Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3915
 

Elif Şafak'ın "İskender"i "İntihal" mi?

Elif Şafak'ın "İskender"i "İntihal" mi?
 

Bir türlü ısınamadığım, kitaplarını okurken üzerime bir ağırlık çöken yazarlar var/dır. Bu yazarları, çoğu kez, zevk almak için değil de, satır aralarında işime yarayacak bir “şey”ler bulur muyum diye okurum, doğrusu, tümüyle de okuyamam.  

Adı ünlüye çıkartılan, yurtdışında “ödül”le ödüllendirilen kimi yazarların anlatımı bana, Türkçe’nin tadını bilmeyen bir çevirmenin kaleminden çıkmış izlenimi verir. Böyle olunca da, kitap elime geçti mi, buna önyargı da diyebilirsiniz, ödev olduğu için okumak zorunda kalan, okumadan uzak öğrenci konumunda görürüm kendimi.  

Elif Şafak da, okurken o kadar zevk alamadığım yazarlardan biridir. Son kitabı “İskender”, piyasa 200 binle çıkıyorsa, sayıya bakarak kitabın “büyüklük”üğünden söz edecekler, kuşkusuz, size katılmayacaklardır.  

Okuyan, bir romanda kendince bir “şey”ler arıyor bulamıyor, okumadan bir “zevk” alamıyorsa, bunda eleştirilecek bir yan olmasa gerek.  

*****  

Elif Şafak’ın son çıkan kitabı “İskender”i okumaya başladım, sıkıldım, sayfaları rastgele karıştırdım; aralıklarla okudum. Beni o kadar sarmadı. Hele, kimi bölümler, elyazısıyla, okuyabilirsen oku!  

Sonra okudum ki, İskender’de “intihal” var/mış!  

“İntihal”, Türkçe deyişle, “aşırma”, “çalıntı”...  

Fikir Mahsulleri Ofisi'nde yer alan bir yazı (Elif Şafak'ın yeni romanı biraz fazla "tanıdık"), okumakta sıkıntı çektiğim “İskender”e “tanıdık” derken “intihal”e gönderme yapıyor/du. Yazıya göre, İngiliz yazar Zadie Smith’in, “İnci Gibi Dişler” başlığıyla 2001’de Türkçe yayımlanan “White Teeth” ile benzerliği, esinlenmenin ötesinde.  

*****  

Karşılaştırmaların saptadığı “benzerlik”ler, sizi “intihal”e götürüyor.  

Smith’in romanındaki aileyi “Toprak ailesi”ne dönüştürme: 

“İngiltere’ye göçen ve Brick Lane ya da Lavender Street gibi yerlerde yaşayan Müslümanların deneyimlerinde benzerlikler olmasından daha doğal bir şey yok, ancak Smith’in romanındaki Jones, Bowden ve İkbal aileleri birbirine karışıp Şafak’ın Toprak ailesini oluşturmuş” 

“İkiz”lerden birinin acı çekmesi, uzaklarda olanı nasıl etkilemesinden her iki yazar da yararlanıyor:

“Smith’in Macit’le Millat’ı dünyanın iki farklı ucunda aynı anda ölüm tehlikeleri atlatıyorlarsa, Şafak’ın da Pembe’si kuduz iğnesi olurken Cemile’sinin canı yanıyor.”

Şafak’ın Esma’sı Smith’in Irie’si birbirlerine ne de benziyor:

“Şafak’ın Esma’sı, boyundan büyük aklı, uzun dili, gözü pekliği ve ataerkil ailenin çapına büyük gelen entelektüel, feminist kızı halleriyle Smith’in Irie’sine çok benziyor.”

Esma ile İrie’nin görüntüsü, “ne”leri dert edinmeleri:

“Hem Irie hem de Esma kitapların ilgili yerlerinde bol pantolonları ve renkli üstleriyle benzer şekilde tasvir ediliyor. Esma’nın bedenine kafayı takıp kendisini banyoya kilitleyerek ayna karşısında kendisini süzdüğü uzun dakikalar da Irie’nin şişmanlığını ve Afro saçlarını kendine dert edindiği zamanlarda aynaya bakıp “Neden daha güzel değilim?” diye düşündüğü saatleri hatırlatıyor. Dahası her şeyin sonunda bütün arbedelerden en sağ salim çıkıp, en düzenli hayatları kuranlar da Irie ve Esma elbette.”

İskender ile Millat göze çarpan benzer “tip”ler:

“İskender ise tam bir Millat. İkisi de doğal birer karizma, arkadaşlarının arasında doğal birer lider, yakışıklılıklarıyla göz dolduran, dikkat çekici tipler olarak tasvir ediliyor.”

İskender ile Millat, kendi dillerine yabancı:

“Hem İskender hem de Millat İngiliz kızlarla takılıyor ama aileleri bu durumu pek hoş karşılamıyor. İkisi de yerli mi, göçmen mi nereli olduğuna bir türlü karar veremiyor. Bangladeş asıllı Millat anadilini ve arkadaşlarının ana dillerinin argo kelimelerini komik bir Cockney aksanlı İngilizceyle birleştirdiği tuhaf bir dil konuşurken, İskender de yetersiz Türkçe kelime dağarcığının yanına, Cockney İngilizcesini katıyor.”

Çocuklar benzer de babalar benzemez mi? 

“Baba Adem Toprak da mutsuz evliliği ve yanlış gönül maceralarıyla bir hayli Samet İkbal gibi sanki. Toprakların yan evinde yaşayan komün de Clara ve Archie'nin tanıştığı işgal evindeki Petronia, Wan-Si, Clive, Leo ve diğerlerinden oluşan grubun biraz daha punk hali olsa gerek.”

Pencere önü hayallerini anlatan satırların karşılaştırılması:

“Bodrum katında bulunan ve her yağmur yağdığında su basan evlerinin pencerelerinin önüne oturup geçenlerin ayaklarına bakarak hikaye yazma oyunu”nda da benzerlik gözden kaçmıyor. Oyunu “...hem Irie’nin annesi Clara hem de Esma-İskender-Pembe üçlüsü tarafından keyifle oynanıyor.”

Adı geçen bölüm, her iki romanda nasıl yer alıyor?

“Bowden’ın oturma odası yolun altında kalıyordu ve pencerelerinde parmaklıklar vardı, bu yüzden bütün görüntüler kısmiydi. Clara genelde ayaklar, tekerlekler, egzoz boruları ve sallanan şemsiyeler görürdü. Böyle anlık görüntüler çok şey anlatırdı: Canlı bir hayal gücü, yıpranmış bir dantelden, yamalı bir çoraptan, yere yakın sallanan ve daha iyi günler görmüş bir çantadan bir sürü duygulu öykü çıkarabilirdi.” (İnci Gibi Dişler, s. 30, Everest Yayınları)

“Oturma odasındaki halının üstünde bağdaş kurup oturur, tavana yakın küçük pencerelere bakardı ağzı açık. Dışarıda sağa sola akıp duran çılgın bir bacak trafiği olurdu. İşe giden, alışverişten dönen ya da yürüyüş yapan yayalar. (…) “Gelip geçenlerin ayaklarına bakıp onların hayatlarını tahmin etmeye çalışmak en sevdikleri oyunlardandı – üç kişiyle oynanan bir oyun: Esma, İskender ve Pembe. Mesela topuklarını takırdatarak, çevik ve acele adımlarla yürüyen, bilekten düzgünce bağlanmış parlak bir çift stiletto gördüler diyelim. ‘Galiba nişanlısıyla buluşmaya gidiyor’ derdi Pembe, bir hikaye uyduruverirdi. İskender de iyiydi bu oyunda. Yıpranmış, kirli bir çift mokasen görür, başlardı ayakkabıların sahibinin nasıl aylardır işsiz olduğunu, şimdi de köşedeki bankayı soymaya gittiğini anlatmaya.” (İskender, s. 135, Doğan Kitap)

*****  

“İnci Gibi Dişler”in çevirmeni Mefkure Bayatlı, Elif Şafak’ın, Zadie’nin kitabının şablon aldığı, aileyi Türk yaparak bir kitap yazdığı iddiasında. Ayrıca, Elif Şafak’ın “esinlenme”nin ötesine geçtiğini, “uyarlama” yaptığını söylüyor ve ekliyor:

“Hiç şaşırmadım. dünya edebiyatını bir tek onlar takip ediyor, kimse bilmiyor diye düşünüyorlar. Ama Türkiye’de edebiyattaki başka kitaplardan etkilenmeleri, yapılan intihalleri araştıran ve bilen insanlar var.”

Dünya edebiyatını bilenler, Türk edebiyatında olup biteni okurlarına aktarıyorlar. “İskender”le ilgili söylenenler de, bilgilendirmenin gereği.

Elif Şafak ne diyor bu işe?

“Suçlamaları ciddiye almıyorum. Bu kitapta alın terim ve hayal gücüm var, okurum beni bilir.”

*****  

“İskender”, daha dün çıktı piyasaya.

Bakalım, piyasaya başka “ne”ler çıkacak?


TURGUT ÇELİK/ Mersin (Geçici olarak İstanbul)
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tekelci medya yazarını yaratıyor. Günün uyutma, uyuşturma politikalarına uygun olarak tema şipariş ediliyor ya da yazar modayı izleyip ona göre yazıyor. Görevli eleştirmenler tanıtımı yapıyor. Bilboardlar, Tv Tv dolaşmalar derken satış patlatılıyor. Kim kârlı çıkıyor bu işten? Kaleminize sağlık. Dostlukla...

Vildan Sevil 
 22.08.2011 0:14
Cevap :
Değerli Branştaşım... Dediklerinize katılıyorum. "Tekelci medya", sermaye, kendi yazarı yarattı; elindeki olanakları bu yolda kullanıyor. Edebiyat/ sanat dergileri öyle... İki kapak arasındaki kâğıt tomarlara, ne yazık ki, "eser" diye sunuluyor. .Saygılar, selamlar.  23.08.2011 12:24
 

Benim kısa öykülerimi intihal eden Asım YILDIRIM, Yusuf Özkan Özburun, TRT'den Sabiha Akdemir gibi kişiler sanırım bu modanın takipçisi oldu çıktı. Yapanın yanına kar kalıyor maalesef.

Şair-Yazar: Ahmet Ünal ÇAM 
 12.08.2011 17:39
Cevap :
Ahmet Bey... Öykülerinizi "çalanları" ad vererek ilan ettiğiniz için benden onlara kocaman bir "yuh"... İletişim çağı, bilgiyi daha çabuk ulaştırmaya başladı. Demek ki, "çalma"lar da bu "çabukluk"a uygun. Siz farkına varmışsınız, kim bilir kimin "ürün"lerini de kimler çalıyordur. Saygılar, selamlar.  13.08.2011 8:55
 

Uzun yazmışım, bir bakıma, mider dışına çıkmışım. Bende kalanı da gönderiyorum: İşte, dil ve anlatımı “kuru” romanlar, başkaları beğense de, bizi sarmaz. Saygılar, selamlar.

TURGUT ÇELİK 
 08.08.2011 11:02
 

Nasıl Elif Şafak promosyonu mütevazilik perdesi altında gözümüze sokacak kadar abartıyorsa, intihal suçlaması da bence bir o kadar abartı. Birincisi karşılaştırılan şablon çok tanıdık eminim birden fazla kitapta ve başka ülkeler için geçerlidir. İkincisi kitaplardan yapılan alıntı intihal suçlamasının ne kadar zorlama olduğunun kanıtı gibi. Bodrum katından görülen insan ayakları manzarası birçok yerde işlenmiş evrensel denebilecek bir öğe. Mesela ilk aklıma gelen Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz romanında da vardı. Bence eğer tartışılacaksa asıl sorun Mahrem gibi Türk edebiyatının en özgün romanlarından birinin yazarının temcit pilavına dönmüş klişe bir konuyu seçmesi. Ki okumadığım için de yorum yapmak istemem belki çok değişik ele almıştır?

nese coskun 
 08.08.2011 2:15
Cevap :
Neşe Hanım. Doğru, "her şeyi abartıyoruz"... "Piyasa yazarları" için, piyasa kuralları geçerli olduğu için, "abartma" da olağan olsa gerek. "İntihal", bizi "yazınsallık"a, "dil ve anlatım"a taşıdı. Saygılar, selamlar.  08.08.2011 12:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2459
Toplam yorum
: 2830
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2182
Kayıt tarihi
: 10.11.08
 
 

İspir, hem doğum yerim, hem memleketim. Emekli Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Dil ve Tarih-..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster