Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '14

 
Kategori
Okullar
Okunma Sayısı
142
 

Eğitimin sıradan büyük sorunları

Eğitimin sıradan büyük sorunları
 

Okulların ilk iki haftası rüzgar gibi geçti. Hele ilk hafta fırtınalı bile sayılırdı. Sanki okullar kapalıyken her şey yolundaymış gibi, eğitim öğretim yılının başında sorunları yazıp çizip, konuşan uzmanlar, siyasiler gibi yapmayacağım. Okullar açıldığından bu yana Güllük köyünde yaşadıklarımı anlatarak, milli eğitim sisteminin hal-i pür melalini somut örneklerle ortaya koymaya çalışacağım.

Bu yıl ders saatlerinin artması nedeniyle, ikinci sınıflar da Güllük İlköğretim Okulu'nun yeni ve büyük yapısı yerine, eski, "tarihi" sıfatından çok "döküntü" nitelendirmesini hak eden yapısında okuyacaklarmış. Önceden yalnızca ana sınıfları ve birinci sınıflar buradaydı. Geçen yılı atlattığımıza şükrederken, çocuklarımızın tekrar bu eski, sürekli onarım isteyen, çatısı akan, tuvaletleri dışarıda bulunan bölümde okuyacağını öğrendik. Ayrıca, geçen yıl nispeten uğraşıp sınıfa benzettiğimiz dersliği bu yıl birinci sınıflardan birini okutan öğretmen sahiplenmiş; geçen yıl depo olarak kullanılan, içinde sırası bile bulunmayan en berbat durumdaki derslik bizimkilere kalmıştı. Başta Okul Müdürü Süleyman Yatakçı ile konuşup bu duruma itiraz ettik. Ancak, yeni sisteme göre yeterli sicil alamamanın, belki de bir iki ay içinde okuldan ayrılacak olmanın verdiği küskünlük, moral bozukluğu ile şevki hayli kırılmış olan müdürümüzden medet umamayacağımızı anlayınca, "imece" yöntemiyle yeni dersliği dört beş gün içerisinde adam ettik. Böylece, geçici olarak kullandığımız öbür sınıfın öğretmeni gelinceye kadar, yeni sınıf çocuklarımızın ders yapabileceği hale gelmişti.

Bu arada, velilerden para toplanarak, sınıfımız için yeni ve ucuz bir bilgisayar da alındı. Geçen yıl olduğu gibi; hiçbir şeye karışmayan, para vermek, kılını bile kıpırdatmak istemeyen, iş ve çözüm yerine laf üretenler de vardı. Ben onları boşverip, sınıfımızın duvarlarını ve tabanını boyayarak, kendi kesesinden ve emeğinden harcayan Aydın Yalçınkaya'ya, eski perdelerini sınıfa uydurarak okulun en güzel perdeli sınıfına sahip olmamızı sağlayan Gaffure'ye, toplanan kısıtlı paralarla alınan kumaşı yetirmeye çalışarak sıra ve masa örtülerini diken Elvan ve Ayşe hanımlara, para toplanmasında geçen yılki "sınıf anneliği" deneyimiyle bana yardımcı olan Sema'ya, sınıf panolarının ve sağdan soldan toplayarak sınıfa taşıdığımız sıraların onarımını evinden getirdiği alet edevatıyla yapan Hasan Sarı'ya, Okul Aile Birliği üyesi de olan, çatı aktarmaktan, duvar örmeye, kaynak yapmaya kadar okulun her türlü onarım işlerinde yardım aldığımız Müezzin Niyazi Cabadan'a ve şu anda anımsayamadığım kişilere, diğer tüm veliler, öğrenciler, hatta öğretmenler ve müdür yerine teşekkür etmeliyim. Daha ilk günden sınıfa yeni kocaman bir çöp kovası aldığımı belirterek, bu teşekkürden kendime de pay çıkarıyorum.


 

100 öğrenciye tek tuvalet!


 

Dersliğin oturulabilir ve ders yapılabilir duruma getirilmesi öncelikli meselemiz ve işimizdi; ancak, bütün çocukları ilgilendiren diğer önemli mesele, tuvaletti (ki hala öyle sayılır). Geçen yıl okulların kapanmasına birkaç hafta kala bahçedeki tuvaletlerden birisi arızalandığından (birileri içine koca taşlar atıp, alaturka tuvalet taşını kırmış), kapısında asma kilit vurulmuştu. Tuvaletin kapısında hala asma kilit ve "Arızalı" yazısı duruyordu. Kız erkek dört beş çocuğu, öbür tuvaletin kapısında sıra olmuş bekleşiyor gördüm kaç kez. Velilerden birisi çocuğunun bu tuvaleti kullanamadığını, lavaboya bile boyunun yetişmediğini, diğeri çocuğunun zamanında yetişemediği için altına kaçırdığını anlattı. Müdür Bey, konuyu telefonda ilk söylediğimde "Olanla idare edeceksiniz. Benim elimden bir şey gelmiyor artık" deyiverdi. Yüzyüze görüştüğümüzde ise, para ve eleman sıkıntısında, velilerin tavrından yakındı. Bu duruma insanın vicdanı elverir mi? Çocuklar bahçede mi ihtiyaçlarını giderecekti? Yardım isteyebileceğim birkaç yer vardı. Önce, Kavaklar Market'in sahibi Feyzi ve Tansel Kavak ile konuştum. Ücretsiz alaturka tuvalet taşı ve sifon verebileceklerini söylediler sağolsunlar. Ancak ilk hafta diğer sınıfların öğretmenleri ve velileriyle konuşmama karşın, tuvaleti yapacak bir usta ya da işçi bulamadık.

Öte yandan, Güllük beldesinin artık mahalle olmasıyla, daha önce uzak semtlerde oturan öğrenciler için belediyenin sağladığı ücretsiz minibüsler bu yıl kaldırılmıştı. İlçe Milli Eğitim'e öğrenci sayısını ve uzaklığı belirten dilekçeyle, başvurulup ihale açılmasını istemek gerekiyormuş. "Oba" için ihale açılabilecekken, daha yakın olmasına karşın, oldukça dağınık ve inişli yokuşlu olan "Orjan"a ücretsiz servis verilemeyeceğini öğrenince, daha önce beni bu konuda uyaran ve bilgilendiren Güllük Minibüs Taşıyıcıları Kooperatifi Başkanı Osman Kırçın'a gittim. Onunla okul, eğitim, ulaşım sorunları hakkında konuşup, dertleşirken, okulun tuvalet meselesinden de söz ettim. Hemen ilgilendi; önce benle okula gelip, tuvaletin durumunu gördü. Ardından ustayı, malzemeleri alıp, tuvaleti yaptırdı. Ustanın parasını da kendi cebinden verdi. Allah razı olsun.


 

Ulaşım meselesi çözümlenmedi


 

Eğitim öğretim yılının üçüncü haftasına giriyoruz. Sınıfımızın durumu, sıraların yetersiz olması, ısıtıcı bulunmaması dışında halloldu sayılır. Havalar soğumaya başlamışken, bu da en kısa zamanda çözümlenir umarım...

Ancak, Orjan'da oturan velilerden bazılarının, taşıma ücreti ödememek için, özel araçla ya da yürüyerek okula gidip gelmeyi tercih edeceklerini belirtmesi, bir türlü görüş birliği sağlanamaması, bazı velilerin yine belediye ve ilçe milli eğitim ile görüşmek istemesi gibi nedenlerle, bu semte oturan öğrencilerin ulaşım sorunun nasıl bir çözümleneceği netlik kazanmadı. Sinirleri hayli yıpranan, bezen bazı veliler, Güllük merkezinde okula yakın bir ev tutmaktan, hatta Milas'a taşınmaktan söz ediyor.

Oysa, aynıları olmasa da benzeri ve başka sorunlar yurdun dört bir yanındaki bütün devlet okullarında yaşanıyor ne yazık ki. Geçen yıl okulların açılması ve oğlumun ilkokula başlaması dolayısıyla kaleme aldığım "Şimdi okullu olduk" başlıklı yazımı okuyanlardan bazıları, bana çok duygulandıklarını, hatta göz yaşlarını tutamadıklarını söylemişlerdi. Ben, bu yıl okulun ve milli eğitimin durumundan, üzüntü ve gerginlikten ötürü birkaç kez ağladığımı söylesem...

Bundan 30-35 yıl önce Diyarbakır ve Sarıkamış'ta okuduğum okulların ve Milli Eğitim'in durumu şimdikinden iyiydi diye düşünüyorum. 21'inci yüzyılda telefon, televizyon, bilgisayar gibi aygıtların en gelişkinlerinin kullanılmasına heves edinilen ülkemizde, eğitim sistemi niye bu denli geri? Sistem, "Saldım çayıra, mevlam kayıra" sözündeki gibi Allah'a ve duyarlı, özverili velilerin, yurttaşların, ilkeli ve ülkücü (idealist anlamında) çalışanların inisiyatifine bırakılıyorsa, ülke yönetimini de öyle yapsınlar; görsünler o zaman okullar, çocukların ve yurttaşların yüzleri nasıl güzelleşiyor, aydınlanıyor!


 

Gülçin ERŞEN – 28 Eylül 2014 / Güllük

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 807
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster