Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '07

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
855
 

Elektronik şamata

Elektronik şamata
 

Sabahın köründe, rap-rock karışımı türünde bir müzik kulaklarımın dibinde patlayıp, beynimin halen uykudaki zavallı hücrelerini darmadağın etti.

Yatağımın başına bomba mı düştüğünü, yoksa herhangi kaçınılmaz bir sebepten evin mi çöktüğünü, bir ayağım görmekte olduğum tatlı rüyada, diğeri soluk bir ışıkla aydınlanmakta olan yeryüzü gerçeğinde olarak, ikisi arasında asılı kalmış bir vaziyette kavramaya çalıştım.

Hiçbirisi! Sadece bir gün önce satın alıp radyo vericisine ayarladığım, tekniğin son harikalarından olan bir "uyandırıcı" görevini yapmış ve beni uyandırmıştı. Başka imkanları da vardı tabii, içinde bulunduğum ruh haline göre, bir askeri marşla uygun adım yürüyerek ya da kıvrak bir oyun havası eşliğinde oynayarak uyanmak da mümkündü.

Müthiş bir aletti aslında. Geceleri de istersem bir keman konçertosuyla, istersem bir ney solo ile beni uykunun kollarına gönderebilir, veya bana ninni söyleyebilir, ya da masal anlatabilirdi.

Kullanım kılavuzunun, sabahları yatağımı toplaması ve akşam yatak hazırlaması için ayarlama bölümlerini daha sonra okuyacağım.

Uykum tam açılmadan yataktan çıkmaya çalışırken, mutfaktan, geceden ayarlı olduğu için sabah kahvesini ve kahvaltı sandviçlerini hazır etmiş olan mutfak aletinin sinyali ötmeye başladı.

Tam o sırada önceden ayarlı olduğu için kendi kendisini açmış olan cep telefonum, bilgisayardan yüklediğim tercihli melodilerden sırası gelmiş olan biriyle sabah mahmurluğumu şenlendirdi. Bir elimle onu açıp kulağıma götürerek, arayan arkadaşıma cevap yetiştirmeye çalışırken, diğer elimle kahvemi ve sandvicimi bir tepsiye koyarak, masaya yerleşmeye ve bilgisayarımı açarak, merakla e-postamı incelemeye koyuldum.

Bu biraz karışıklık yaratıyor, acaba gelen konuşmaları kaydederek doğruca bilgisayara gönderen yeni tip cep telefonlarından mı alsam? O zaman sadece bilgi sayarı açarak, sesli sessiz tüm postamı bir çırpıda görüp duyabilirim. O zaman telefonumun her çalışında onu elime alıp, parmaklarımla aç tuşuna basıp, konuşanı duymak amacıyla kulağıma götürmek zahmetinden de kurtulmuş olup, ayrıca zaman kazanırım.

İşin aslında, bilgisayarı hergün belirli saatlerde, kendiliğinden açılıp kapanmaya ayarlamak mümkün herhalde. Al sana bir iş daha az! Hem de zaman tasarrufu!

Ayrıca düşünürsem, bilgisayarım, postam geldikçe beni sesli olarak da haberdar edebilir herhalde. Mesela ben mutfaktayım, çalışma odasından madeni bir ses:” Arkadaşınız Leyla’dan bir telefon geldi efendim!” Neyse, efendim demese de olur. Demokrat insanlarız nihayet !

Yerimden kalkmaya üşeniyorsam o anda, "Tamam kızım- ya da oğlum, aletlerde cinsiyet eşitliği var- söyle ben onu sonra ararım." diye seslendiğimde, "Mesajınız iletildi" yanıtını vermeli bilgisayarım. Bir bakmam lazım, hangi program uygun buna.

Bir de standart cevaplar programı var. Gelen e-postalara uygun olan cevapları bilgisayarım kendisi seçip gönderebilir. Ama bir türlü elim değip de programlayamadım. Şu işe bak ! İşimi azaltıp boş vakit kazanacak tedbirleri alabilmek için, önce iki misli çalışmam gerek. Hayır, tembel olduğumdan değil. O kadar çok şey var programlayacak, hepsine sıra gelmiyor bir türlü.

Ayrıca her gün de yeni bir zaman kazandıracak yenilik çıkıyor. Ee, hepsini incelemeye zaman lazım! Yani zaman kazanmaya çalıştıkça, zaman azalıyor vesselam! Kısır döngü!

Acaba sırf zaman kazandıran bir alet çıkmadı mı piyasaya daha? Ne bileyim şöyle, bir tuşa bastığınızda, zaman bir saat geri gidiyor filan?

Bir de bu mutfak otomatının, hazırladığı kahvaltıyı masaya yerleştiren cinsleri var. Yavaş yavaş ondan bir tane edinmeli.

Ha, yine dün satın aldığım yeni tam otomatik cam silicisi arabada kaldı. Arabam kendi kendine park ederken, ben aceleyle eve koştuğumdan, orada unutmuşum. Acaba, içinde birşey unutulduğunda haber veren arabalardan mı alsam ?

Arkadaşımla konuşmayı kısa kesmeye çalışmalıyım. Kahvaltımı biran önce bitirmem lazım. Daha yeni aldığım çamaşır otomatının kullanma kılavuzunu incelemem gerek. Yıkama kısmını bitirdim de, kurutma ve ütüleyip dolaplara yerleştirtme bölümü eksik. Önceden programlı mutfak robotumun öğle yemeğimi hazır etmesine de az kaldı. Hay Allah, tekrardan acıkmaya bile zaman yok!

Cep telefonu bir elimde, e-postalarla boğuşurken, kapının değişik kuş ötüşlerine ayarlanmış zilinin şakıması ortalığı dolduruyor. Kim geldi şimdi de ?

Kapı açma otomatiği ve kapıda kimin olduğunu gösteren ekran merdiven başında. Şimdi oraya kadar gitmem lazım. Böyle olmayacak! Onu da bilgisayara bağlamalı. Yerimden kalkmadan kimin geldiğini görüp, onunla konuşabilmem için.

Neyse, şimdi oraya kadar çabuk koşayım. Ama, n’oluyor yahu? Birden yerde birşeye takılıyorum, ne olduğunu anlamadan havadayım. Elimden cep telefonum uçuyor, pencere camını kırarak dışarıya fırlıyor. Bir şangırtı!

Bir takla atarak parke zemine inerken, başka birşeyin daha havada uçtuğunu, olanca hızıyla bilgi sayarın üstüne düştüğünü dehşetle farkediyorum. Kablolar yerinden çıkıyorlar. Ekran ikiye ayrılıyor. Derin bir sessizlik! Ve tam o sırada açık pencereden içeriye acı bir siren sesi doluyor. Aman Tanrım, arabamın alarmı !

Ayni anda mutfakta, mutfak robotum acı seslerle duman ve buhar fışkırtmaya başlıyor.

Serildiğim yerden güçlükle doğrularak, bu felakete sebep olanı görmek için bilgisayarın başına gidiyorum.

Önceden ayarlı temizlik robotum, tam saatinde dolabından çıkıp, ortalık süpürmeye girişmiş ve ben onu görmeyip, kablosuna takılmış ve ona bir tekme atmışım. O da o hızla bilgisayarın tepesine inmiş. O arada elimden uçan cep telefonum da, arabamın ön camını kırıp, alarmı harekete geçirmiş. Mutfak robotum bu şamataya kısa devre yaparak katılmış.

Hemen şu alarmı susturmaya bakmalıyım.

Merdivenlerden aşağıya koşup kapıyı açtığımda, burnuma dayanan silahlarla yüzyüze geldiğimden, kollarım otomatikman havaya kalkıyor. Bir polis ekibi evin çevresini sarmış ve yanlarındaki kurt köpeklerinin havlamaları, arabamın alarm sesine vokal yapmakta.

Bana taahhütlü mektup getirmiş ve imzamı almak için zilimi çalmış olan sokağımızın emektar postacısı da, şaşkınlıktan gözleri faltaşı gibi, yukarıya kaldırdığı kolları ile kapıda durmakta.

Evimin alarm sistemi, kırılan pencere camı dolayısile, otomatikman bağlı olduğu en yakın karakoldaki polisleri, otomatikman ayağa kaldırmış!

Şimdi herşeyden önce onlarla gidip ifade vermemi rica ediyorlar.

Daha sonra da, yalnız horoz sesi ile uyanabileceğim bir köy arayacağım kendime…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok güzeldi çok güldüm sanırım hepimiz o köyü arıyoruz

deniz akyol 
 22.11.2007 23:02
Cevap :
Sizi güldürebildimse ne güzel. Sevgiler  23.11.2007 1:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 555
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1402
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster