Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
575
 

Eleman Aranıyor-1

Eleman Aranıyor-1
 

Olaylar grçektir, sadece şahıs isimleri değiştirilmiştir.


Rafet, gazetedeki tüm ilanlara bakmaya kararlıydı, çünkü hemen bir iş bulması gerekiyordu. Dikkatini çekenleri bir kağıda not etti. İçindeki iş bulma umudunu yitirmemişti henüz, oysa günlerdir arayış içindeydi. Belki bu gün şans onun da yüzüne gülerdi! Beş tane kendisince uygun bulduğu iş belirlemişti. Şimdi sıra onları sabırla tek tek dolaşmaktaydı.

İlk önce Karaköyde’ki tünelin yakınında bir sokak içinde asansör satan bir firmaya gitti. Kapıyı vurup girdiği zaman 45 yaşlarında olduğunu tahmin ettiği, esmer, bıyıklı bir adamın kendisi gibi iş için içeride beklediğini gördü. İçeriye şöyle bir göz attı. İki tane kırık sandalye, eskimiş bir koltuk, üzeri çiziklerle dolu bir masa, duvarda da en az on beş gün sonrası bile koparılmış olan bir takvim vardı. Masanın arkasında genç sayılabilecek bir adam, hareket ettikçe gıcırdayan bir koltuğa oturmuştu. Masaya fazla yaklaşmadan sordu:

-Gazetedeki iş ilanı için rahatsız etmiştim. Doğru yere geldim değil mi?

-Evet, ilanı biz verdik. Buyurun oturun, beyefendi ile konuştuktan sonra işimizi size de açıklarım. Beyefendi sizin en son göreviniz ne idi?

-Emekli subayım.

-Tamam, size işi anlatayım. Biz asansör satışı yapıyoruz, kabul ederseniz sizler de bu işte çalışacaksınız.

-Nasıl?

-Gideceksiniz bir inşaata asansör satacaksınız ve biz de size ona göre para vereceğiz. Bir kaç yöntem belirledik. Ya satış üzerinden binde üç prim alırsınız, ya da 500 lira maaşla çalışırsınız. Tercihi siz yapacaksınız. İş çok kolay.

-Ben kabul edemeyeceğim, izninizi rica edeceğim.

-Güle güle efendim. Siz de duydunuz değil mi şartlarımızı? Biz çok iyi ve sağlam bir firmayız. Burası aslında amcamın, bugün gelemedi. Onun için bu günlük ben bakıyorum. Kabul ettiyseniz size bir form doldurtalım. Adaylar arsından seçim yapınca biz daha sonra sizi arayacağız. Şu listeye de adresinizi eklerseniz.

Formu doldurdu. Yaklaşık yirmi kadar adresin bulunduğu listeye kendi adresini yazdı ve oradan ayrıldı.

**

İkinci olarak İstiklâl caddesi üzerindeki bir yayınevinin kapısındaydı. İçeri girdi:

-İyi günler efendim.

-Buyurun, iş için mi?

-Evet.

-Konuşalım. Bir hayli başvuru var. Biz bunların içinden bir kişi üzerinde karar vermek için uğraşıyoruz. Yayın işlerinden hoşlanır mısınız?

-Evet de ne tür bir iş olduğunu açıklar mısınız?

-Bakın şu yanımdaki masa sizin olacak. Yerine göre içeride yerine göre dışarıda çalışacaksınız. Yalnız bizim bir de işe girerken 5000 liralık bir teminat şartımız var. Onu verebilecek misiniz?

-Maalesef veremem.

-Öyleyse konuşmaya gerek de yok!

-Peki, bu teminata neden gerek görüyorsunuz? Bu kadar param hiç olmadı ki benim. Zaten param olsa iş neden arayayım ki?

-Kardeşim, şimdi bunu size izah edemem. Burası işyeri, boş laflarla zaman geçirecek değiliz! Hadi kardeşim, güle güle...

Bu kabaca kovulma moralini bozmuştu. Yine de kendisine yılmaması için telkinde bulunuyordu. Tünelle Karaköy’e geçti. Oradan bir dolmuşa binerek Bayazıt’a gitti. Ptt’nin üstünde dergi satışı yapan bir binaya girdi. Burada daha önce bir yerlerden gördüğünü zannettiği orta yaşlarda şişmanca bir adam vardı. Nereden görmüş olabileceğini, kendisini zorladıysa da çıkaramadı. Kendisine karşı çok nazik davranan bu adamın işini de kabul etmedi, çünkü siyasi nitelikli bir dergi pazarlıyorlardı ve satılabileceğinden de kuşkuluydu.

Diğer adreslere gitmeyi artık canı istemiyordu. Hiçbir işin tutulur bir yanı yoktu. Üzüntü içinde eve döndüğünde posta kutusunda kendisine gelen bir mektup buldu. Birden heyecanlandı, zarfı yırtarcasına açtı. On beş gün önce yazılı olarak baş vurduğu “Ayda 5000 lira kazanmak ister misiniz” başlıklı ilanı veren firmadan geliyordu. İlan çıktığı gün adres olarak sadece posta kutusu numarası belirten firma mektupta:

<ı>“Sayın....

<ı>Başvurunuz olumlu karşılanmıştır. Bizim sizi, sizin de firmamızı daha iyi tanıyabilmeniz ve anlaşabilmemiz için aşağıdaki tarih ve saatte Hilton Oteli’ndeki temsilcimiz bay Okan Bayeri ile görüşmek üzere teşrifinizi rica ederiz.

<ı>Not: Okan Bayeri’nin oda numarası 789’dur.” yazıyordu.

Sevindi. Hayaller kurup yorumlar yapmaya başladı. Bu firma yabancı olmalıydı. Yetkili elemanları Hilton’da kaldığına göre kesin yabancıydı. Herhalde büyük bir yabancı firma yetenekli genç elemanlar arıyordu.

Ertesi gün Karaköy’e geldi, dolmuş kahyasına hangi arabaların Hilton’un önünden geçtiklerini sordu. O da Kurtuluş’a gidenlerin geçtiğini söyledi. Hemen atladı dolmuşa, yolda birkaç kez inmek istediği yeri şoföre hatırlattı. Geldiklerinde şoför:

-Tamam ağabey, in! Hilton işte burası, dedi.

Ürkek adımlarla otelin bahçesinde ilerledi. Gözüne bir levha ilişti: ”Otelde kalmayanların bahçede gezmesi ve içeri girmesi yasaktır.” yazıyordu. Bu korkusunu artırdı.

Ya kendisini içeri sokmazlarsa! ”Üstüm başım iyi sayılır ama necisin, ne işin var burada diye sormazlar mı adama? Arabalara bak, çoğu Mercedes. İnen adamlar ellerini kollarını sallayarak içeriye giriyorlar. Bazı görevliler de onların eşyalarını taşıyorlar. Kapıdaki adam özel bir giysi giymiş. Eşya meşya taşımıyor, sadece orada dikiliyor, bir de müşteriler önünden geçerken hafifçe eğiliyor. Oğlum, hiç çaktırmadan ve de bozuntuya vermeden gir içeri. Tam sırası, adam bakmıyor da. Kapıya bak, dönüyor mu ne? Nasıl gireceğiz buradan, yavaşça iteleyeyim bakalım. Oldu işte. O da ne her tarafı halı döşeli içerisinin. Bu kadar büyük halılar nerede dokunmuş olmalı? Hiç çamurlanmaz mı bu güzelim halılar? Kirlenirse nasıl yıkanırlar acaba? Şurada “reception” yazıyor, yok yok şimdi sormayayım. Önce şurada biraz oturup heyecanımı yatıştırayım, boşuna endişelenmişim, baksana başı örtülü kadınlar bile var burada. O garson niye zil çalıyor, elinde de bir yazı tahtası var. Üzerinde Mr. Smith yazıyor. Ben şunu tanıyorum galiba. Ohoo, o bizim artist Muhterem Nur değil mi? Tam da benim karşıma oturmuş. Ya şu gelen? O da Yılmaz Köksal’a benziyor. Evet, evet o. Sakal bırakmış, ama eminim o. Tokalaşıp, öpüştüler. Konuşmaları duyuluyor:

-Beklettim mi şekerim?

-Zararı yok hayatım. Gidelim mi?

-Hayhay, emredersiniz.

Manzara enfes doğrusu. Burada insanın içi açılıyor. Bir hayli yabancı da var. Artık gidip sormalı, verdikleri randevu saati gelmek üzere. Ceketimizin düğmelerini ilikleyelim ve kibarca soralım:

-Affedersiniz, Okan Bayeri beyle görüşmek istiyorum.

-Mektubunuzu görebilir miyim?

Demek mektubu da biliyor.

-Buyurun.

-Hımm. Yedinci kat.

-Nereden gideceğim oraya, yani merdiven nerede?

-Sağda asansör var.”

Çekine çekine asansörün yanına kadar geldi. Bir türlü ne yapacağını kestiremiyordu. Üç yabancı geldi, bir düğmeye basıp bir müddet beklediler. Sonra kapı açılınca da asansöre bindiler. Bir an girip girmemede tereddüt etti, sonra kendini içeri attı. İçeridekiler ona bir şeyler soruyorlardı, çıkacağı katı sorduklarını tahmin etti. Eliyle yediyi gösterince onlar dört numaralı tuşa bastılar. Hareket ettiğinde asansör, ayaklarının yerden kesildiğini zannetti. Sanki uçarcasına yukarıya çıkıyordu. Yabancılar inince, yedi nolu tuşa bastı ve biraz sonra da kendini ineceği katta buldu. İleride bir kadın temizlik yapıyordu. Ona sordu:

-789 nolu oda neresi?

-Sol tarafta. Orada toplantı var galiba? Dün ve bu gün bir sürü gelen oldu.

Kapıyı vurup içeri girdiğinde içerisinin kalabalık olduğunu gördü. Genç bir görevli onu güler yüzle karşıladı, bir form doldurmasını istedi ve sırası gelince de Okan beyle görüştüreceğini söyledi.

Okan bey çok etkileyici ve ikna yeteneği güçlü bir adamdı. Konuşması ve hareketleriyle insanı kendisine hayran bırakıyordu. İşi anlattı. Hayat sigortası pazarlıyorlardı. Genç elemanları bu amaçla seçip on beş gün seminerde eğitip piyasaya süreceklerdi. Anlattıklarına bakılırsa sözü edilen miktar parayı kazanmak işten bile değildi. Çünkü sigorta ettiği kişilerin yatırdıkları paralardan yıllarca prim alabilecekti sigorta danışmanı. Hemen kabul etti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1072
Toplam yorum
: 217
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 863
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster