Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '06

 
Kategori
Okullar
Okunma Sayısı
383
 

Eleksiz Okullardaki Güzel Günlere Dönmek İstiyorum.!

Eleksiz Okullardaki Güzel Günlere Dönmek İstiyorum.!
 

Büyük hayalkırıklıkları üniversiteye giriş kapısında yaşandığı için, liselere giriş sınavı bir küçük ayrıntı olarak, atılıyor gazetelerin en dikkat çekmeyen köşelerine;"miniklerin sınav heyecanı" şeklinde.
İlk ve ortaokulu tıpkı lise için de geçerli olduğu üzere devlet okulunda okudum. Liselere giriş sınavındaki başarım, beni Türkiye'nin en yüksek puanla öğrenci alan okullarından birine götürdü. Lisede de olsa insan, kendince keşifler yapabiliyor. Benim en kötü keşfim, bu okulumda bir tane bile işçi çocuğu olmayışıydı. İlkokulum da, ortaokulumda çevresinde bilinen orta halli okullardı ve eğitim için para gerektirmiyordu, tıpkı kolej olmayan lisem gibi. Oralara giriş sınavsız olduğu için, çocuğunu yolladığı özel okuldan memnun olmayan babanın çocuğuyla, onun apartmanının işini gören adamın çocuğu aynı sırada\n
"Kapağı atmak" tam tabir.Bir Anadolu lisesine kapağı atmak,bir yerde yükselişle eşitti.Ne derseniz deyin,sınavla öğrenci alan her kurum sadece belli bir zümreye hitap eder.Bu,o okullarda sadece eğitim hakkını satın alabilecek kadar güçlü bireylerin çocuklarının oralarda buunabileceği anlamına \ngelir.Somut verilerle konuşmak gerekirse,üniversite gençliğinin sosyo-ekonomik profilini çıkarmak için yapılan araştırmada,üniversiteye girişte dershane faktörü konulu soruya verilen cevap,en güzel örnek olurdu herhalde.Araştırma\n sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 43,4\'ü üniversiteye girmelerini sağlayan temel belirleyicinin dershane, yüzde 38,9\'u kendi çalışması, yüzde 14,7\'si lise eğitimi, yüzde 3,1\'i ise özel ders alması olduğunu düşünüyor.Üniversite\n kazanan hemen hemen herkesin dershane faktörünü kabullenmesine rağmen,sınavı kendi çalışmasıyla kazandığını iddia eden %38.9 umut verse de her ne kadar benim ilkokulda beraber okuduğum ama sonra ne lisede ne üniversitede karşıma çıkan işçi çocuklarına,haftaya pazar girecekleri sınavda standart sapmayı kendilerinin arttırdıklarını öğrenince büyük hayalkııklığıyla başbaşa kalacaklar,hem de bu işte en suçsuz kendileri oldukları halde. \n
\n
Sayıları 1 milyona yaklaşan "minik" ordusu,pazar günü okul yolarını aşındıracaklar sabah sabah,daha aydınlık sabahlar için.Belki bir okulun yanından geçiceğim ben de,tam da sürenin ortasında sınavı terkeden bir esmer oğlanla karşılaşacağım kimbilir,yüzündeki ifadeyle dökülecek laflarım dudağımdan,gülüyorsa "inşallah" diyeceğim,ötekini de düşünmek istemiyorum. \n
\n
Kaymak tabakanın bembeyaz pirinç tanelerinin biraya geldiğini görmektense,olmadığı halde bulgur kırığı kıvamında değerlendirilenlerin beraber gittiği okulları görmek istiyorum ben,tıpkı küçüklüğümdeki gibi,sınavsız ve "bir orman gibi kardeşçesine" öğretim yapılan okullar. \n",1]);//>
okuyabiliyordu. Çocuktuk ve kuvvet babaların maddi gücüyle değil, bilek gücüyle ölçülürdü ama çocuk kafamız apartman görevlisinin kimseyi dövmeye niyetlenmeyeceğine çalışmazdı.

"Kapağı atmak" tam tabir. Bir Anadolu lisesine kapağı atmak, bir yerde yükselişle eşitti. Ne derseniz deyin, sınavla öğrenci alan her kurum sadece belli bir zümreye hitap eder. Bu, o okullarda sadece eğitim hakkını satın alabilecek kadar güçlü bireylerin çocuklarının oralarda buunabileceği anlamına gelir. Somut verilerle konuşmak gerekirse, üniversite gençliğinin sosyo-ekonomik profilini çıkarmak için yapılan araştırmada, üniversiteye girişte dershane faktörü konulu soruya verilen cevap, en güzel örnek olurdu herhalde.

Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin yüzde 43,4'ü üniversiteye girmelerini sağlayan temel belirleyicinin dershane, yüzde 38,9'u kendi çalışması, yüzde 14,7'si lise eğitimi, yüzde 3,1'i ise özel ders alması olduğunu düşünüyor. Üniversite kazanan hemen hemen herkesin dershane faktörünü kabullenmesine rağmen, sınavı kendi çalışmasıyla kazandığını iddia eden %38.9 umut verse de her ne kadar benim ilkokulda beraber okuduğum ama sonra ne lisede ne üniversitede karşıma çıkan işçi çocuklarına, haftaya pazar girecekleri sınavda standart sapmayı kendilerinin arttırdıklarını öğrenince büyük hayalkııklığıyla başbaşa kalacaklar, hem de bu işte en suçsuz kendileri oldukları halde.
Sayıları 1 milyona yaklaşan "minik" ordusu, pazar günü okul yollarını aşındıracaklar sabah sabah, daha aydınlık sabahlar için. Hastalığı olacak bazısının, babasının kucağında gidecek sınava, onda korku babada umut. Belki bir okulun yanından geçiceğim ben de, tam da sürenin ortasında sınavı terkeden bir esmer oğlanla karşılaşacağım kimbilir, yüzündeki ifadeyle dökülecek laflarım dudağımdan, gülüyorsa "inşallah" diyeceğim, ötekini de düşünmek istemiyorum. Kaymak tabakanın bembeyaz pirinç tanelerinin biraya geldiğini görmektense, olmadığı halde bulgur kırığı kıvamında değerlendirilenlerin beraber gittiği okulları görmek istiyorum ben, tıpkı küçüklüğümdeki gibi, sınavsız ve "bir orman gibi kardeşçesine" öğretim yapılan okullar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 653
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

Bir şekilde eğitim hayatımda başarılı oldum. Daha 5.sınıf bitmeden sınav için koşturulan bir öğrenci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster