Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

25 Nisan '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
409
 

El..

El..
 

Ray Charles'ın sağırlar okuluna bağışta bulunmasına çoğu kişi şaşırmış olmalı. Kendisi kör olan ünlü caz piyanisti sağırlar okuluna bağış yaparken duymanın yaşamda "ayraç" olduğunu düşünmüş olmalı. Duymak, Keller'ın dediği gibi "insanları biribirinden ayrımada" canlıları tanımlamada, cisimlere çarpan seslerin yankısında, ama herşeyden önemlisi müziğin engin büyüsünden çıkan seslere şahitliktir.

MP3 çıktığından bu yana insanların artık daha kalitesiz seslerden oluşan müzikleri dinlediğini söylemeliyim. İnsan kulağının duyabileceği seslerin birçoğu "cd" üzerinde fazla yer kaplamaması için silinerek kaydedildiğinden, tatsız tuzsuz bir yemek gibidir mp3 türü müzikler. Hele hafıza kartlarının kapasiteleri arttıkça binleri bulan şarkıları taşınabilir müzikçalarınızda taşıyıp, yüzde doksanını ömür boyunca dinlemeyeceğiniz düşünüldüğünde ne çok şarkı beyhude bir beklentinin içinde olmalı, "birgün beni de dinleyecek" diye.

Demokraside toplumdaki bireyler arttıkça gruplama ayracı kullanmak adettendir. Bireyi; mesleğine göre, yaşadığı yere göre, dinlediği müziğe göre, okuduğu kitaba göre, burcuna göre vs. ayraçlama huyu vardır toplumun. Buna karşı her birey, "özel bir şarkı" olduğunu düşünür ve mutlaka günün birinde çalınacağına bağladığı umudunu sorgulamaz bile. Ama bazıları kendi şarkılarının hiç dinlenmeyeceğini erkenden fark eder. Artık birşeyler yapması gereklidir. Bu istek onu itekleyecek, en bilge yaşlı görülen bile kanatlarındaki yelkenini üfleyecek, o tarifsiz bir coşku ve inançla hareketlenecek, belki de canlar alacak sırf dinlenebilmek için.

Tanrı adına can alanlar, Tanrı'nın aciz olduğuna inananlardır.

O'nu, Karamazov kardeşlerin babası gibi gören anlayış, "fark edilme arzusuyla" birleştiğinde, kişi, artık dünyanın en vahşi yaratığı olmuştur. Birkaç tane şehir efsanesi de destek verirse şayet ona, yapacaklarında sınır olmayacaktır.

Yurdum insanını çözmek konusunda başarısız olan batılılar bizleri ironik buluyor olmalılar. Batılılar tek tek bireylerden oluşurken veya böyle olması gerektiğine inanmışlarken, doğu toplumlarında birbirine tabi yaşamların reaksiyonlarını anlamakta zorlandıkları açık. Batı için her suç bireyseldir. Doğuda ise bir suçun destekçileri ve koruyucuları olabilir. Kişi, suçu kendi için değil toplum için işlediğine inanarak geleceğini kurtarma, hatta avantajlar sağlama adına yapmış olabilir. Örneğin, aldıtalan eşin saldırganlığındaki temel iki unsur; kıskançlık reaksiyonu ve toplumun kendisine yönelticeği suçlayıcı, alaycı bakışların altında ezilip konumunu kaybetme korkusudur. İkinci şık bireyci batı için saçma olsa da doğu toplumlarında çoğu zaman tek neden olacaktır.

"Sizi önemsiyoruz" cümlesi yerlerden kaldırılmalıdır. Önemsenmek ve önemli olduğunuzu hissetmek, her insanın içindeki bir "aslan" gibidir. Ama herzaman aç bir aslan. Birbirine tabi grupların içinden "bireysel" sıyrılıp en önemli konuma gelebilmek ise çok daha fazla çaba gerektirecektir. Hesap verilecek kişilerin kalabalık olmasından çok, kendi içinde sorgulayıcı mekanizmaların en testesteron yüklü olanları çözümsüzlükte çözüm üretip diretecektir. Ortaya çıkan suç, ortada kalacaktır çoğu zaman. Kazanımlar fazla fazla paylaşılırken, suç sahipleri bir üzerindekilere yükü bırakacaklardır. En tepedeki ise, "böyle saça böyle tarak" diyerek daha çok "sonuçları" analiz ediyor olacaktır. Suç, suçlu olmadığına göre, dertlenecek de fazla birşey olmayacaktır onlar için.

Sonunda herşey unutulacak olandır. Son unutulandan sonra bencil insan hayal dünyasındaki cenneti kirletmeye dünyada başlayacaktır. Kılıfına, çıkınına, kunduna, kulpuna uydurulan bir yaşam rahat geçecektir.

İnsan, herşeyin kendisi için var olduğuna inanandır.

***

Dün sayın Erdoğan'ın etkiliyeci konuşmasını bölüm bölüm izleme şansı buldum. "Etkileyici" dedim çünkü yürüdüklerini düşündükleri yolda en büyük kazanıma ulaşmış olmanın rahatlığı vardı üzerilerinde. Hani, insanın mutluluk hırsızı olası geldiği anlar vardır: Fener'li olmama rağmen Galatasarayın Avrupa'daki başarılarından aldığım keyif gibi. Veya uzakta eğlenen bir grubu seyrederken alınan haz gibi. O denli mutlu bir elektriğin tüm salonda hakim olduğunu söylemeliyim. Grup toplantısında önde oturan iki bayanın liderlerine duydukları derin hayranlık ve bağlılığın bir görünümüydü sürekli ağlamaları. Sevinç, başarı, doruk, hüzün gibi tüm duyguların bir özetiydi sanki durumları. Elli yıllık bir çalışmanın, ince ince dokunmuş bir çabanın ürünüydü belki onlar için o gün. Üstelik heryol da denenmemişti o yol için.

"Bu kadar kolay olacağını beklemiyorduk!"

Sayın Erdoğan'ın konuşması sırasında kullandığı şevkatli ve samimi "sesini" de eklemeliyim. Am en çok ilgi çeken bölümü konuşmanın, yeni cumhurbaşkanının özelliklerini sayarken bilinen cümleleri kağıtttan seri şekilde okuyup son cümleye geldiğinde kuruyan dudaklarını ıslattığı andı.
Adayın açıklandığı ve tebriklerin alındığı uzun konvoy için bir basamak yukarıdan sıkılırken eller; sıkıntı-ağrı vermiş olmalı ki daha sonra yanyana ve karşılıklı aynı hizadan tebrikleri alırken; ellerdeki temasın kesildiği birkaç bayanın varlığı açıkcası beni pek rahatsız etmedi. Tercih diyebilirim. Ama "tercih ettirilirse" işin rengi değişir.

Dikkatimi çeken - tabi yazamıyorum doğal olarak hepsini- bir cümlede, konuşmanın, geçen kelime; ediyoru"m" yerine ediyo"ruz", etmeliyiz gibi bir ifadeyi kullanması oldu.

En başından buyana- beş yıl önce- sayın Erdoğan'ın aday olacağını düşündüğünü sanmıyorum. Sayın Gül, baştan bu yana düşünülen bir isimdi bence. İlk başlarda yola çıkılırken "rejimin köpüğünü almakla" yetinebileceklerini düşünenler için ulaşılan nokta göz kamaştırıcıdır. Bu durumu "Deniz Gezmiş'in başbakan, Mahir Çayan'ın cumhurbaşkanı" olmasına benzetip rejim için tehlike unsuru olarak görenler için durum daha vahim görülmekte sanırım: İlk seçimlerden sonra yeniden aynı tek partinin önderliğinde sürecek "değişim" rüzgarlarının fırtınadan kasırgaya dönüşeceği korkusudur. Gerçi tarih "gülsuyuyla yapılan devrimlerin" daha kısa ömürlü olduğunu söylüyor. Yaşananların her ne olursa olsun mutlaka düzletmeleri yaşanacaktır.

Parti açısından bakıldığında devşirme kimliklerden oluşması ilginçtir. Kurulup hızla yola koyulmadan önce partiye katılan insanların bir çoğu diğer sağ partilerle dialoğu bozulmuş insanlardı. En yukarıdakilerle, hemen altından tabana kadar parti üyeleri arasında öncelik farklılıkları vardır. En yukarıdakilerin ideallerini irdeleme gibi bir sorunları olmayan diğer üyelerin, kaygıları bildiktir. Avantajları ve kazanımları gibi.

Demokrasi kelle kültürüdür demiştim.

Sayın Gül için yaşamının en zorlu günleri başlamış olmalı. Çünkü Cumhuriyet değerlerini militan düzeyinde korumak-kollamak isteyen bireyler için fırsat doğacak ve gelen tepkiler onu yıpratacaktır. Sayın Gül'ün adaylıktan çekileceğini sanıyorum. Sürpriz isim dendiğinde her konuda yeni çıkışlarıyla şaşırtan hükümetin, sayın Zeynep Karahan gibi bir adayı açıklayacağı düşünülebilir. Seçilme yaşını kırktan otuzbeşe indirip o insanı aday gösterebilirler; sürpriz kelimesinin hakkını vermek isterlerse. Süreç dün başlamıştır. Birzamanlar yedi milletvekiliyle kilit rol oynayan BBP'nin yerine bu kez ANAP ve DYP vardır.

Umarım filleri tepişip halkın çimenlerini ezmezler. Gerçi sağ kolay kolay birbirini kazıklamaz, bu sol partiler için geçerlidir. Sağın en sevdiği söz: Kerhendir.

Bu ülkede sol, halktan kopmuştur ve inatlar üzerine kurulan antidemokrasi kültürü geliştirmiştir. Sol, gündemi kaçırmakta, hatta çoğu kez ilgelenmemektedir. Nedeni, gayet basit bir anlatımla; "kendi içindedir". Solun bu haliyle iktidara gelmesi mümkün değildir. Üstelik belki de dünyada ve tarihinde tektir: Sol iktidar olmak istememektedir. Görünen budur.

***

Ülkemiz gündemi başdöndürücü bir hızla akarken önümüzden, bir köşe yazarımız bilgi toplamak için yurt dışına seyehate çıkmış; sanıyorum dalga büyük geldi kıyısına.

Yine başka bir köşe-yazar şöyle demiş; "oğullarımızı yanlış yetiştiriyoruz". Doğrusu şöyle olacaktı: Bizim ülkemizde oğullar yetiştirilmez, yetişir.

Ve yine başka bir köşe yazarı; "bıktım sorunlarınızdan, dünyayı ben mi kurtaracağım. Gidiyorum güneşin battığı yere, dalgaları seriyorum yattığım yere".

Şu an yüzde seksenlik bir mürekkep rüzgarı var "değişimin" arkasında(görünen). Yazarlarınki bir anlamda bıkkınlıktan, bir anlamda kendileri olamamaların sıkıntılarından, bir anlamda da kapasitelerinin yarısında bile olamamaktan.

***

Tüm arkadaşlarımın 23 nisan Ulusal Egemenlik Bayramını kutlarım. Ogün nöbetçi olmamdan ötürü konuyla ilgili yazamadım. Aslında biraz önce yazmak için oturduğumda da aklımda olan, Büyük Önderin "en güzel eserim" dediği Türkiye Cumhuriyetinin, ilk meclisinden söz etmekti. Sayın Tülay Hergünlü hanımefendi 6 diziden oluşan çok güzel bir çalışma yapmış. Okunması gerektiğini düşünmekteyim.

***

Gündem ile ilgi söyleneceklerden birkaç söz etmişken şekerleme yapmadan olmaz diyerek kuşatmanın neferlerinden bir alıntıyı size sunmak isterim.

Geçenlerde TV'de uyutucu-ayıltıcı sabah programlarının birinde geçen bir dialog:

Birinci kadın (bağırarak): "Sakın bu kadına inanmayın, timsah gözyaşları döküyor!!"

İkinci kadın (elinde ıslak mendili): "Timsal gözyaşları dökmek kolaysa sen de dök görelim!"

sağlıcakla kalın...

Not: Atıl durumda çürümeye terkedilen Silifke Seka fabrikasının yerine doğu Akdenizin en büyük yat limanı ve turizm merkezi yapılmasını(alt yapısı hazırdır) arzulamaktayım. Doğu Akdeniz için büyük bir şans olacaktır.

Silifke Seka:

bacasında pis kokan bir duman

kuş cennetinin göbeğinde tam.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yakın bir zamanda Ray Charles'ın hayatını anlatan bir film izledim. Charles, kardeşi gözlerinin önünde, çamaşır teknesine düşüp boğuluyor. Kardeşini kurtarma imkanı varken, sanırım şoka girerek izlemekten başka birşey yapmıyor. Bu olaydan sonra da tamamen kör oluyor. Özetlersek, Ray Charles'ın gözleri hayatının en kötü olayına tanıklık ederken, kulakları onu yaratıcılığın zirvesine taşımış. Belki de şöyle düşünmüştür: Duyabilmek, görebilmekten daha iyidir... Hoşçakal

Feyhan 
 09.05.2007 13:39
Cevap :
Göz cisimleri ayrımada ama kulak insanları tanımada daha etkin olduğundan olsa gerek. Hem görebilmek hem duyabilmek; inanılmaz keyifli. Teşekkür ederim Feyhan hanım değerli yorumunuz için, sağlıcakla kalın.  09.05.2007 19:13
 

Evet, Sayın Akdenizli! Kendimizi Doğa’nın efendisi sandığımız sürece, sorunlarımız sona ermeyecektir! Yazınız yüreğime sular serpti, düşünce birliğinden ötürü, hem de çevremde fark edebildiklerimin acı gerçekler olduğunu bir kez daha hatırlattı. Yazınız bir demet uyarı “Gittiğin yolda yanarak, yakacaksın, al başını iki elinin arasına geç olmadan düşün bir daha” der gibi. Teşekkürler! Yorumumu yaşlı Çorcun(George) öyküsünden, alıntı bir cümle ile bağlamak istiyorum müsaadenizle.” Dua et! Ya teslim etseydi kısıtlamadan, dünya düzenini ellerimize; Batmıştı yer küresi şimdiye”

Alev Meisel 
 28.04.2007 21:50
Cevap :
Merhaba, düşünce birliği ne güzel. Tamamına yakını olmalı. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. sağlıcakla kalın.  28.04.2007 23:26
 

Timsah göz yaşları dökenler,döktürtenler bir kendilerine gelse ... sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 26.04.2007 12:46
Cevap :
Merhaba, belki de ciddi ciddi kendilerindedirler. O zaman kanabulana (kana: kanmak) izleyiciye bakmak gerekecek. Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. sağlıcakla kalın.  26.04.2007 13:27
 

Ray Charles, sağırlarla beraber ağlamak yerine, yaptığı bağışla onları anladığını farkettiriyor. Jazzın efsanesi olan şahsı muhterem, kendinde haddinden fazla olan bir duyudan yetim olanları sevindiriyor. İşte, ait olduğu grupla(körler) beraber, anlayabildiği grubu(sağırlar) aynı kefeye koyuyor. Biz ise, ait olduğumuz grubun dışındaki her şeye körüz! O kadar körüz ki, en son dakikaya varana kadar hiçbir şeyin farkına varamıyoruz. Son dakikaya gelince de, en kötülerin arasındaki en iyileri seçmeye çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz topluma “ el ” olmamak dileğiyle, saygı ve sevgiler…

Hezar Yokus 
 26.04.2007 1:38
Cevap :
Tüm toplumun birbirini "el" gibi gördüğü günleredir korkum. Duygulandım yorumunuzu okurken. Öz'ü bu denli güzel anlatabilmek...teşekkür ederim, sağlıcakla kalın.  26.04.2007 11:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 541
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster