Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
184
 

EKİNLERİN TATLI BOĞUM ZAMANI

 

 

Ekinlerin tatlı boğum zamanı

Bizim oralara doğru gitsem

Asi bir şiiri andıran Mersin’e

Ve doya doya seyretsem

Büyüdükçe bir göçebe kızının

Nasıl benzediğini annesine…

 

Abdülkadir Bulut

 

Üç aya yaklaşan zaman diliminden bu yana evlerden çıkmıyoruz. Başka bir söylemle tutukluyuz. Daha açığı Corana Virüs salgını evlerde kalmamızı buyuruyor!

İlkbahar böyle geçti sayılır. Baharı görmeden yaza giriş yapacağımızı, doğanın gümrahlığa ulaştığını, ağaçların çiçek çiçek açtığının ardından meyveye dönüş yaptığını, yörenin yeşile büründüğünü, tarlalarda ekinlerin diz boyu olduğunu ve bir başka söylemle: Ekinlerin tatlı boğum zamanı…

(Ne ki yurt genelinde iklim değişkenliğinden ve dolu türü afetlerden dolayı çiftçilerimizin zorda olduğu duyumunu aldığımız oldu! Zaten fırlayan her türlü ürün fiyatlarının daha da yükseleceği ayrı bir gerçektir.)

Bu sabah uyandığımdaEkinlerin tatlı boğum zamanı sözcükleri, dilimde pelesenk oldu. Oradan devinimle bir yazı kaleme almayı düşündüm. İşte çileli köy yaşamıyla bir öğretmen ve bir şair Abdülkadir Bulut

***

Abdülkadir Bulut: 1943 yılında Anamur (Mersin)de doğdu, 8 Ağustos 1985 tarihinde yine Anamur'da bir trafik kazasında öldü. 1961'de Akşehir İlköğretmen Okulu'nu bitirdi. 1985 yılına kadar Anamur, Kırıkhan ve İstanbul'da öğretmenlik yaptı.

Şiirleri kimi dergilerde yayınlandı. Kuşağının önde gelen sözcülerindendi. Yeni imgeler oluşturan, akışkan bir söyleyişle yaşadığı toprağın çığlığı olan, birçok eleştirmenin dikkatini çeken toplumcu gerçekçi bir şairdi.

Bulut, bir şiirinde Anamur evlerinden söz ederken: “Ev değil de sanki her biri / Birer Cemal Süreya şiiri...” dediği Cemal Süreya da onun için: ‘Kasabalı Lorca’ demişti. Gerçekten de kusursuz benzetmelerdir.

Hilmi Yavuz’un anımsattığı, tıpkı 1960’ın başında benzer bir trafik kazasında ölen Albert Camus’nun ölümü için Sartre’ın “Onu sevenlerce katlanılmaz bir saçmalık var bu ölümde!” sözündeki gibi Abdülkadir Bulut da pek rastlanılmayan bir biçimde, minibüs kapısının birden açılmasıyla oturduğu tabureden yola savrularak yaşamını yitirmiştir! Elbette biraz düşündürücü!

Abdülkadır Bulut ağıtları, acıları, hüzünleri severdi. “Onlar ikindi atları gecemden / sulanır erkenci dudakları /uzak sularında bekleyenlerin /ağıtıdır çekip-gitmesi süremde.” diyen Abdülkadir Bulut’un şiirindeki yaşama inanç da buradan kaynaklanıyor.

“Ellerimi dokunduğum her yerde/ Çığlık çığlığa kıvranıyor hayat / Ve ölen arkadaşların giysilerini /Bir kere daha dürüp koyuyor analar / Çamaşır sandıklarına / Gözyaşları da çiçek açar.”

Akdeniz’den, Yörüklükten, Türkmenlikten, Mersin’den, Anamur’dan kopmayan, yerel bağları hiç bitmeyen Abdülkadir Bulut’un, şiirlerinde de gördüğümüz gibi; onun yaşamı doğa, memleket, çiçekler, dereler, yaylalar, köylüler, yani gerçeğin ta kendisiydi. O yerellik ile evrensellik arasında, sanki hiçbir ayırım yokmuş gibi yaşardı, düşünürdü ve şiir yazardı.

“Bana bir gurbet adı gönder /Her yolda bir yürüme isteği / Bir de anımsamak için sevdiklerimi / Sarışın kızların gözleri gibi açılan / Bir harnup çiçeği”

Görüldüğü üzere; dağlardan, çiçeklerden, otlardan, kuşlardan, böceklerden ve kendinden olanlardan katarak ürettiği şiirler, yaşamdan damıtılmış özgün yapıtlardır.

“Yüzünü örse de acılar / Nasıl yakalarsa toprağı kök / Suları renk, dalları kiraz/ Sen de öyle yakala hayatı.”

     ***

Bağrış, Çığrış İçinde

 

Ne zaman oturup seni düşünsem

Öyle sessiz ve kendi başıma

Birden bağrış çığrış içinde

Çamurda oynayan bir çocuğun

Hayatı çıkar karşıma

                 *

Ağlamak geçer içimden

Ucu denize çıkan yollarda

Ellerim cebimde ceketim ilikli

Ağlamak gelir içimden

Suları sızan bir testi gibi

                  *

Bahçe kapısından baksam

Önüne yeşil soğan, laz lahanası

İlkyazlarda dikilmiş bir eve

Görebilir miyim acaba

Ağaçtan ağaca gerili iplerde

Bir delikanlı hırkası

                  *

Ekinlerin tatlı boğum zamanı

Bizim oralara doğru gitsem

Asi bir şiiri andıran Mersin’e

Ve doya doya seyretsem

Büyüdükçe bir göçebe kızının

Nasıl benzediğini annesine…

 

Abdülkadir Bulut

(Acılar Yurdumdur)

 

                                                                                    *

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 665
Toplam yorum
: 472
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 1371
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster