doğayı da yaptıkları işi de sevemezler. Sevgi öğrenilmesi gereken bir değerdir. Bunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Bunu öğretmenin en güzel yolu da müziktir, resimdir, oyundur, şiirdir. Yukarda saydığımız beceriler duygusal zeka, yaratıcılık, karar verme, eleştirel düşünmeyi de kazandıracak bu çalışmalardır. Geçmişte olduğu gibi müzik, resim, oyun ve hareket dersleri ilkokul da branşlaşmalıdır. Ruhsal/duygusal gelişimin önemi artık anlaşılmalı ve okullarımızda yeteri kadar rehber öğretmen görevlendirilmelidir.

               Öğretmenlerimizin kendilerini geliştirme yetiştirme ve yenilenmelerini sağlayacak imkan ve fırsatlar sağlanmalı ve hizmet içi çalışmalarla desteklenmelidir. Öğretmene müfredatın uygulanmasında öğrencilerin bireyselliği önceliğiyle esneklik tanınmalı, değişiklik yapabilme fırsatı verilmelidir.Öğretmenlere çerçeve sunarak, öğrenciye kazandırılacak tüm bilgi, beceri ve anlam gibi bilişsel/zihinsel alan kazanımlarının ve empati, bakış açısı ve kendini bilme/farkında olma gibi duyuşsal yönlerin planlanmasında öğretmenlerimiz desteklenmeli ve yardımcı olunmalıdır.Bütün sınıfın ezbere bilgilerinin çokluğundan önce bireylerin anlamaları ve anladıkları bilgileri hayatlarında kullanabilmeleri öncelikleşmelidir. Öğretmenin müfredatı esnek kullanımı hem öğrencinin hem de öğretmenin elindeki seçenekleri artırır. Bu da sınıftaki öğrenciler düşünüldüğünde öğrenme alanını ve etkileşimi yükselttiği görülür. Unutulmaması gereken teorik olarak dünyanın en güzel modelini koysanız bile onu uygulayacak olanın buna inanmasını, bunun için yetiştirilmesini, ona güven vererek paylaşılmasını sağlayamazsanız başarılı olamazsınız. Bugün bütün eğitim uygulayıcılarının bakanımız gibi artık kaybedecek zamanımızın kalmadığını kıyameti koparmanın zamanının geldiğini düşünmesi gerekir.

             Teknolojinin bu hızlı gelişiminde bir gün bile büyük kayıptır.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 289
Kayıt tarihi
: 11.08.16
 
 

Anadolu Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği mezunu, otuz sekiz senelik öğretmenim.  Eğitim, öğretim f..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster