Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
267
 

Ekoköyü anlatıyorum...

Ekoköyü anlatıyorum...
 

Urfa’nın iklimine uygun taş yapılarda otururduk. Kışın soğuğu daha az geçirir. Yazın daha serin olurdu. Çardaklı olarak yapılan bu evlerin bir de hayat (avlu) denen büyükçe tavanı açık bir alanı vardı. Bazı hayatların ortasında havuz, kenarlarında çiçekler bulunurdu. Bazılarında dut ağacı ya da asma eve ayrı bir güzellik, serinlik, sıcak bir hava verirdi. Komşularını, hatta o şehirde yaşayan insanların çoğunu bilirdin. Birlik ve beraberlik içinde paylaşımlar vardı. Sonra apartmanlar yapılmaya başladı. Pek, bir özenir olduk. Apartmanda oturmak, uçağa binmek, otomobile binmek çağdaşlık ile özdeşleşmişti. Köyler, her türlü ihtiyaçtan yoksun diye düşünülüp köylülerde şehrin kalabalığına, mağazaların büyüklüğüne, ampül bombası vitrinlere bakıp özeniyorlardı. Biz neden çağdaş yaşamdan payımızı alamıyoruz diye. Biraz para pul edinen, köyünü, evini ocağını sattı. Yeşilden kopup beton yığınları arasında modernliğin keyfini sürmek için hevesle geldi, yerleşti şehirlere. Hastalıklar arttı, ilişkilerde çatışmalar hat safhaya vardı, ozon tabakasındaki delinme güngeçtikçe büyümeye başladı. Köydeyken bulduğu huzur, temiz hava, doğal gıdaların, paylaşımın yerini, yapılaşmanın şehirleri ağına aldığı içtenliğin yerini hırsa bıraktığı döneme ‘merhaba’ demek vakti gelmişti. Öyle bir yarış başlamıştı ki, herkesin bir evi, bir arabası ve birer cep telefonu olmalıydı. Koltuklar, masalar, döşemeler ne kadar albenili olursa o kadar varlıklıydık. Yurt dışından gelen çöp bile değerliydi nazarımızda.

İşte o zamanlar bilmiyorduk. Doğadan uzaklaşarak dünyaya verdiğimiz zararları, ozon tabakasının delinmesinin insanlığa nasıl bir dönüşüm yapacağı, mevsimlerin değişmesini, hastalıkların artmasını dahası dünyanın rahat bir nefes almamasının ne gibi önemi vardı henüz kavrayamamıştık.

Permakültür Cumartesi buluşmalarında Tayfa kitapkafe de bir grup meraklı ve duyarlı konuğun katıldığı sıcak bir ortamda kahvelerimizi yudumlarken Deniz Dinçel’in ağzından ekoköyleri dinliyoruz pür dikkat. Organizasyonu yapan Ceyhan Temürcü, açılış konuşmasında bu birlikteliklerin devam ettiğini ve Güneşköy’den de bahsederek, Tahtacı Örencik köyünden gelen dutların az sonra ikram edileceğini söylüyor. Ayrıca; Yenişehir pazarında organik yerel üreticilere ayrılmış yerler olacağı haberini veriyor bizlere.

Yapmam gereken bir yığın işi bırakıp buraya geldiğim için mutlu oluyorum. Hani yaşam akıp giderken bütünü görmeyip anı kurtarmaya çalışırız ya bu birliktelik gelecek nesilleri ve şu anımızın nasıl daha yaşanabilir olduğunu anlatması açısından büyük önem arz ediyor.

Ekoköylerin amacı; ekolojik tasarım uygulamaları ve yeşil teknolojilerle katılımcı ve destekleyici sosyal yapıları birleştirmek.

Evimizin içini, eşyalarını korumasını hepimiz biliyoruz. Peki, yaşadığımız dünyanın da korunması ve doğal ritmine devam etmesi için neler yapabiliriz diye hiç düşünüyor muyuz? ‘Dünyaya verebileceğinden çok almama’ bu ilkeyi sanırım çok güzel anlatıyor söyleyeceklerimiz.

Ekoköylerde ne oluyor? Bir arada uyumlu yaşama/katılımcı karar alma/barışçıl yollarla anlaşmazlıkların çözümü/eğitim/yerel ekonomik kalkınma/yerel organik gıda üretimi/yenilenebilir enerji gibi konularda çözüm üretiyor, yol gösteriyor.

Deniz hanım, ekolojik mimariye de bir parça değiniyor. Mesela, resim de gösterilen bir evin çatısının yalıtımını ‘çim’ yapıyor. Güneş olan tarafa daha çok pencere yapılıyor. Güneş almayan tarafta soğuğu önlesin diye daha az pencere var. Kendi evlerini kendileri yaptıklarında bir sürü gönüllü için de çalışma fırsatı doğuyor. Kaynak tüketimini azaltmak için ortak kullanım yerleri var. Çöpten toplanarak yapılan bir toplantı odasını da görüyoruz. Yenilenebilir enerji, güneş enerjisinden faydalanılıyor. Tabi bu karbon ayak izinin daha az olması için de büyük bir katkı sağlıyor.

Yaşayan Makine en çok ilgimi çeken konuların arasındaydı. Su arıtma tesisi bildiğiniz gibi değil. Bakın bu su arıtma tesisi tankların içinde yaşayan bakteri, alg, mikroorganizma, birçok bitki çeşidi ve balıklardan oluşan bir sera. Ekoköyün atık suyunu yüzme havuzu standartlarına getiriyor doğal yollardan geçirerek. Aslında gayet basit sistem, doğaya benzer sağlıklı ve zengin bir ekosistem oluşturularak bu işlem gerçekleştiriliyor.

Ekoköylerde ekonomik sistem ya herkesin kendi kesesi ya da farklı derecelerde ortak kullanım şeklinde başta nasıl kabul edildiyse o şekilde işliyor sistem.

Ekoköy kurmak sanıldığı kadar kolay değil. 100 projeden 90’ı başarısız olmuş bugüne kadar. Bu durumun sebeplerinin başında işin sosyal boyutu geliyor, yani ipleri koparmadan bir arada durabilme… Başarısızlığı en aza indirebilmek için ekoköy kuran/kuracak grupların ilk karar vermesi gereken konulardan biri: İdare ve Karar Alma. Önemli bir diğer konu ise, bir çatışma çıktığında ne yapılacağı. Bu konuda yararlandıkları çeşitli teknikler var, mesela; Almanya’daki Zegg Ekoköyü tarafından geliştirlen Forum tekniği ya da Marshall Rosenberg tarafından geliştirilen Şiddetsiz İletişim. Ekolojik köylerde yaşayanlar özellikle bu konularda birbirlerine destek olmayı seçiyorlar.

Beraber çalışıp, beraber yemenin keyfini yaşıyorlar. Tabi ‘et’ i tercih etmiyorlar. Doğanın dengesi için vejetaryen beslenmeyi tercih ediyorlar. Etin gezegene maliyeti çok yüksek: çok yüksek bir karbon ayak izi var…

Engellilerle ilgili İzlanda’da ekolojik bir köyde, bu insanların sosyal yaşama uyumu ile ilgili çalışmaların da olduğunu öğreniyoruz.

İlgilenenler daha ayrıntılı bilgi için Gen-Avrupa’yla (www.gen-europe.org) ilgili araştırma yapabilirler.

Karbon ayak izi: Karbon ayak izi birimi karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüdür. Bu dünyadan göçüp gittikten sonra dünyaya nasıl bir miras bırakıyorsunuz sanırım ayrı bir yazı konusu başlı başına.

Ekoköylerle ilgili daha ayrıntılı bilgiler, Deniz Dinçel’in çevirmenliğini yaptığı, Sinek Sekiz Yayınevi tarafından basılan Jonathan Dawson'in Ekoköyler adlı kitabından edinebilirler.

Gelecek nesiller için nasıl bir dünya bırakacağız. Çocuklarımız da bizim kadar şanslı olacak mı? Dünya nereye gidiyor? Herkes elinden geleni yaparsa belki de çok geç olmaz ne dersiniz?

e-mail:belginturan@gmail.com

17.06.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 438
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 504
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Lisansını Anadolu Üniversitesi/ İşletme Bölümü ve Anadolu Üniversitesi/ Sosyoloji Bölümlerinde “O..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster