Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '21

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
43
 

Ela Gözlü Pars Celile

Bir ülke, bir kadın ve bir oğul

 

Harika bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Yazar ile ilk defa tanıştım. Ve gerçekten de çok beğendim. Bu incelemenin çok uzun olacağından korkuyorum şu an. Ela gözlü pars, Celile. Kitap asla biyografi ya da aşk kitabı değil. Ama hepsini barındırıyor. Yani neredeyse değinmediği hiçbir şey yok. Ama asla temelinde bir aşk hikayesi değil. Ben okumaya başlarken öyle düşünmüştüm. Yanıldığımı anladım.

 

Genç Türkiye’nin temellerinin atıldığı dönemde ülkenin aydınlarının içinde bulunduğu durumları okuyoruz kitapta. Celile. Nazım Hikmet Ran’ın annesi. Çalkantılı aşk hayatı, siyasi çekişmeleri, sanatçı kişileri gayet net ve anlaşılır bir dille anlatmış Osman Balcıgil. Sağcısı, solcusu, Payitaht aşığı, Türkiye sevdalısı diye ayırt etmeksizin her görüşün ve olayın asla yorum katılmadan yazıldığını düşünüyorum. Aşk konusu ile devam edecek olursam, canımı sıkan birkaç husus var. Dönemin aydınlarının evli bir kadının -erkeğe göre aldatılma, kadına göre gerçek aşk- yeni bir ilişkiye yelken açmasındaki yardım ve yataklıklarını şaşkınlıkla okudum. Bunu bu kadar kolay ve basit bir şekilde kabul edip bu olayın gerçekleşmesi için sarfettikleri çaba gerçekten canımı sıktı. Ben de objektif olmak adına iki taraftan da bakıyorum duruma. Kadın ve kocası tarafından. Bahsettiğim şey olayın kendisi değil, bu aile dostlarının yardım ve yataklıkta bu kadar sorgusuz sualsiz olmasından bahsediyorum. Bu gerçekten de şaşırttı beni. Kaldı ki koca da öyle sadakatli bir adam değilmiş. Sonradan ortaya çıktı tabi.

 

Siyasi durum için ise şunu gördüm. Yine bu aydın bireylerimiz onlara göre umutsuzluklarından, bana göre ise vatan hainliklerinden dolayı savaşmayı değil, şartların en uygun göründüğü ve en güçlü olan başka bir ülke himayesine bu kadar kolay girebilmeyi kabul etmiş olmaları. Evet, Celile’nin kayınpederinden bahsediyorum. Her ne kadar Payitahta yıllarca hizmet etmiş olmanın etkisi olsa da, Anadolu’da var olmaya başlayan direnişin karşısında sırf daha fazla kan dökülmesin diye durduklarını dile getirmeleri bana asla samimi gelmedi. Bu ve bunu gibi adamların bu ülkenin kuruluşunda hiçbir katkısı olmamıştır. Halide Edip Adıvar gibi bir kadının gösterdiği cesareti, askeri, siyasi bilgisinin bu kadar yüksek seviyede olduğunu gördüğüm sözde devlet adamının gösterememiş olması büyük talihsizlikti benim açımdan. Kitapta benim için üç karakter vardı.  Celile, Nazım Hikmet ve yukarıda bahsettiğim Celile’nin kayınpederi olan Mehmet Nazım Paşa.  Bu üç şahıs arasında Celile ve Paşanın sanata ile ilgili sohbetlerine bayıldım. Yukarıda siyasi durumunu eleştirmeme rağmen gerçekten sanat ile ilgili alakası ve bilgisine hayran kaldım diyebilirim Paşa hazretlerinin. Bu satırları okumak çok keyifliydi.

Yahya Kemal Beyatlı var tabi bir de. Ayrı parantez açmak isterim. Kendisi Celile’yi yarı yolda bırakmış ve sadece süslü kelimeler ile yazdığı şiirler ile sözde aşkını ifade etmeye çalışmış. Daha ötesi yok. Bencilliğin dikalası olmuş bu şair, eğer gerçekten kitapta anlatıldığı gibi ise, sanırım şu dönemde torunlarına pek çok kez rastlıyoruz diyebilirim.

ŞAŞIRDIM: Bir sahne de Hüseyin Üzmez ile karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi ama oldu. Bu adam 2009 yılında taciz ile suçlanıp cezaevine girmişti hatırlayacaksınız. Spoiler vermek istemiyorum. Bu yüzden kitapta nasıl bir konu üzerine adının geçtiğini görünce şaşıracaksınız.

KIZDIM: Paris’te yaşamış ya da payitahtta soluk almış olmak yetmiyordu demek nezaketi öğrenmeye. Köylü nadanlığı görünürde silinse de, kentli nezaketini bünye jenerasyonda hazmedemiyordu demek!’

Bu satırlar Celile’nin Yahya Kemal için yazdığı satırlar. Kızdığım nokta ise Yahya’nın karaktersizliğinin ve davranışlarının nedeninin köylülük ile bağdaştırılmasıydı. Burada duygusal bir tepki vermiyorum. Yahya ile ilgili olarak bu köylü göndermesi iki defa gerçekleşiyor. Halbuki yaşananlar tamamen bu şahsın karaktersiziğinden ibaretti. Kaldı ki Yahya’nın bu davranışlarının nezaketsizliğini köylü nadanlığına bağlamış olan kişi, kocasından henüz boşanmamışken başkası ile aşk yaşamaya başlayan  sözde kentli nezaketli biri. İşte kızdığım nokta tam olarak bu.

 

Son olarak Nazım Hikmet’i bu şekilde okumak gerçekten keyifliydi. Sanırım bu olaylar zincirinde hep olduğu kişi olan ve olmaya devam eden tek kişi Nazım’dı. Dimdik, dipdiri ve annesinin lakabını asıl hak eden bir karakter. Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Güzel bir anlatım, süsten püsten uzak, anlaşılabilir bir olay örgüsü ve akıp giden bir hikaye.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 52
Kayıt tarihi
: 29.01.21
 
 

Işığa muhtaç bir gölge ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster