Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
995
 

Eğitimle ilgili bir öneri

Eğitim konusu ülkemizde çözümlenememiş bir sorun olarak durmaktadır. Her gelen iktidar, kıyısından köşesinden çekiştirerek iyice karmaşıklaştırmaktadır durumu. Sistemdeki bozukluk yüzünden, on binlerce insan, hak ettiği eğitimi alamamaktadır. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli binlerce çocuk, kalabalıklar içerisinde kaybolmaktadır. Zihinsel engelli çocukların ne denli özel eğitim görmeleri gerekiyorsa üstün zekâlı ve yetenekli çocuklarında özel eğitimden geçmeleri gerekmektedir. Oysa uygulanmakta olan eğitim sistemi böyle bir duruma izin vermiyor.

Her öğrencinin düzeyine uygun bir eğitim almasını sağlayan bir sistem oluşturdum. Bunu yetkili orunlara da bildirdim. Bir teşekkür mektubu göndererek yararlanılacağı bildirildi. Bunun üzerine kimi değişiklikler yapıldı ama önerilen sistemin tamamı uygulanmadığı için yararı olmadı.

Önerdiğim sistem şu:

İlköğretim üç, dört ve beşinci sınıflarda seviye şubeleri oluşturulmalı. Öğrenci her dersi, düzeyine uygun şubelerde görmeli. Her ders için A, B, C, D…. gibi şubeler oluşturulmalı. Aynı şubede, hep aynı öğretmenlerden ders almak; öğrencilerin sosyal yönden gelişimini de engellemektedir. Düzeyine uygun olmayan arkadaşlarıyla aynı dersi işlemek, başarılı öğrencileri engellediği gibi, başarısı düşük olanların gelişmesini de engellemektedir. Öğretmenler, çok zaman, üst düzeydeki öğrencilerle dersi götürmekte; geri düzeydeki öğrencilerle zaman kaybetmekten kaçınmaktadır. Bu yüzden, geri düzeydeki öğrenciler daha da geri kalmaktadırlar. Öğretmen, geri düzeydekilerle çalışmaya ağırlık verirse, bu kez de, başarılı öğrenciler, hak ettikleri düzeyi yakalayamamaktadırlar.

Her derste, kendi düzeyine uygun olan şubede ders gören öğrenci, yeteneklerini, hak ettiği en üst düzeylere çıkarma olanağını bulmuş olur. Başarılı olduğu derslerde “A” şubesinde olan öğrenci, daha az başarılı olduğu derslerde, “B”, ”C”, “D”…gibi şubelerde olur. Tersten anlatırsak, başarısının düşük olduğu derslerde “E” ya da “F” şubesinde olan öğrenci, başarılı olduğu derslerde “A” şubesinde olabilir.

Daha açık anlatalım: Ali, matematik dersinde başarılı ise, bu dersi, kendi düzeyine uygun arkadaşlarıyla birlikte “A” şubesinde görecektir. Türkçe dersinde başarısı biraz düşükse “B” şubesinde; Sosyal Bilgiler dersinden daha düşük düzeydeyse “F” şubesinde; Fen Bilgisi dersinden başarılıysa, bu dersi “A” şubesinde görecektir.
Mehmet, Matematik dersinden az başarılı ise, yine kendisi gibi bu dersten düşük düzeyde olan arkadaşları ile birlikte “D”, “E” ya da “F” şubesinde olacaktır. Diğer dersleri de kendi düzeyine uygun arkadaşları ile uygun şubelerde görecektir.

Bir sınıfta, aynı dersler, aynı saatlerde işlenirse, programlama güçlüğü de olmayacaktır. İlköğretimin birinci aşamasında alan öğretmenliği olmadığından, sorun yaşanmayacaktır. Öğretmenlerin yetenekleri göz önüne alınarak ders ve şube dağıtımı yapılması yeterli olacaktır.


Başarı düzeyi artan öğrencilere, bir üst düzeydeki şubelere geçme olanağı tanınmalıdır. Başarı düzeyleri düşenlerin ise, bir alt düzey şubesinde ders almaları sağlanmalıdır.

Altıncı sınıftan başlayarak, branşlaşmaya gidilmeden, ilgi alanları ve başarı düzeyleri aynı olan öğrenciler aynı şubelerde eğitilmelidir. Bunun için ilk önce öğrenciler üç gruba ayırılmalı. Buna göre:

Türkçe Matematik Grubu
Matematik-Fen Bilgisi Grubu
Türkçe-Sosyal Bilgiler Grubu

Bu gruplama yapıldıktan sonra, her grup öğrencileri, seviye gruplarına ayırılmalı.
En başarılılardan başlayarak “A”, “B”, “C”, “D”…..gibi şubelere yerleştirilmeli.

Örneğin:Türkçe-Matematik “A” şubesi…Türkçe Matematik “B” şubesi.../ Matematik-Fen “A” şubesi… Matemetik-Fen “B” şubesi…/Türkçe-Sosyal Bilgiler “A” şubesi…Türkçe-Sosyal Bilgiler “B” şubesi….. gibi.

Öğrencilerin gelişimleri titizlikle incelenerek, durumlarının gerektirdiği şubelere geçme olanağı tanınmalıdır.

Bu öğrencilere aynı program uygulanmalı. Burada önemli olan, İlgi alanları ve düzeyleri aynı olan öğrencilerin birlikte ders işlemesidir. Böylece, hem öğretmen daha verimli olacak, hem de öğrencilerin gelişimleri hızlanacaktır. Aynı zamanda
alan seçimine ön hazırlık yapılmış olacaktır.

Sekizinci sınıfın başında ya da sonunda alan seçimi yapılmalıdır. Mesleğe yöneltilmesi gerekenler, Meslek Liselerine; Lisans öğretimine gitmesi gerekenler Liseye hazırlanmalı. Bu seçimde, 6–7 ve 8. sınıf başarıları etken olmalı. Böylece, üniversitelerin önündeki yığılmalar da azalacaktır. Başarı düzeyleri düşük öğrenciler, liseye gidemeyeceğinden, meslek okullarına yönelmek zorunda kalacaklardır.

Öğretmenlik mesleğine yönelecek öğrenciler, liselerde, pedagogların ve psikologların yardımları ve önerileriyle belirlenmeli ve ilgili seçmeli dersler verilerek eğitilmelidirler. Belirlenen bu öğrenciler, istedikleri takdirde, öğretmen yetiştiren fakülteleri tercih edebilmelidir. Öğretmenliğe, başka öğrenciler alınmamalıdır.

Sağlık alanında yetişecek öğrenciler de, benzer uygulamalarla seçilmeli. İnsan sağlığı ile ilgilenenlerin, şansa bırakılarak seçilmesi, beraberinde birçok olumsuzlukları getirir. Hayvanları sevmeyen birinin, zorunluluklar nedeniyle veterinerliği seçmesine izin verilmemelidir. Aynı biçimde, insani ilişkileri zayıf olan birinin, salt para kazanılacak meslek olduğu için tıp fakültelerine gitmesine izin verilmemelidir. Sağlık memuru ve hemşire olmasına da…

Asker ve polis olmak isteyen öğrenciler de, mesleğin gerektirdiği yetenek ve kişiliklerden seçilmelidir.

İlköğretim programında, tarafsız bir din kültürü dersinin dışında, din eğitimi verilmemeli. Seçmeli din dersi uygulaması, toplumumuzun yapısı nedeniyle, zorunlu ders durumuna gelecektir. Çevre baskısı nedeniyle, birçok aile, bu dersi istemese de seçmek zorunda kalacaktır. Bu durum, çağdaş eğitim ilkelerine ters düşmektedir.

Din eğitimi, Milli Eğitim Bakanlığının gözetim ve denetiminde, özel dersanelerde verilmelidir. Bu dersanenin öğretmenleri, İlahiyat Fakültesini bitirmiş, öğretmenliği Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış kimseler olmalı. Yönetim kadroları da, milli Eğitim Bakanlığının oluru alınarak oluşturulmalı. İsteyen lise öğrencileri, ders zamanları dışında, bu dersanelere giderek din eğitimi alabilmelidirler.

Bu uygulama başlatılırsa, İmam Hatip Liselerine gerek kalmayacaktır. Çünkü özel dersanelerde din eğitimi alan öğrencilerden, isteyenler İlahiyat Fakültelerini tercih edebilirler. Üstelik yetişkin bir öğrenci, kendi isteği ile bu mesleği seçmiş olacağından, görevini, pişmanlık duymadan ve isteyerek yapmış olur. Bu günkü uygulamada, insanlar çocuk yaşta, ailesinin etkisiyle ve çoğunlukla istemeden ya da isteyip istemediğini bilmeden din alanına yöneltilmektedirler.

Dersanelerde din eğitimi alan öğrenciler, aynı zamanda, kendi alanlarında istedikleri bölümleri tercih edebileceklerinden, hiçbir mağduriyete uğramamış olacaklardır.

Böylelikle, hem İmam Hatip Liselerine gerek kalmayacak, hem din eğitimi alan öğrenciler mağdur olmayacak, hem de İmam Hatip sorunu çözümlenmiş olacaktır.
Aynı zamanda, bu tür sorunlar nedeniyle toplum gerilmemiş olacaktır. Bundan daha akılcı ve daha iyi niyetli çözüm yoktur kanısındayım.

İlahiyat Fakülteleri YÖK denetiminde, sadece özel üniversitelerde açılabilmeli. Devlet üniversitelerinde hiçbir dinin din adamı yetiştirilmemeli. Her din, her mezhep kendi din adamını kendi yetiştirmeli. Buna bağlı olarak da, kendi din adamının ücretini kendisi vermelidir. Devlet, din adamı yetiştirme ve bunların ücretini verme yükünden kurtarılmalıdır. Bu durumda, hiç kimse “Benim vergimle falan dinin görevlileri ücret alıyor” diyemeyecektir. Bilinen bu haksızlık da ortadan kalkmış olacaktır.. Zamanla da Diyanet İşleri Başkanlığı tasfiye edilerek, din işleri tamamen cemaatlere bırakılmalıdır. Cemaatlerin siyasal çalışmalar katılmaması, sadece din işleriyle ilgilenmesi sağlanmalıdır. Devlet, bu konuda denetleme görevini üstlenmelidir.

Ortaöğretimin dördüncü sınıfı, üniversiteye hazırlık sınıfı olmalı. Lise bir, iki ve üçüncü sınıf sonunda yapılacak merkezi sınavların ortalaması alınarak, üniversiteye giriş puanı hesaplanmalı. Alan derslerinin ortalaması (üç yıllık) okul başarı puanı olarak değerlendirilmeli. Yani, Eşit Ağırlıklı puan hesaplanırken; okul başarı puanı, Türkçe ve Matematik derslerinin ortalaması kullanılarak hesaplanmalı. Sayısal puan hesaplanırken; Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerinin ortalaması, okul başarı puanı olarak hesaplanmalı. Sözel puan hesaplanırken Türkçe, Tarih, Coğrafya ve Felsefe derslerinin ortalaması, okul başarı puanının hesaplanmasında kullanılmalıdır. Kısacası, alan dışı dersler, okul başarı puanının hesaplanmasında kullanılmamalıdır.

Üçüncü sınıf sonunda üniversiteye yerleşen öğrencilere, isterlerse diplomaları verilmeli; başarı sağlayamayan ve daha iyi bir bölüm istediği için tercih yapmayanlar dördüncü sınıfa devam etmeli. Bu öğrencilere dördüncü sınıfta yoğunlaştırılmış öğretim uygulanmalı. Bu sınıf sonunda da üniversite kazanamayan öğrencilere diplomaları verilip, kendi özel olanaklarını kullanmalarının yolu açılmalıdır.

*Son yıl üniversite sınavları, alanın tüm konularını kapsayacak biçimde hazırlanmalı ve üç sınavın ortalaması alınırken, son sınavın ağırlığı daha fazla olmalıdır.

Eğitimin en önemli sorunlarından birisi de fırsat eşitsizliği sorunudur. Bunu, kendi yaşadığım bir örnekle açıklayayım. 1999 yılındaki sınavlarda kızım 199.760 gibi bir sayısal puan aldı. O zaman en yüksek puan, sanırım 230 civarındaydı. Kızım Endüstri Mühendisliği istiyordu. Puanı yetmediği için Eczacılıkları tercih etti. Boşta kalmamak için de en son tercih olarak, KOÜ’nün İngilizce İşletmesini yazdı. (Tercih kataloğunda İngilizce olduğu bildirilen fakülte sonradan Türkçe’ye dönüştürüldü.) Az bir farkla Eczacılıkları tutturamayan kızım işletme okumak zorunda kaldı. Paralı olarak okutacak gücüm olsaydı, aynı puanla, Bilkent Üniversitesi’nin Endüstri Mühendisliğini ya da Bilgisayar Mühendisliğini kazanıyordu. Bu ülkede yıllarca eğitimci olarak hizmet vermiş bir baba olarak, çocuğuma hak ettiği geleceği sağlayamamanın yükünü yaşam boyu sırtımda taşıyacağım. Neden? Çünkü çocuğumu parasızlık yüzünden vakıf üniversitelerinde okutamadım. Oysa birileri, zengin oldukları için, daha düşük puanlarla daha iyi bölümlerde okudular. Üstelik onlar, zenginliklerinin üstünlüğü(!) ile iş de buldular. Benim kızım ise işsiz. Bu ülkenin yasadışı yollarla kanını emenlerin çocukları, (tüm varsıllar için söylemiyorum) çok düşük puanlarla en lüks okullarda okuyup yaşamını garantiye alırken (ki, okumasalar da bu garantileri var), bizim gibi yıllarını ülke hizmetine veren yurtseverlerin çocukları daha yüksek puanlarla, yaşamın kuyruğundan bile yakalayamıyor. Bir eğitimci olarak, böyle bir eğitim sistemine isyan ediyorum.
Eşitlik sağlanmak isteniyorsa; zengin çocuklarının puanıyla, yoksul çocukları da aynı bölümlerde okuyabilmeli. Ya da yoksul çocukları hangi puanla hangi bölümde okuyabiliyorsa, varsıl çocukları da aynı puanla ancak o bölümde okuyabilmeli. Bunu sağlamanın yolu da var. Özel üniversiteler ve vakıf üniversiteleri, devlet üniversitelerine giremeyecek düzeydeki puanlarla kayıt yapamamalı. Bunu bir örnekle açıklayayım. Devlet üniversitelerinin “Hukuk Fakülteleri” 2006 yılında en düşük 330 puanla öğrenci almışsa, özel ve vakıf üniversiteleri de bu puanın altındakileri kabul edememeli. Ancak böyle olursa fırsat eşitliği asgari de olsa sağlanmış olur.

Ülke savunmasında, canını verenlerin yoksul çocukları olduğu gerçeği ortadayken, ülke nimetlerinden zengin çocuklarının daha çok yararlanması hangi anlayışın ürünüyse, ona da isyan ediyorum.

Son olarak şunları da eklemeliyim:

İlköğretimin ilk beş yılının ders programları basitleştirilmeli. Eğitim etkinliklerine, sosyal etkinliklere daha çok yer verilmeli, okuma alışkanlığı kazanma ve bilgi edinme çalışmalarını yoğunlaştırmalıyız. Tüm eğitim kademelerinde, ilköğretim okulu birinci sınıf dışında sınıfta kalmayı kaldırmalıyız. Demokrasiyi, yurtseverliği, dürüstlüğü, sevgiyi, sabır ve anlayış gibi yaşamsal önemdeki özellikleri geliştiren ders konularıyla, eğitim programını zenginleştirmeliyiz. Kısa bir anlatımla, öğretimden çok, eğitime yer vermeliyiz.



Not: Yanlışlıkla sildiğim yazımı yeniden yayınlıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Oldukça güzel yerinde öneriler. Umarım birileri görür ve değerlendirir. Biz velilerde bunu istiyoruz. Yalnız güzel sanatlara ilgisi "resim, müzik, tiyatro, spor" gibi olan çocuklar konusunda da önerilerinizi bekliyoruz. Saygılarımla.

Ayrıntıda gezinmek 
 20.05.2007 16:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 749
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster