Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
74
 

Eğitim Yeniden 2

Eğitim Yeniden 2
 

Onun için öğrenme oyundur.


   2018-2019 Eğitim öğretim yılı başladı. Bu yıl her zamandan farklı bir başlangıç yaşamadık. Yine koşturmaca; okulların hazırlığı, velilerin hazırlığı, öğrencilerin heyecan ve merakları yeni okula başlayan öğrencilerin kaygıları. Her yıl yaşanan olumlu yada olumsuzluklar,  beklentiler,  sevinçler ve hayal kırıklıkları. Bu öğretim yılını farklı kılan ilk defa bu kurumun başına gelen bakanımızın kaygı duyması ve bunu da kamuoyu ile paylaşmış olması. Kurumun içinden geliyor olması işleyişin, hataların ve yapılması gerekenlerin bilincinde olması bu tavrını anlamamızı sağlıyor.

   Bir ülkenin eğitim anlayışı onun gelecekteki yerini belirler. Eğitim anlayışımızı da belirleyen toplumun ekonomik ve sosyolojik yapısıdır. Sosyoekonomik yapımız mı eğitimi belirleyecek?  Eğitim mi sosyoekonomik yapımızı belirleyecek? Bu sistemler tren rayları gibi birbirine paralel olarak ilerler. Eğitimde çağın gerisine düşersek ekonomimiz dışa bağımlı olarak ilerler. Ekonomide üretkenliğimiz düşerse eğitimimiz içe kapanık tek düze ve sorunlara çözüm üretemez hale gelir. Eğitimde çözüm üretmek için;  dünyada eğitim sistemleri incelenirken ülkelerin sosyal yaşam düzeyleri ve ekonomik gelişimlerinin de incelenmesi gerekir. Treni hareket ettirebilmek için paralel iki ray döşememiz gerekir. Bugün dünyadaki eğitim sistemlerini incelediğimizde birbirine yakın olduğunu görebiliriz. Buna rağmen farkı yaratan nedir. Eğitim sistem içerisinde diğer disiplinlerle birlikte hareket eder. Müfredat değişimi kanunlar yada yönetmeliklerle yeni bir eğitim anlayışı yaratamayız.  2000 li yılların başından beri uygulamada olan öğrenci merkezli eğitim anlayışı ne kadar hayata geçirilebildi. Ya da ilkokulun üçüncü sınıfına kadar değerlendirmenin sınavla olmayacağı yönetmeliği ne kadar uygulana bildi. Bugün hala uygulama da olan müfredat öğrencilerin sınav yarışına sokulmasını;  okulların, sınıfların, illerin birbirleriyle yarışmalarını ezbere dayalı bir eğitimin uygulanmasını mı istiyor? Müfredatı incelediğimizde böyle olmadığını fark edebiliriz. Bakanlığın programı başka taşra da program başka yürüyor. Okullara haksızlık yapmak istemiyorum.Öğrenci seçme ve yerleştirme uygulamaları buna yöneltiyor. Bu da eğitimde yeni rantlar oluşturuyor . Dershaneler,  kurs,  ek ders,  özel kurslar ve kaynak kitaplar. Yeni bir eğitim için bunların aşılması gerekir. Bu da eğitimin içerisinde olan tüm paydaşların ortak bilinçle hareket etmesiyle olur. Okulların, velilerin, idarecilerin ve öğretmenlerin hatta tüm vatandaşların buna inandırılması ve yeni uygulamaları desteklemesi gerekir. Buna inancı ve güveni oluşturmak için tüm paydaşların bilgilendirilmesi uygulamada olanların eğitilmesi gereklidir.

                   Eğitim yalnızca müfredat ve yönetmeliklerden ibaret değildir. Eğitim hayatın kendisidir. Eğitim denilince toplumumuzun aklına sadece akademik bilgiler gelmektedir. Bu nedenle okula çocuğunu veren her veli onun doktor, mühendis gibi kariyeri yüksek meslekler edinmesini ister. Böyle görüldüğü içinde eğitim kendini ispata sınava ve yarışa sokar. Oysa eğitimin insanları hayata hazırlamak,  karşılaştığı problemleri çözmek,  yaşadığı zaman dilimine uymalarını sağlamak gibi bir görevinin de olduğu unutuldu. İlk dersimizde öğrencilerimle sohbet ederken bir öğrencim (ilkokul 3. sınıf) işaret dilini öğrenmek için tatilde kursa gittiğini söyledi."Ailede bunu kullanman gereken biri var mı?" Diye sordum. "Hayır dedi." Bu beni duygulandırdı ve mutlu oldum. Bir çocuğun tatilinde bunu öğrenmek istemesi sıradan bir olay değil. Bu yalnızca bir dilin öğrenilmesi de değil. Bu kendinden farklı olanı anlamaya çalışmaktır. Anlamak ortaklaşmaktır, paylaşmaktır. Üretmek, öğrenmek ve iletişim kurabilmek için önce anlamak gerekir. Bu çocuk insanları sever, bilgiyi paylaşarak birlikte problemleri çözmek için iletişim kurar. Bu çocuk karşısındakini anlayabildiği için şiddet uygulamaz. İşte eğitim budur. "Hayatın kendisi". Bunu müfredatla, yönetmeliklerle öğretemezsiniz . Bu bir yaşam biçimidir. Okullarımızda kitap okuma isteğinin artırılması için derslere okuma süreleri konur. Bunu on yıldan fazladır uyguluyoruz. Okumak  bir kültürdür. Yemek gibi su gibi ihtiyaçtır. Bilginin her şeyin değerini artırdığı gibi insanında kalitesini artırır. Acaba bu sürede illerimizdeki kitap satış oranlarında ki artışlar ya da çevreye bakışımızdaki , ilişkilerimizdeki değişim nasıl oldu. Bu konuda araştırma var mı?  Geri dönüt istatistikleri nasıl? Bunu bilemiyorum. Biz ayni uygulamaya devam ediyoruz. Okumak yaşam kalitemizi yükseltir. Bu da toplumda görülen olumsuzlukların azalması, iletişimin artması demektir. Çocuklarımıza başkalarını anlamayı, sevmeyi,  iletişim kurmayı,  paylaşmayı ve doğayla bütünleşmeyi öğretirsek ; onları şiddetten de iki yüzlülükten de yalandan da bencillikten de kurtarmış oluruz. Bunu yaşam biçimimiz haline getirmeliyiz. Ne bilgisiz sevgi ne de sevgisiz bilgi insanlara mutluluk getirmez. Yazımı 1913 yılında çıkarılan Talimatname'den alıntıyla bitiriyorum. Bunun yorumunu  size bırakıyorum.

                 "Talim ve terbiyeden gaye, şimdiye kadar bizde anlaşıldığı gibi, çocukları uslandırmak, kafalarını malumatla doldurmak değildir. Bizde yerleşmiş eski itikada göre talim ve terbiye sahibi bir çocuk  dersini ezberleyen ve uslu duran bir çocuktur. Halbuki bu itikat tamamıyla yanlıştır. Çünkü bir ademi (kişiyi) adam eden , onun hayattaki muvaffakiyetini hazırlayan şey, uslu, mahcup, korkak, hafızası kuvvetli, malumatı (bilgisi) çok hatta zeki olması değildir. Muvaffaakiyet  (başarı) evvel be evvel (her şeyden önce) azim, teşebbüs, sabır, sebat, cesaret, gibi evsaf-ı ahlakiyenin (ahlak vasıflarının), seciyenin mahsulüdür. Hayatta en muvaffak olmuş, en mesut ve müreffeh yaşayan fertler, milletler; en korkak en alim olanlar değil, en müteşebbis, en sahib-i azim, en sebatkar, ve en cesur olanlardır. Bu hasetleri taşımayan fertler ve cemiyetler ise ulusluklarına, ilim ve fen konusunda bilgilerinin çoğunluğuna rağmen mağlup ve mahkum kalırlar. Bu netice pek tabii ve mukadderdir. Çünkü duygusuz, iradesiz bir alim, ayaklı kütüphaneden başka bir şey değildir." (Radikal gazetesi 13 şubat 2005)

 

Özkan ŞANAL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 293
Kayıt tarihi
: 11.08.16
 
 

Anadolu Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği mezunu, otuz sekiz senelik öğretmenim.  Eğitim, öğretim f..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster