Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '10

     
    Kategori
    El Sanatları
    Okunma Sayısı
    4588
     

    El emeği göz nuru: iğne oyası

    El emeği göz nuru: iğne oyası
     

    SOTERYA İĞNE OYASI BİLEKLİK


    Çok eskilere dayanan bir geçmişe sahip olan iğne oyası, son yıllarda yaşam koşullarının değişmesine paralel olarak “kaybolmaya yüz tutmuş” el sanatlarımızdan biri haline geldi. Ancak, Hatay’ın Samandağ ilçesi ve ilçeye bağlı Vakıflı köyünde iğne oyası hala yapılmakta ve popülerliliğini korumakta.

    Yaklaşık 100 yıl önce–1915 tehcirinde- yerli Ermeni halkı, Fransız gemisi tarafından Mısır'a, Port Said'e götürülüyor. Dört sene Mısır’da yaşayan Ermeniler, daha sonra köylerine dönüyor. 1939'a kadar Fransız egemenliğinde olan Hatay'ın bu tarihte Türkiye'ye katılacak olması ile bölgedeki Ermeniler sorunu yine gündeme geliyor. Bir grup gitmeye karar veriyor. Gidenlerden bir kısmı Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ne yerleşiyor. Kalanlar ise, Vakıflı’da yaşamaya devam ediyor. Fransızlar, 1920’de Antakya’yı işgal ettiğinde, Ermeni halkını Antakya’ya götürüyorlar. Fransızların Antakya’yı bırakmalarının ardından, Hatay Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldıktan sonra, Türk subayları onlara ‘Gitmeyin, burada kalın. Türkiye Cumhuriyeti sizi koruyacak” deyince kalıyorlar.

    İşte bu “zorunlu göç” sırasında yerinden yurdundan olan Ermeniler, Mısır’da geçinebilmek için kadın-erkek hep birlikte çalışıyorlar. Kadınlar, Eva Nine’nin önderliğinde iğne oyası yapmaya başlıyor. Eva Nine, mendil kenarı yapıyor önce. Vatanlarına yani Vakıflı’ya döndükten sonra da oldukça geliştiriyor bu işi. Hep birlikte masa örtüleri, sehpa örtüleri, yatak takımları, oda takımları yapıyorlar.

    Halen, Türkiye’nin tek Ermeni köyü olduğu bilinen Vakıflı’da ipek böcekçiliğinin gelişmiş olması, iğne oyalarının ipekle üretilmesine imkân sağlamış. Günümüzde ipek ile yapılan iğne oyası örtüler, çok değerli ve oldukça pahalı. Dolayısıyla ipek ipliği ile yapılan oyaların sayısı, Vakıflı’da da oldukça azalmış. İpeğin yerini sentetik ve pamuk iplik almış.

    Vakıflı'nın özgün el sanatları arasında yer alan ve sabır gerektiren bu el sanatı, bir aksesuar olmanın ötesinde, oyayı yapanın duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için bir araç olmuş. Aklındakileri sözlerle anlatmak yerine, sevinçlerini, üzüntülerini, kırgınlıklarını, umutlarını anlatmanın yolunu iğne oyasıyla bulan kadın; bazen esprili bazen sitemkâr olarak, oyalarıyla kendini ifade ediyor.

    Vakıflı köyünde kadınlar ev işlerini bitirdikten sonra kilisenin bahçesinde toplanıp bir yandan iğne oyalarını işliyor, bir yandan da sohbet ediyorlar. Namaz örtüsü yaptığını söyleyen Lusin Karakaş; oyaların da bir dili ve bir ismi olduğunu söylüyor ve sıralıyor bu isimleri. “Yıldız, Yalancı Yıldız, Sinekli, Kelebek, Halluç…” diye.

    Vakıflı’da hemen hemen her evde yapılan iğne oyaları, yöre kadınlarının geçim kaynağı olmuş. Rengârenk ve birbirinden farklı motifleri, el yordamıyla iğne ile işleyerek ortaya çıkaran kadınlar, alın teri, göz nuru ürünleri olan oyalarını satarak, mutfak masraflarına önemli katkı sağlıyorlar.

    İğne oyalarının ne kadar özel olduğunu çok iyi bilen ünlü modacılar, sık sık Vakıflı’yı ziyaret ediyorlar. Bahar Korçan da bunlardan biri…

    Antakyalı üç kadın girişimcinin ortaklığında kurulan, yöresel ürünlerin satışa sunulduğu Soterya adlı turistik eşya mağazasında da farklı çalışmalarla stilize edilmiş ve iğne oyası ile yapılmış birçok ürünü bulmak mümkün. Soterya’daki iğne oyaları; yaka çiçeğinden gelin başına, takıdan havlu kenarına kadar pek çok yaratıcı ve özel tasarımlarla karşımıza çıkıyor. Eski bir Antakya evinde hizmet veren Soterya birçok işsiz kadına da istihdam yaratmış. Hatta bu yıl 4. Kez düzenlenen "Türkiye'nin Kadın Girişimcisi Yarışması/ Sosyal Girişimcilik” kategorisinde ilk 5’e girmiş.

    Unutulmaya yüz tutmuş iken, Soterya örneğinde olduğu gibi özel işletmeler ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yayınları sayesinde iğne oyaları yeniden gündemde. Halk eğitim merkezlerinde, üniversitelerde, kız meslek liselerinde, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında düzenlenen kurslarla bu sanat öğretilebilir. Böylece ülke ekonomisine de katkı sağlanabileceğini düşünüyorum.

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
     
     
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 1
    Ort. okunma sayısı
    : 4588
    Kayıt tarihi
    : 26.10.10
     
     

    1959 Antakya doğumluyum. Halen Antakya'da yaşıyorum. Eğitim Fakültesi Sosyal Bölümü'nde okudum. Yere..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster