Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '15

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
185
 

El mi yaman bey mi yaman?

EBEVEYNLERİN ÇARESİZ KALDIĞI AN, ÇOCUKLARIYLA İNATLAŞMAYA BAŞLADIKLARI ANDIR. PEKİ N’APMALI? BU EVİN REİSİ OLARAK KENDİ KARARLARIMIZI BİR BİÇİMDE KABUL MU ETTİRMELİ, YOKSA SÜKUNET ORTAMI BOZULMASIN DİYE ÇOCUĞUN HER İSTEĞİNE “TAMAM” MI DEMELİ? YAHUT, GÖSTER ONA KENDİNİ; EL Mİ YAMAN BEY Mİ YAMAN DEYİP, BU OYUNU SÜRDÜRMELİ Mİ?

Hikaye bu ya, ülkenin birinde mevkii ve makam sahibi bazı kişiler, kısa zaman içerisinde geleneklerden, haktan, hukuktan vazgeçip kötü kimseler oluverirler. Halk bu duruma karşı çıkar ve karşılıklı bir zıtlaşma, çatışma ortamı süreeer gider. Bu arada, nereden geldiği, hangi ülkede yaşadığı bilinmeyen birisi çıkıp gelir, bu hukuk tanımaz kişileri alaşağı eder. Artık “bey”in beyliği bitmiştir, “el” oğlu beyden yaman çıkmıştır. İşte, “el mi yaman bey mi yaman” deyişi buradan gelir. Farklı farklı anlatımları var ama benim en çok bu hoşuma gitti ne yalan söyleyim. İyiler gelir kötüleri yok eder. İnatlaşma ne menem bir şeydir ki, yüzyıllardır konuşulur, insanları yaralar, koltuğundan eder, insanı içten içe yer. Hayatlarımıza bu derece sirayet etmiş bu duygu, taa çocukluk çağında kişiliğimize saplanır kalır, daha da gitmez. Artık dünyayı ve kendini keşfetmeye başlayan çocuğu olan benim gibi annelerin de en büyük korkusu ve sorunudur, inat. O sizinle inatlaştıkça çaresizliğimiz artar. Büyür, büyür. Peki ya biz ebeveynler ne yapmalıyız?

Çocuğum Çok İnatçı

Şimdi 4 yaşına girmek üzere olan Oğlum Toprak, 2 yaşına girmek üzereydi. Artık konuşmaya, kendini ve dünyayı keşfetmeye başlamıştı. Her şey harika gidiyordu, ama bir de inatlaşması olmasa. “ay evet” dediğinizi duydum. Anne ve babaların içinden güçlükle çıktığı bir durumdu bu. Çocuğun dediğim dedik deyip, istediğini yaptırması ebeveynleri zor durumda bırakır. Tabii bizi de!. Ama bu sinir durumun altında meğer öyle saf, öyle güzel ve öyle harika bir neden yatıyormuş ki, artık neredeyse hiç kızamıyorum. Çünkü, çocuk bir birey olduğunun farkına varmaya başlıyormuş. Psikologumuzla yaptığımız konuşma sonrasında, fikirlerim tamamen değişmişti. Toprak benimle inatlaştığında artık neredeyse hoşuma gidiyordu. Gülmeyin, deli olduğumu filan da düşünmeyin. Bakın sebebine: Çocuk kendini yeniden keşfettiği, artık o evin içinde yaşayan bir birey olduğunu, kendine ait bir dünyası, düşünce sistematiği, beğenileri, nefretleri olduğunu öğrenmeye başlarmış. Ve artık bir “birey” olduğunu göstermeye çalışırmış. Bunu da her konuda fikir ayrılığı içerisine girerek yaparmış. Bağımsızlıklarını ortaya koymak için inatlaşma sürecine girerlermiş. Aslında böylesine masum bir amacı var.

ÇOCUK YETİRTİRMEK BİR SAVAŞ MI?

Toprak, önce süt ister; getiririm bir yudum alır geri verir. Muz ister, bir ısırıktan sonra yüzüne bakmaz. Gözümüzün içine baka baka ve pis bir surat ifadesiyle bardağı yere atar, yapmaması gereken ne varsa yapar. “yapma, dur, hayır” sözlerine kulak asmadığı gibi, isteklerini yaptırana kadar savaşır. Önceleri her söylediğini yapmaya çalıştık. Ancak doğru olmadığını öğrendik çünkü, her istediğini yapmak “taviz tavizi getirir” misali, ilerde daha büyük sorunlarla karşımıza gelmesini mümkün kılabilirmiş. Karşılıklı inatlaşma yolunu denedik. Kararlıydık, bu savaşa hazırdık. Asla yumuşamayacaktık. Bu sefer de, çocuk yetiştirmenin bir savaş olmadığı konusunda hem fikir olduk. Biz hayır dedikçe inatlaşmanın seviyesi artıyordu. Peki ne yapmalıydık? Yapılabilecek tek şey, her zamanki altın kuralımız “DİKKATİNİ DAĞITMAK” oldu. Evet, bu kadar çaresiziz işte. Benim oğlum, isteği yerine gelmeyince, kendini yere atıyor ve tepiniyor. Ertesi gün, kafasını duvara vuruyor. Sonraki gün, sadece ağlıyor, sonraki gün gelip ısırmaya çalışıyor. Örnekleri çoğaltabilirim, çünkü her gün farklı bir yöntem deniyor. Zeki oğlum benim. Hangisi tutarsa… Ama biz, sadece tepkisiz kalıp dikkatini başka yöne çekiyoruz. İnanılmaz işe yaradığını söyleyebilirim. Çünkü bilgiye, yeni şeylere o kadar aç minik yaratıklar ki bunlar, hemen kanıyorlar. Ağlayınca, “seninle boya yapalım mı? “ diyorum. Evet der gibi başını sallıyor. O zaman ağlaman bitince haber ver diyorum ve arkamı dönüyorum. Tahmin edin hadi… Peşimden geliyor elbette, gayet de susmuş bir biçimde. Kendine zarar vermeye başladığında sımsıkı tutuyorum, ağlamasının geçmesini bekliyorum, sonra konuşmaya çalışıyorum, dinlemese de. Nasılsa kulağının bir yerinde küpe! Bana ya da babasına zarar vermeye çalıştığında ise, ya ortamı terk ediyoruz ya da yine sıkıca tutup sinirinin geçmesini bekliyoruz. Unutmayın, inatlaşma yok! Size makul gelmeyen her isteğine boyun eğmek de yok!

Onu sevdiğinizi hissettirin. Bu onun güvenini arttırır. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya çalışın. Onun çocuk olduğunu ve bu durumun geçici olduğunu unutmayın. Kararlı, tutarlı ve samimi bir tavırla yaklaşın. Çocuğa istediği şeyi neden yapamayacağınızı açıklayın. Anlamasa da, dinlemese de, “inatla anlatın.”
Hadi kolay gelsin…
Hoşça kalın.

Ayşen Çatak Yalman

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 94
Kayıt tarihi
: 14.01.15
 
 

11 Mayıs 1981 yılında Ankara’da doğdum. Bahar çocuğu olmanın verdiği tüm nimetlerden faydalandım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster