Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '16

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
222
 

Ekonomik kalkınma ve kitle psikolojisi

Ekonomik kalkınma ve kitle psikolojisi
 

Atatürk'ün ekonomi politikaları


Çok az bilgi sahibi olduğum ekonomi hakkında yazı yazarken çok zorlandığımı belirterek başlamak isterim. Claude Julien’nin “İzlenen tüm sosyal politikalar yoksulluğun kurbanlarına az-çok rahat bir soluk aldırır ama yoksulluğun asıl nedenlerini yok edemez” sözü tüm zengin toplumlar içinde geçerlidir. En kaba ifade ile ekonomik kalkınma, bir toplumdaki ulusal gelirin gerek bireysel olarak, gerekse toplum olarak artması demektir. Ülkenin tüm gelirinin toplumdaki birey sayısına bölünmesi ile elde edilen Ulusal gelir hiçbir toplumda eşit olmaz.

Temel olarak kalkınma tarım ve sanayi kesimlerinde üretimin artmasına bağlıdır. Hizmet ve alt yapı sektöründeki artışlar Ulusal geliri artırmasına rağmen aldatıcıdır. Tarım ve sanayide üretimin artmasının tek koşulu yatırım yapmaktır. Peki, yatırım nasıl yapılacaktır? En ilkel ekonomik bilgiler içinde yatırım yapılmasının temel gereği, sermayedir. Sermaye sağlamak ya iç tasarrufla ya da dış borçlanma ile gerçekleştirilir. Eğer Ülkenin petrol, altın vb. dışarıya satacak bir malı, turizm geliri gibi yüksek bir geliri yoksa sermaye sağlamanın başka da yolu yoktur. Diyelim ki; şöyle ya da böyle sermayeyi sağladık ve yatırıma dönüştürdük. Milli gelir hemen artacak mıdır? Hayır, artmaz. Zira eğer yatırım yapılan alanda o mal için talep yoksa bir süre sonra üretim ister istemez kısıtlanacaktır. Ama ben elimdeki kitle iletişim araçları ile istediğim talebi yaratırım derseniz, işte o zaman tam kargaşa yaratmış olursunuz. Birkaç yıl iyi para kazanırsınız fakat sonunda o paranın da bir değeri kalmaz. Ulusal geliri düşük olan Ülkelerde gereksiz ve lüks sayılabilecek tüketim mallarına yöneltilecek bir talep, toplumun geniş kesimlerinde zaten zorunlu olarak düşük olan tasarruf eğiliminin iyice azalmasına yol açar. Ülke içindeki toplam tasarrufun azalması, uzun dönemde dış borca olan gereksinimi artırır. Ve bir gün bakmışsınız ki “deniz tükenmiştir”

Bir toplumda, alınması gereken üç önemli ekonomik karar vardır; hangi mal ve hizmetler, kim tarafından ve nasıl üretilecektir. Bu kararlar aynı zamanda “kimler için üretilecektir?” sorusunu da yanıtlamaktadır. İlk bakışta ekonomik gibi görünen bu karar aslında siyasal bir dizi karardır. Zaten siyasal ve ekonomik kararlar hiçbir zaman birbirinden bağımsız olmamıştır. Nasıl olsun ki? Siyaset dediğimiz olgu, ekonomik savaşımın toplumsal kurallar içerisinde uygulanmasından başka bir şey midir?

Söz konusu alınan üç ekonomik karardan sonra toplum, bu kararlar çerçevesinde koşullandırılır. Bu koşullandırma işlemlerine “belirli bir ideoloji yaratılır” demekte mümkündür. Aslında insanlığın ilk çağlarından beri sayısız düşünür,  farklı ideolojiler ortaya koymuşlardır. Ancak tüm bu ideolojiler aslında iki temel yaklaşım çerçevesinde odaklaşır; önce toplum mu yoksa birey mi? Yani önce bireyin çıkarları mı gelir, önce toplumun çıkarları mı?

Kitle psikolojisi kimi zaman biraz abartılarak değerlendirilmiştir. Aslında kendi kendini belirleyen bir dinamiği de yoktur ve kolayca manipüle edilir, kolayca etkilenerek değiştirilir. Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumsal çıkarlar ön plana alınmıştır. Cumhuriyetin resmi ideolojisinin ekonomik siyasetteki amacı “milli mal olarak dışarıya sattığımızdan fazlasını dışarıdan almamak”, mali siyasetteki amacı, “geliri giderine eşit bütçe kurmak, devlet gelirini iyi hesap edip giderleri de ona uydurmak onu geçirmemek.” Olmuştur. Bu iki düsturun, Türk dilinde ata sözü ile ifadesi “kendi yağımızla kavrulmak, yabancıya muhtaç olmamaktır.”

1929’da kurulan “Ulusal İktisat ve Tasarruf” cemiyetini şu satırlarla değerlendirmektedir. “Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti, Büyük Gazinin himayesi ve Büyük Millet Meclisi Reisi Kazım Paşanın Reisliği altında teşekkül etmiş hayırlı bir müessesedir. Bütün Türkiye Mebusları daha ilk teşekkülde cemiyete aza yazılmışlardır.” Bu cemiyetin 1929’dan 1932’ye dek, İl ve İlçelerde 252 şubesi açılmış, o dönemler başlatılan “tutum haftası”, “yerli mallar haftası” çabaları 1950’lerin sonuna kadar sürmüştür.

O günlerin Türkiye’sinde gazeteler, her gün ödenen dış borç tutarını yazarlardı. Borç bulunması, ertelenmesine değil borcun ödenilmesine sevinilirdi. Ve o günlerin Türkiye’sinde “gemisini kurtaran kaptandır.”, “her koyun kendi bacağından asılır” gibi deyimlere kimse yüz vermezdi. O günlerin ekonomik politikalarının mirasını halen daha yenildiğini hepimiz görmekteyiz.

1950’de Türkiye’de yalnız bir iktidar değil, “anlayış” değişmişti. Adan Menderes’in “her mahallede bir milyoner yaratmak dileği” boşuna söylenen bir söz değildi. Ancak her mahallede bir milyoner yaratmakla başlayan süreç, sonuçta her mahallede altında arabası olan her insanı gerçekten milyoner yaptı ama bu milyonerliğin veya milyonerlerin hiç kimseye faydası olmadı. Ardından yoğun bir tüketim pompalamaya başlandı, bu da ekonomiyi dar boğazdan kurtaramadı. Ekonomik kalkınma bir heyecan işidir. Kitleye bu heyecan kolaylıkla aşılanabilir. Ancak kimse budala ve aptal sanılmamalıdır.

Kendilerini akıllı sananların hazin sonu tarih sayfaları ile doludur.

Nizamettin BİBER

Halil Güven (Sökeli) bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eminim ki önemli bir kitle ilk paragrafınızdaki “Ekonomik Kalkınma” tarifinizden sonra okumaya devam etmek istemeyecektir, çünkü gerçeklerle yüzleşmek, hayal dünyasından çıkmak istemeyeceklerdir! Devletin vergi gelirlerinden bahsetmemişsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam 2016 bütçesi 582 milyar TL idi ve bu rakamın %84’ü vergi gelirleri. Çizdiğiniz tablo 3. Dünya Ülkelerini ve olmaya hevesli ülkeleri tarif ediyor. 25 sene önce ABD’ye yaptığım ilk seyahatte 5* bir otelde konaklamıştım. Banyo armatürlerinin kromajı erimiş ve pirinç gövde ortaya çıkmıştı. Çok yadırgamıştım ve otel yöneticisine sormuştum. Verdiği cevap ABD’nin neden dünya devi olduğunun da cevabıydı: “Bizim için önemli olan kusursuz çalışmasıdır, görsellik ikinci plandadır.” (dvm var.)

Ata Kemal Şahin 
 01.11.2016 15:22
Cevap :
Ata Kemal bey, Şunu ifade etmeliyim ki yaptığım ekonomik kalkınma tarifinden sonra blogerlerin veya okuyucuların yazımı okumama gibi demokratik hakları vardır. 3. dünya ülkesi olmak istenildiğini yazımın hangi kısmı ile ilişkilendirdiniz anlamadım, yoksa tasarrufu içe kapanma olarak mı algıladınız. Gereksiz tüketimi körüklemeden üretim yapmanın ekonomide en iyi model olduğunu işletme ve iktisat 1.sınıf öğrencileri bile bilir. Zira kendine öz güveni gelişmiş toplumsal yapılarda direkt olarak kişilerinde öz güveni gelişmiştir. Marmarayı yapan firma olan TAISEI CORPORATION'nın proje müdürü, Kurumun Atölye müdürüyken beni Haliçte ziyaret ettiğinde elindeki telefon sanırım tuşlu ilkel bir telefondu kendisine neden yeni model telefon kullanmadığını sordum, çalıştığını ve telefon fonksiyonunu yerine getirdiğini söylemişti. Ben ve Personelim de şaşkınlık içerisinde onu izlemiştik.   01.11.2016 16:28
 

Sonraki seyahatlerimde de hep o gözle baktım Amerikalılara. Bizim binmediğimiz uçaklar uçuyor, kullanmayacağımız araçlara biniliyor ve beğenmeyeceğimiz telefonlar kullanılıyordu. Hemen her şey eski püsküydü; ama çalışıyordu. Şu anda American Airlines’ta hâlâ uçan 80 yaşında hostes olduğunu (Bette Nash) ve 60 yaşa kadar olanlara “Çömez” dendiğini biliyor muydunuz:) Bizde 35 yaş “Yaşlı” olarak niteleniyor! Alın size Batı’nın bir iyi yanı daha. “Güç” kelimesinin anlamı “halka yansımış” haliyle bundan daha güzel anlatılabilir mi! Toplumsal çıkarı savunmak bence kolaya kaçıştır, çünkü çoğunluğun çıkarı esas alınırken gözardı edilen bireyler olacaktır. Oysa çıkarları savunulan ve korunan bireylerin oluşturduğu toplumlar ülkelerini güçlü kılabilir. Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 01.11.2016 15:20
Cevap :
Amerikalıların övünülecek bir yanı yok Ata Kemal bey, milyonlarca fakiri ve dışarıda yaşayan evsiz insanları var aslında diğer toplumların yerilecek çok yanları var bence. Ülkenin gücünü, güç kelimesini bireylerin geçkin yaşa kadar çalışıyor olmakla değerlendirmeniz ilginç, Değerlendirmeleriniz liberal ölçekli ve toplumsala uzak nüveler taşıyor, toplumsalı savunmanın kolay olduğunu ilk defa sizden duydum zira bireysel çıkarlar günü birlikçi oportünist bireylerin tutumları projeksiyonel uzak görüşlü toplumcu yaklaşım ise evrensel ahlak duygusu gelişmiş bireylerin tutumudur. Çoğunluğun çıkarında toptancı bir yaklaşım vardır ve asl olan da aslında homojen bir toplum oluşturma çabasıdır. aksine, Güçlü birey güçlü toplum değil güçlü toplum güçlü bireydir. Çok teşekkür ederim kapsamlı yorumunuza, selam, saygı ve sevgi ile.  01.11.2016 20:43
 

Güzel bir yazı bilgilendirici ve öğretici:) Sevgilerimi sunuyorum...

Halil Güven (Sökeli) 
 01.11.2016 14:15
Cevap :
Teşekkür ederim Halil abim, bil mukabele.  01.11.2016 15:10
 

Borclanarak buyume de bir modeldir. abd deye bak dostum trilyon dolar borcu var! Borcun ekonomiye katilarak uretime donusmesi esastir.Bu arada cok onemli bir husus ise toplumsal ekonomik baristir. Turkcesi gelir dagilimindaki esitlik ilkesi.Siyasi ve yakinlarinin toplum onunde cok temiz gorunmeleri cok onemlidir. Gecen hafta ny da bir bolge yoneticisinin hanimi bir restoran zincirinde cok yuksek maas aliyor diye fbi tum aileyi tutukladi ve arastiriyor! Hadi once tozlu gecmisi bir temizleme kalkin bakalim dunya basiniza yikilir mi yikilmaz mi? Selamla

Newyorker 
 01.11.2016 2:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2577
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster