Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '16

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
78
 

Eğitimde sihirli değnek: Yazmak

Eğitimde sihirli değnek: Yazmak
 

Yazmak Düşünmeyi Gerektirir!


“Bir Türk’e yapılabilecek en büyük işkence, ondan yarım sayfa yazı yazmasını istemektir” diyor Çetin Altan. Katılıyorum. Eğitim kurumlarında ya da askerde, yöneticilere bir şikâyet geldiğinde yönetici şikâyetin yazılı olarak getirilmesini ister. Bu şikâyetçilerden büyük çoğunluğu geri gelmez. Bunda birinci neden öfkenin geçmesiyse, ikinci neden yazıya, yazmaya karşı duyduğumuz korkudur.

Gelişmiş ülkelerle bizim gibi gelişmemiş ülkeler arasındaki bariz farklardan biri, eğitimde ve hayatın diğer alanlarında yazmaya verilen önemdir. Gelişmiş ülkelerde, havalimanlarında, kütüphanelerde, sınıflarda, öğrenciler, ellerinde defter kalem sürekli bir şeyler yazar. Ülkemizde, üniversite öğrencilerinin imza atmak için sınıfta kalem aradıklarına çok şahit oldum. Havalimanında elinde defter yazı yazan öğrenci gördüğümü hatırlamıyorum.  

Yazmak, sadece edebiyat yapmak değildir: Pek çok insan yazmaktan, süslü cümleleri, şairane betimlemeleri anlar. Yazmak, herhangi bir konuda düşüncelerinizi, duygularınızı, planınızı, tecrübenizi muhatabınızın anlayacağı şekilde, bir mantık örgüsü içinde yazılı olarak sunmaktır. Bir roka salatasının yapımından çocuğunuza yazacağınız kutlama mesajına, işyerindeki son bir yılın değerlendirmesinden lise hatıralarına kadar pek çok alanı içine alır. Yazabilen psikolog, muhasebeci, ekonomist veya ahçı, yazamayan meslektaşlarından genellikle daha başarılı olur.

Yazmak, demokratikleştirir: Yazma uygulamaları öğrencileri demokratikleştirir. Öğrencinin yazdığı bir yazıya diğer öğrencilerin yaptığı eleştiriler, bir kelime yerine önerilen ve maksadı daha iyi ifade eden alternatifler, öğrencilerde eleştirinin, farklılığın aslında iyi bir şey olduğu düşüncesini yerleştirir. Aynı konuda yazılan yazılardaki farklı bakış açıları, öğrencide birden çok bakış açısının ve gerçeğin aynı anda doğru olabileceği düşüncesini uyandırır. Böylece öğrenci, kendi doğrusuna sahip çıkabilmeyi, karşı tarafın teklifi doğruysa düşüncesini değiştirebilmeyi ve başka doğrulara da saygı duymayı öğrenir.

Yazmak, sığlıkları ve derinlikleri gösterir: İnsanların çoğu varsayımlarla yaşarlar. Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğu, kendisinin yabancı dil bildiği çoğu insanın inandığı varsayımlardır. Bu varsayımlar çoğunlukla test edilmez. Yazmak, insanın neyi bildiğinin, neyi bilmediğinin, neyi yapabileceğinin test edilmesidir. Bir insanın herhangi bir konudaki sığlığını ya da derinliğini gösterebilir. Yazdığınız metinde sağlam bir Türkçeyle orijinal şeyler mi söylüyorsunuz, yoksa yarım yamalak bir Türkçeyle kulaktan dolma bilgileri mi aktarmaya çalışıyorsunuz? Yazma bütün bunları ölçebilir. Bazen, hatta çoğu zaman insanın sığlığını görmesi iyidir. İlk başta ağır gelebilir, ama size ne olduğunuzu gösterdiği için uzun vadede faydalı olur.

Yazmak, yazılanların değerini fark ettirir: Yazmanın yaygın olmadığı topluluklar, güçlü yazarların yazdıklarını değil, sıradan, ciddi bir değeri olmayan yazıları tercih ederler. Yani kendileri gibi yazanları okurlar. Gelişmiş ülkelerdeki haftalık, aylık dergilerdeki dille, bizdekiler arasındaki farkın ana nedeni budur. Time ya da Newsweek dergisinde gördüğümüz derinlikli, pek çok açıyı ele alan yazılarla bizdeki sığ, popülist yazılar arasındaki farkın nedeni, okurdur. Yazan okur, yazının, yazmanın değerini bilir ve okuyarak, takip ederek ödüllendirir. “Marifet, iltifata tâbidir” sözü, eski olduğu kadar geçerlidir de. Yazma marifetini de, en iyi, en azından yazma denemeleri yapanlar bilir ve takdir eder.

Yazmak, iyi bir çalışma yöntemidir: Bir düşünceyi, bir konuyu yazabiliyorsanız, biliyorsunuz demektir. Zihin, insana oyunlar oynar, bildiğini zannettirir. Yazıya dökülen cümleler, bilinenin somutlaştırılması demektir. Neyi bilmediğinizi, bir şeyi ne kadar detaylı bildiğinizi, yazarak öğrenebilirsiniz. Derinlemesine bilmek, uzun süre hatırlamak istediğiniz bilgiler için yazmak iyi bir yöntemdir.

Yazmak, eğiticileri işin içine sokar: Ülkemizde, yazdığı tek satırı düzeltilmeden üniversiteden mezun olan binlerce öğrenci var. Yazılı sınavları hocaların nasıl değerlendirdiği, öğrenciler için meçhul. Yazan öğrenci ve yazılanı okuyup, düzeltip, önerilerde bulunup geri veren öğretmen arasındaki ilişki, çok arzu edilen bir interaktif ilişkidir. Öğrencinin neyi bildiğini, neyi bilmediğini sınav kaygısı olmadan ölçmeyi sağlar. Öğretmenin ideal ve maalesef olmayan bir öğrenci tipine ders veriyormuş gibi konuşmasını engeller. Tarafların ayaklarını yere bastırır. Yöneticilerin, öğretmenleri nesnel olarak değerlendirmeleri için malzeme sunar.

Yazmak, özgürleştirebilir: Yazmak sizi kelimenin tam anlamıyla “okur ve yazar” yapar ve özgürleştirebilir. Size bir yetki, bir otorite verir. Yazmak kelimesinin öznesinin İngilizcesi “author” yani, “yetkili” demektir. Osmanlıcası “muharrir,” yani tahrir eden, araştıran, tek bir yere bağlı kalmayan demektir. Onun da etimolojisi hürr ve hürriyetten gelir. Müellif de çeşitli ögeleri bir araya getiren, birleştiren, telif eden anlamındadır. Kelimelerle kökleri arasında her zaman değil, ama çoğu zaman bir anlam ilişkisi vardır. Yazmak ekonomik özgürlüğe de katkı sağlar. ABD’de yazabilen mühendislerin, yazamayan mühendislerden daha kolay ve çabuk iş bulduğunu gösteren çalışmalar var.

Yazmak, muhasebedir: İnsan, hayatı, planları, yanlışları, eksikleri hakkında yazabilir. Uzun vadeli planlar yapmaktan tutun da sabah işe başladığınızda o gün yapacaklarınızı yazmak önemlidir. Listenizdeki her şeyi yapmışsanız gününüz verimli geçmiştir. Yapamamışsanız iyi plan yapamamışsınız ya da zamanınızı israf etmişsiniz demektir.  

Yazmanın zararları da vardır: Showun -Osmanlıcası riya, Türkçesi gösteridir- arzu edilir bir durum olduğu günümüzde, yaşadıklarını yazan değil ama yazıp göstermek için yaşayan ya da yazının büyüsüne kapılıp anlamsız duygu yoğunluklarına girenler olabilir. Ancak her halükarda yazmanın faydası, zararından daha çoktur.

Eğitim sistemimizin başarısını, teknoloji üreten ülkelere ne kadar pazar olduğumuzun acıklı göstergesi olan teknoloji fetişizmiyle değil, yazmanın, bir öğrencinin hayatında ne kadar yer tuttuğuyla, öğrencilerin ne kadar iyi yazdığıyla ölçebiliriz. Eğitimin kalitesini ölçmek, eğitimi nitelikli hale getirmek için yazı, pahalı olmayan, ancak öğrencilere ve eğiticilere çok iyi imkânlar sunabilecek bir alandır. Dünyanın neresinde olursa olsun, eğitimli bir insanın vazgeçilmez niteliklerinden biri, bildiği bir konuda ana dilinde ve en az bir yabancı dilde ortalamanın üstünde yazabilmesidir. Eğitim almış bir insan bunu yapamıyorsa aldığı diplomaların, sınıflarda kilitli duran akıllı tahtaların, ülkesinin Apple’a ya da Microsoft’a ödediği milyonların bir anlamı yoktur. Mevcut eğitim sistemimizin başındakiler maalesef bu acınası halin özneleridir.

Eğitim sistemimiz “okur-yazar” değil, “okur-ezberler ve unutur” yetiştirmektedir. Sistem, okur-yazar yetiştirmeye başladığı zaman güzel şeyler oluyor demektir.  

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 110
Kayıt tarihi
: 11.05.16
 
 

Lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, Yüksek Lisansını ABD Ohio State..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster