Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
743
 

Ekümeniklik Türkiye'nin iç sorunu değil midir?

Ekümeniklik Türkiye'nin iç sorunu değil midir?
 

Sabah Gazetesinden alınmıştır


Dışişleri Bakanımızın Ekümenik Patriklik hakkında yaptığı yorumu okuyoruz:

"Erdoğan, çok açık ifadeler kullandı. Bu konu Hıristiyan Ortodoks dünyasının kendi içinde çözmesi gereken bir konu. Aslında uzun vadeli baktığımızda, Türkiye'nin ve İstanbul'un pozisyonunu dikkate aldığımızda, belki bizim de biraz daha farklı bakmamızı, bu konuları tabu olarak düşünmememizi getirecek bir konu. Dolayısıyla kuşkusuz bu konu konuşulacak, tartışılacaktır. Önemli olan, uzun vadede Türkiye'nin, İstanbul'un dünyadaki pozisyonudur. Türkiye'nin gücüdür. Türkiye'ye neler güç katar, gücünden neler bazı şeyler götürür, bunu dikkatli hesap etmek gerekir."

Ekümenik evrensel anlamı taşıyor; bir nevi Papa nasıl katolik dünyasının ruhani lideri ise; Ortodokslar için patrik o oluyor.

Gerçekte tam da öyle değil. Çünkü Ortodoks dünyası bir bütün olarak Fener Patrikhanesinin etrafında toplanmıyor. Bildiğim kadarıyla Rusların kendilerine has bir kilisesi var ve başına buyruk hareket ediyor.

İç içe geçmiş bir sürü grift ilişkiler ağı var. Uluslararası ilişkilerin gizli kapaklı dünyasında neler olup bitiyor bunların tamamını bilmemiz elbette mümkün değil.

Rum Patrikhanesi daha çok Yunanistan üzerinde etkili; başka bir düşünme tarzı da Yunanistan Patrikhane'ye hakim olmak istiyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği'nin bir hesabını görebiliriz biraz canımız komplo düşünmek isterse.

Rusya'nın rolü ne?

Ruslar bir kere Rum değiller. Rusya Avrupalı da sayılmıyor. Hatta Birlik yolunda önüne Türkiye'den çok daha fazla engel çıkarılacakmış görüntüsü hakim. Zaten Rusya'nın da derdi bu Birliğe girmek değil. Tek başına kendisi için bir egemenlik alanı kurmak. Rusya zaten kilisesi ile kendi ortodoks cemaatini elinde tutuyor ya da yönlendirebiliyor. Peki Rus ortodokslarının sayısı düştüğümüzde Fener Patrikhanesi'nin kaç milyon ortodoks için anlamlı olduğunu hesap edebiliyor muyuz?

Kısaca Ekümeniklik tartışmalarının içinde yine bir egemenlik sahası sorunu var.

Yukarıdaki yorumlar elbette ortodoksların kendilerini ilgilendiren hususlardır. Ama Ekümeniklik tartışmaları Sayın dişişleri bakanımızın dediği gibi bizi ilgilendirmez mi?

Kuşkusuz bir egemenlik sahası sorunu varsa bu Türkiye'yi yakından ilgilendirir.

Yunanistan Ekümeniklik tartışmalarını neden güçlendiriyor?

Çünkü küçük toprak parçasının ötesine geçmek istiyor. Türkiye Rum Patrikhanesi'ni Ekümenik olarak ilan ederse; hatta bu onların kendi iç sorunudur diye de bir yaklaşım getirirse, bundan sonra Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek bazı tartışmalarda masaya oturduğumuzda "bu sizi ilgilendirmez, bizim iç sorunumuzdur" cevabını almaya hazırlıklı olmak da gerekir.

Sayın Babacan'ın konuşmasını aldığımız gazete haberinin devamında yeralan ve Lozan Anlaşmasının ilgili maddesini yorumlayan düşüncenin gerisinde yatan Osmanlı'dan kalma yaklaşık dört yüzyıllık yaşanmış bir tecrübe vardır.

"Lozan Anlaşması'na göre, Patriklik, yalnızca Türkiye'deki Ortodoks azınlığın dini lideri olarak kabul ediliyor. Türkiye, yıllardır süren resmi devlet politikasında Patrikhane'yi Lozan Anlaşması'nda belirtilen bir azınlık kilisesi olmaktan çıkarıp evrenselleştireceği için "ekümenik" sıfatını tanımıyor. Resmi politikada "Patrikhane bir Türk kurumudur ve Türk hukukuna tabidir. Patrik Türk vatandaşıdır. Uluslararası sıfatı yoktur. Muhatabı Eyüp kaymakamıdır" deniyor. Bu arada Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Patrikhane'nin "Türk topraklarında kalmasına izin verilen, azınlık kilisesi statüsünde olduğuna, ekümenik iddiasının yasal dayanağı olmadığına" hükmetmişti."

1923 yılında Lozan'ın altına imza koyanların mutlak bir bildikleri vardı. Bundan seksen beş sene geçtikten sonra artık bazı şeyleri yeniden yorumlamalıyız diyebilmek için dünyanın çok farklı bir dünya olması gerekir. Türkiye'nin çok farklı bir ülke olması gerekir.

Türkiye sorunlarını çözebilmiş bir ülke görüntüsünden uzaktır. Ekonomik olarak 400 milyar dolarlık borç yükü ile yaşamaya devam ediyoruz. Üstelik ekonomimiz uluslararası bir kurum tarafından sürekli denetleniyor. Her gün ortaya yepyeni bölünmüş Anadolu haritaları çıkarılıyor. Güneydoğumuzda görmezden gelinemeyecek çok büyük bir askeri güvenlik tedbirleri var. Avrupa Birliği laiklik düşünce ile bağdaşmayan dinsel ihtiyaçlara cevap verecek taleplerle geliyor sürekli.

Herkesin egemenlik alanını genişletmeye çalıştığı bir çizgide sürekli taviz veren pozisyonunda olmak da liberal piyasa ekonomisinin zihniyetine uymayan bir davranıştır.

Burada bölünme histerisine kapılmış bir zihniyetle yazmıyoruz düşüncelerimizi. Kuşkusuz hepimiz kardeşlikten yanayız. Ancak dünyamız o kadar da saf değil. Hele uluslararası ilişkiler asla tertemiz değil. Oyunsuz bir dünya hayalinde olanların düşünselliklerini sorgulamaları gerekiyor.

Uzay Gökerman


Haber: Milliyet - 26 Ocak 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kardeşim mükemmel bir yazı ve yorum... Ulusallığı herhalde bir biz terk ediyoruz, ne çok globalleşme meraklısıyız... Ulusal çıkarlarımızı savunamaz hale gelince dünyaya mavi boncuk dağıtmaya başladık. Doğrucu Davut olduk. Selam ve saygılarımla...

murat ertaş 
 27.01.2008 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2022
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster