Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '10

 
Kategori
Ekolojik Yaşam
Okunma Sayısı
421
 

Ekolojik Çember

Doğanın dengesiyle oynamamak gerekli. Ekolojik çemberden bir şeyi çek çıkar her şey altüst olur. Zaten benzeri bir durumu ülkemizde yaşadık. Ben doğa bilimci de değilim çevre uzmanı da değilim ama söylenenler çok mantıklı gelmişti. Kuş gribinde bir sürü tavuğun itlaf edilmesini takiben kenelerin saldırıya geçmesi olayından söz ediyorum. Keneler yok olunca ne çoğalacak düşünmek bile istemiyorum.

Koca koca tarlalara binaları dikiyoruz. Sonra da çıkan farelerden şikayet ediyoruz. Burası fareceğizin eviymiş. Üstüne sen gelip ev kurmuşsun. Sonrada canına kast etmişsin. Birisi bunu sana yapsa iyi mi?

İnsanlar ayrık otu gibi gidip bir bahçeyi sarıyor. Bahçenin eski sahiplerine yaşama hakkı tanımıyor.

İçgüdü (INSTINCT) adında bir film izlemiştim. Filmde Anthony Hopkins Afrika ormanlarında goriller hakkında araştırma yapmak üzere evinden çıkıp 2 yıl ortadan kaybolan Ethan Powell isimli bir profesörü canlandırmaktaydı. Gorillerle temas kurmak üzere onları takip etmeye başlayan Powell sonunda gorillere kendisini kabul ettirir. Artık onu kendilerinden biri olarak görmeye başlarlar. Medeniyetten uzak gorillerin arasında geçirdiği 2 yıl Powell'ı resmen bir gorile dönüştürür. Goril ailesini avlamaya gelen kaçak avcılar gorilleri tek tek öldürene kadar bu yaşam sürer. Dostlarının katledildiğini gören profesör avcılardan birine saldırıp öldürür. Powell cinayetten Afrikada ki bir hapishaneye yerleştirilir ve tıpkı bir goril gibi davranır. Sorgulama işi başarısız olunca devreye akıl hastaları ile ilişki kurmakta çok başarılı bir psikolog olan Dr. Theo Calde girer ve onunla iletişim kurmayı başarır. “Biz dünyadaki tek canlı türü değiliz.. Her şeyi yok etmeye bir tek biz varmışız diğerleri bizim hizmetimize sunulmuş gibi davranmaya devam etmemeliyiz.” diyerek konuşmaya başlayan Powell olayları anlatmaya karar verir.

Gerçekten insanoğlu son derece acımasız. Yük taşıyan bir katırı düşünün o bizim sırtımıza yük yüklese yorulup durdukça da sopayla kaba etimize vursa nasıl olur?

Şu zevk için avlanmak olayını hiç anlamamışımdır. Zevk için avlanan sayılı canlıdan birisiymiş insan. Canlıların büyük kısmı sadece yaşamak için avlanırmış. Bana sorsanız ben balık tutmaktan yana bile değilim. Bu işi yapanlar var. İhtiyacımız kadarını avlayıp satıyorlar. Bu sadistlik neyin nesi.? “Kendi yiyeceğim hayvanı kendim katledeceğim. Kimselere bırakmam. Kanını görmezsem yiyemem.” der gibi…Ne anlamsız…

Dayım Pazar günleri ava giderdi. Bize de bazen tavşan bazen ördek bazen balık getirirdi. Biz üzüntüden yiyemezdik. Hatta eskiden yemek için alınan tavuklarda biraz tüy kökü olurdu ve tavuk tavuk gibi görünürdü yani şimdiki gibi kolu budu boynuna sokuşturulmuş paketlenmiş bir şekilde olmazdı. Annem tüy köklerini ocağa tutup ütülerdi sonrada tek tek ayıklardı. O zaman bile bizim içimiz kötü olurdu.

Bir de zevk için değil ama çeşitli çıkarlar için yok edilen grup var. Nasıl bir katliam. O minnacık dünya tatlısı vizonu düşünün. Vizon manto için 30 ila 80 tane vizon öldürülüyormuş. İçim acıyor. İnsan dünya kadar para ödeyip o kürkü giyip sonra nasıl gerine gerine gezer hiç anlamıyorum. Sabah gazetesinde şöyle bir haber çıkmıştı.“Yıl 1986... Batı'daki TV'lerde bir reklam gösterime girer. Çevreci örgüt Greenpeace tarafından hazırlanmıştır. Sırtında yerlere kadar uzanan beyaz bir kürkle yürümeye başlayan, sarışın zarif bir mankenin adımlarıyla açılır reklam. Derken kürkün altından beyaz zemine kan bulaştığı görülür. Genç kadın podyumun ortasına gelip de olduğu yerde dönmeye başlayınca kürkün ucundan akan kan dehşet anının ilk sinyallerini verir. Kan seyircilerin üstüne sıçramaya başlar ve giderek dönüş hızını arttıran "zarif manken" tüm salonu "kana boğup" podyumu terkederken şu yazı belirir: "Bir kürk mantoyu oluşturmak için 1100 hayvan gerekiyor; giymek içinse bir tane!" “ Güzel reklammış di mi? O yıllarda gerçek kürk out olmuş. 2000 den sonra yine sadist ruhumuz canlanmış.

Aslında ben haşereleri öldürürken bile çok üzülürüm. Düşünsenize biz küçücükmüşüz kocaman bir ayak üstümüze basıp bizi vıcık diye ezmiş. Üstelik de “Tiksiniyorum şu kara insanlardan “demiş. Hadi şimdi hamam böceğini öldür öldürebiliyorsan.

Şehir sınırları genişledikçe bizden başka canlılara yaşayacak çok az yer kalıyor. Eskiden Türk filmlerinde Sultanahmet de kuşlara yem atarlardı. Ne kadar çok kuş var hem de şehir içinde diye şaşırırdım. Şimdi her yer neredeyse kuş cenneti . Alfred Hitchcock un Kuşlar filmi gerçek olacak diye çok korkuyorum.

Ben Beytepe de okurken çok soğuk günlerde kampuse kurt inerdi ve kocaman çoban köpekleri dolaşırdı. Kurtlar henüz ortamlarını terk etmedi ama artık her yer başıboş çoban köpeği dolu.

Hayvancağızlara sorsan belki onlarda bizimle iç içe olmaktan çok memnun değillerdir. Ama nereye gitsinler? Gidecek yerleri mi kaldı?

Daha henüz şehirde ayı ve aslana rastlamıyoruz ama şehirler bu hızla büyürse onlarda aramızda yaşamaya başlayacak. Köpeği hoşt diye kovuyorsun ama mesela bir ayıyı ne söyleyerek kovarsın bilemem? Ama belki de o bizi kovalar.

Felaket tellalı olmak istemem ama çok kısa süre sonra doğa diye bir şey kalmayacak. Kıymetli insan oğlu bu durumda sen var olacak mısın ki de bu derece acımasız düşüncesiz ve bencilce yaşamını sürdürüyorsun?

Çarpık kentleşme güzelim doğa güzelliğimizi yok etmesin. Cahilce avlanmalar doğayı çöplük gibi kullanmalar canlı nesillerini yok etmesin. Keyif için yakılan ateşler ormanları çıra gibi yakmasın. Dünya diye tek bir gezegen var nolur yok olmasın…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 80
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 625
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

Fizik Mühendisiyim. Ankara'da oturuyorum.Türkiye' radyoaktif kaynak giriş ve çıkışını takip eden bir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster