Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Aralık '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
457
 

Eleştiri

Eleştiri denilince ilk akla gelen bir kişinin, bir davranışın, bir söylemin, bir yazının,  yanlış veya eksik yönlerini dile getirmek gelir. Eleştiri özünde, eleştirilen şeyin doğru veya yanlış yönlerinin objektif bir şekilde değerlendirilmesidir. Ama nedense biz pozitif eleştiri yerine,  eleştiriyi hep negatif yönüyle kullanıyoruz. Genel olarak toplumda da böyle bir algı oluşmuş durumda. Doğru olanı, güzel olanı eleştirme gereğini duymayız. Hep, bir kişinin,bir davranışın,bir söylevin bir yazının, kötü yanlarını, olumsuz bir şekilde dile getiririz. Bunu da yaparken, genelde çok acımasızca davranırız.

İnsanoğlunun hamurunda mı var? Bilinmez özelliklede biz millet olarak eleştiri yapmaya adeta bayılırız.

“Ben olsam” diye başlarız söze konuya göre sporsa futbolcunun, teknik direktörün, yerel yönetimde belediye başkanının, siyasette parti liderinin yerine koyarız kendimizi. Ülke yönetiminde bakan olur, Başbakan olur hatta Cumhurbaşkanın yerinde oluruz. Kısacası kendimizi her zaman yaptıklarını beğenmediğimiz eksik bulduğumuz birilerinin yerine koyarız. Onların icraatlarını, söylev ve davranışlarını eleştiririz. Arkasından “ben olsam şöyle yapardım” diye görüş ve fikirlerimizi ortaya koyarız. 

Oturduğumuz apartman veya sitede seçilen yöneticinin yaptıklarını veya yapamadıklarını sürekli eleştirir, her zaman hoşnutsuzluğumuzu dile getiririz. Aylık ödentileri düzenli ödemeyiz ama sürekli bir hizmet bekleriz eksik gördüklerimizi ise eleştirmekten geri kalmayız.

Yılda bir defa yapılan ve toplu olarak yaşadığımız bina ve sitenin sorunlarının görüşüldüğü toplantılara kimimiz gitmeye dahi tenezzül etmeyiz. Gittiğimizde de istek ve eleştirilerimizi sıralarız. “Buyur kardeşim bu yılda sen bu görevi yap “ diye teklif edildiğinde ise, bahaneler üretilmeye başlanır. Ya iş durumu ya zaman mefhumu yâda ben anlamam gibi bahaneler ortaya sürülür. Kardeşim; lafa gelince teknik direktör olup futbol takımını yönetiyorsun, belediye başkanı olup ilçeyi, şehri yönetiyorsun, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olup ülkeyi yönetiyorsun da bir apartman veya site yönetimine gelince niye kıvırıyorsun?

Çevremizde tanıdığımız yâda tanımadığımız bir kişinin saç şekli, sakalı ve bıyığını eleştiririz.

Çevrede arkadaş komşu, sokaktaki karşılaşılan kişilerin, hatta televizyonda sanatçı, sunucuların kıyafet ve giyim tarzları eleştirilir, eleştirmekle kalınmaz, saç sakal bıyık ve kıyafetine göre insanlara bazen ahlaki boyutları aşan yakıştırmalar yapıldığını sıkça görmekteyiz.

Oysa o kişinin kendi zevki ve tercihidir, bizim beğenmememiz onu eleştirme hele hele hakaret etme hakkını bize vermez.

Birde sıkça karşılaştığımız bir eleştiri şekli, çocuklara konulan isimler üzerine yapılır. Kimi kişiler aile geleneği, aile büyüklerinin arzusu yâda hürmeten çocuklarına cinsiyetine göre anne veya babasının ismini koyar. Çevreden hemen eleştiri gelir. “ Ana-baba ismi koymanın zamanımı kaldı, çocuğa daha modern bir isim koysaydınız” yada Anne-baba ismini koymayana “ Ya ana-babanın ismini koysaydın da adlarını yaşatsaydın olmaz mı? Gibi, kişilerin her iki tercihte de eleştirilere maruz kaldığına şahit olmaktayız. 

Eleştirmek için çok bahane üretiriz, bunların ardı arkası kesilmez örnekleri ise saymakla bitmez.

Sosyal medya vasıtası ile günümüzde eleştirmek çok daha kolay hale geldi. Olayları, kişileri, davranışları her an her şeyi anında eleştirmek çok kolay. İnterneti olan, PC kullanması bilen herkes bir şeyler hakkında yazıp, çiziyor, yorum yapıyor. Bunun karşısında karşıt düşünceler durur mu? sosyal medyada adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Kim daha çok yorum ve paylaşım yapacak, kimin paylaşımı daha çok tıklanacak, beğeni alacak, Trend Topic’te üst sırayı alacak. Hani son yıllarda “Ağzı olan konuşuyor” diye bir söz pelesenk olmuştu ya dilimize. Deyim yerindeyse şimdi PC olan yazıyor, interneti vasıtasıyla paylaşıyor.

En acımasız, insanı aşağılayıcı ve hakarete varan eleştiriler ise maalesef siyaset alanında yapılıyor.

Parti liderleri, milletvekilleri, bakanlar, başbakan başta seçim dönemleri olmak üzere seçildikten sonrada gerek meclis gerekse bulundukları ortam ve mekânlarda birbirlerini acımasızca eleştiriyorlar.

Ülkeyi yöneten veya yönetmeye aday topluma önder ve örnek olması gerekenler maalesef toplumun gözleri önünde gerek televizyon ekranlarında, gerek miting alanları gibi benzer alanlarda rakiplerine ağza alınmayacak ithamlar, hakaretler ve ağır sözler sarf etmekten çekinmiyorlar.

Bu hafta sonu Türkiye de tarihinde ilk defa Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Adaylar bir aydır meydanlarda taraftar ve oy toplama telaşı içerisinde. Maalesef ülkenin en üst ve saygın makamına aday olanlar meydanlarda projeleri, yönetim tarzları gibi seçildikleri halde sergileyecekleri duruş ve politikalarını anlatmak yerine, rakiplerinin her cümlesinden bir eleştiri çıkarmaya ve çıkardıkları bu eleştiri malzemesini kişiyi küçük düşürmek, aşağılamak hatta hakaret etmeye kullandıklarına üzülerek şahit oluyoruz.

Eleştiriler mutlaka olacaktır. Ancak yapılan eleştiriler öncelikle seviyeli olmalı, uyarıcı, yönlendirici olmalıdır. Karşımızdaki kişilerin kişilik haklarına özel hayatına, izzet-i nefsine dokunacak, onu küçük düşürecek ve hakaret içerecek nitelikte olmamalıdır.

Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkalarına yapmamalıyız. Ve iğneyi önce kendimize, sonrasında çuvaldızı başkasına batırmamızın doğru olacağı kanaatindeyim.

İbrahim Halil SİPAHİ

31.12.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 100
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1332
Kayıt tarihi
: 12.08.14
 
 

Adana'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adana'da Yüksek öğrenimini Konya Selçuk Üniversitesi Eğiti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster