Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
94
 

Ela'nın baharı

Ela'nın baharı
 

Güneş ışığından saklanıyordu İhsan. Elleriyle gözlerini kapatıyor, bir ışık zerresini bile istemiyordu. Bu parıl parıl parlayan, yüzüne çizik çizik vuran, altın sarısı umuttan kaçmamalıydı. Bu umut, onu yeniden hayata bağlayabilirdi.

Zavallı ablası onun bu haline çok üzülüyor ancak elinden bir şey gelmiyordu. Çaresizdi. Kardeşinin elinden tutup onunla dışarıda top oynamak, iki misket çakmak,  çimenlerin üzerinde yuvarlanmak, beraber abla-kardeş piknik yapmak istiyordu. Her zaman ki gibi bu isteği kursağında kalıyordu. İkna edebilmek ne çare, kendi karanlığını güneşi sanıyordu. Ama bilmiyordu ki dışarıda hayat daha gerçek, daha sıcak, daha aydınlık…

Elâ, ona gözü gibi bakıyordu. Her türlü ihtiyacını karşılıyordu. Zaten bu hayatta birbirlerinden başka kimi kimseleri vardı ki… Her karanlık günün sabahını, mutluluk perdesiyle aralıyorlardı. Her güzel söz, her güzel gülüş mutluluk tohumlarını tekrar tekrar yeşertiyordu. Bir sıcak çayın, bir küçük yudumuyla günü aydınlatma sebebi olan bahar mevsimi, pencerelerin camından göz kırpıyordu. Ağaçlardaki pembe, beyaz, mor, sarı bahar çiçekleri, sofranın hemen ortasında yer alıyordu. Elâ pencereden nerdeyse içeri girecek ağaç dallarından küçük küçük kırıp topladığı bu çiçek demetlerini, İhsan’a yaklaştırıp koklamasını sağlıyordu. Mucizevî kokularla kendinden geçiyor, ablasına hemen bir dörtlük okuyordu:

-”Bendeki sevgin bir gülün rengi mi?

Bilemezsin o cennetten kopardığım sihirli bir koku.

Eşi benzeri olmayan, bir ‘ELÂ’ bendeki adı

Açar ki dalında bir kırmızıdan bin kırmızı”

Elâ bu şiire hayran kalıyor, nerden uyduruyorsun iki dakikada bu enfes sözleri deyip aralarında gülüşüyorlardı.

Kahvaltıdan sonra onu salıncağa bindirmek istiyordu. Ama bunun için bir adım atması gerekiyordu. Ne yapıp edip, onu kapalı, karanlık odalardan çıkarmalıydı. Anne ve babasından bahsetti. Onların ne kadar iyi, ne kadar güzel olduklarından… İhsan doğmadan daha evvel beraber piknik anılarından, küçük evcilik oyunlarını, ısrar üstüne alınan elma şekerinden, gece beraber uyudukları kaçak arkadaşı köpeğini-çikosundan-, bahçesinde en çok sevdiği, hayran kaldığı yavru aslanından ona bahsetti. Annesiyle babasını göremediği için çok üzüldü, ablasının tarifiyle onların nasıl biri olduklarını hayallerinde canlandırmaya çalışıyordu. Bir yandan da Allah’ım neden benim gözlerim kör, neden beni seçtin? diye sitem ediyordu. Sonra pişman olup Allah’ım bunu hayırlı görmüş, beni böyle yaratmış, bunu kabullenmeliyim diyordu.

Ablasına dönüp iyiki bir canım yanımda, iyiki senin gibi melek bir ablam var. Anne yarımsın, gözlerim yok ama sen benim gözlerim, sen benim elim ayağımsın diyordu hıçkıra hıçkıra. Ablasının elini tutup, koluna girdi ve beraber kapının beton eşiğine basıp, ellerini sımsıkı tutup dışarı çıktılar. Elâ, kardeşinin bu korkuyu yenmesine çok sevinmişti. Nihayet güneşin, baharın sıcaklığını hissedecekti. İşte bu en güzel bahardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 260
Kayıt tarihi
: 16.12.10
 
 

Merhabalar. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. Ordu Yeni Haber gazete..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster