Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
700
 

Elimde pimi çekilmiş bomba, kırmızı hatlar arasındayım. Demokrasi arıyorum!

Elimde pimi çekilmiş bomba, kırmızı hatlar arasındayım. Demokrasi arıyorum!
 

KIRMIZI HATLARIN ORTASINDAYIM


Gerçekleri inkar ederek, gerçekleri halktan saklayarak demokratik açılım gerçekleşemez. Irkçı duygular körüklenerek, şehitler üzerinden prim yapılarak demokratik açılım yapılamaz. Hukuk dışı tüm davranışlar cezalandırılmalı, hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Suç işleyenler mutlaka adalet önünde hesap vermeli. Konumu, statüsü ne olursa olsun hiç kimseye ayrıcalık tanınmamalıdır. Suçlular korunmamalı, ayrım yapılmamalıdır. Bazı kurumlar tabu olmaktan çıkarılmalı şeffaflık sağlanmalıdır. Tartışılmaz, konuşulmaz, dokunulamazlara dokunulmalı, her şey tartışılmalı. Tartışmaktan korkulmamalı. Tartışmalar özgür bir ortamda korkusuzca yapılmalıdır. Kırmızı hatları çizilmiş, elinde pimi çekilmiş bomba ile tartışma yapılamaz. Demokratik ve adaletli bir ülkede yaşamak istiyorsak; tabular yıkma zamanı. Kahramanlık türkülerinin modası geçti. Sevgi ve kardeşlik türkülerine gereksinim var. Şimdi barışa koşma zamanı. Sizlerden tüm duygusallıktan arınmış bir ruhla aşağıdaki yazıyı okumanızı istiyorum. Sonra vicdanınızı elinize alıp aklınızı başınıza toplayıp bir kez daha düşünün!… Ve BARIŞ’a gülümseyin… Demokratik bir ANAYASA İÇİN ...

"Bombanın pimi

İkide bir kimileri tarafından yapılan anketlerde ülkenin en güvenilir kurumu seçilen TSK tarafından bu toplumun eline pimi çekilmiş bir bomba tutturulmuş.
Oradan oraya koşuyor, daralan vaktimizi, tükenen mecalimizi her solukta hissederek aman dileniyoruz.

Yaşamamızı istedikleri hayat budur.

Ölümümüzü bize yaşatmak istiyorlar. Soluk soluğa çırpınarak; kaçınılmaz sona her an daha da yaklaştığımızı bilerek; yalvararak; yeterince asker, yeterince erkek, yeterince kahraman, yeterince milliyetçi, yeterince savaşçı olamadığımız için eteklerine yüz sürüp ağlayarak ölümümüzü yaşayalım.

Dört gencecik delikanlı, askerlikten ruhu ve beyni paramparça olmuş bir teğmen tarafından katledildi. Teğmen, nöbette uyuklarken yakaladığı, terhisine 75 günü kalmış bir şehidin eline bir bomba tutuşturup pimini de çekmiş. Mandaldan elini çekersen patlar deyip onu ölümüyle baş başa bırakmış. Tanıklar anlatıyor: “İbrahim teğmenden pimi vermesini istedi. '75 günüm kaldı, beni öldüreceksiniz' dedi. Mehmet Teğmen mevzisine gitmesini, zamanı gelince pimi takacağını söyledi. İbrahim daha sonra tekrar teğmenin yanına gitti, pimi istedi. Teğmen yine vermedi, beş on dakika sonra patlama oldu.”

Teğmen de marifetini inkâr etmiyor.

Pekiyi kıyamet koptu mu?

Hayır. Çünkü bu toplum, siyasetçisinden manavına, gazetecisinden profesörüne kadar elinde pimi çekilmiş bir bombayla yaşamaya mahkûm edildiğini gayet iyi biliyor. Şaşıracak bir şey yok.

Hem, TSK’yı yıpratmanın da alemi yok hani.

Hâlâ Bakanlık marifetiyle yazan çizene dava açıyorlar zaten.

Vatan hainleri, iç ve dış mihraklar iş başında. Pimi istemek yasak.

O bombayı elimizde öylece tutmamız gerekiyor.

Katledilenlerden Ali Osman Altın’ın cenazesinde Silahlı Kuvvetler adına Üsteğmen Murat Basten nasıl bir konuşma yapıyor dersiniz: “Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmeye ve parçalamaya kimsenin gücün yetmeyecektir. Buna heveslenenler tarih bilgisinden yoksun gafil ve hainlerdir. Kahraman şehidimizin kahraman ailesi acınızı sizlerle paylaşıyoruz. Biliniz ki o artık büyük Türk milletinin bağrında ve ay yıldızlı bayrağın gölgesinde rütbelerin en kutsal ve en şereflisi olan şehitlik mertebesinde ebediyete kadar yaşayacaktır.”

Ey şerefli üsteğmen, ebediyete kadar sen yaşa. Bu çocuklar gençliklerini bile yaşayamadan militarizm tarafından katledildi.

Onlara bu vahşi cezayı reva gören teğmen, besbelli iyi yetiştirilmiş, şanlı bir askerdi.

Gafillerle hainlere karşı son derece uyanıktı. Uyuyana tahammülü yoktu.
MGK’nın ‘Açılım’ konusunda destek bildirmesi sonrası kendini iyice kaybeden gönüllü çavuş Baykal’ı Orgeneral Başbuğ sevindirecekti. Ordunun kırmızı çizgilerini boynumuza dolayıverdi: Bombanın mandalını sakın bırakayım demeyin. Topluca havaya uçarsınız.

Aynı Başbuğ, aynı ekşi suratıyla kendisine bu ölümleri soranları azarlıyordu.
Elbette talimat vermeye alışkın olanlar malumat vermeye hiç yanaşmazlar.

Taraf olmasa

Taraf gazetesi, elbette bu toplumun bu dönemde üretebildiği en hayırlı oluşumlardan biridir.

Bir başka habere de elimizde patlayıverdi.

Çukurca’da altı askerin ölümüne, sekiz askerin yaralanmasına neden olan mayınları da bildik yalanlarla PKK’nın üstüne yıkıp şanını koruyan askerimizin döşettiği iddia ediliyor.

Yine cızırtılı bir kayda düşmüş rütbeli konuşmaları ulaştı elimize.

Hiçbir yazarın, hiçbir senaristin, hiçbir yaratıcının kurgulayamayacağı kadar gerçek diyaloglar karşısında kimileri hâlâ TSK’yı yıpratmaya çalışanların oyunundan dem vuruyor.

Ama TSK yine bize bir açıklamada bulunmayı çok görüyor.
TSK şehidi gençlerin ailelerine Taraf gazetesinin yalancılığını hatırlatıyorlar hiç hicap duymadan.

Oysa TSK, ailelere ve kamuoyuna sürekli yalan söylüyor.

El bombası cinayetinin kaza olduğu duyuruluyor.

Mayınların PKK tarafından döşenmiş olduğu geçiyor kayıtlara.

Yıllar boyunca JİTEM’i, askeri cezaevlerindeki işkenceyi, köylülere bok yedirilmesini, envai çeşit vahşeti örtbas ettikleri gibi bu çocukların ölümünü de düşmanın üstüne yıkıyorlar.

Vali, kendisine kaza bilgisinin Elazığ Kolordu Komutanlığı’nca verildiğini söylüyor.
Ses kayıtlarına göre, Çukurca patlamasıyla ilgili gerçekleri bilenlerin Hakkari Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya (G.K.) ve Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Zeki Es (Z.E.) olduğu, Tabur Komutanı Yarbay Taner'in (T.) olayı ‘PKK saldırısı’ olarak rapor ettiği, Zeki Es'in bundan haberdar olduğu iddia ediliyor.

Bu iddialar çıkalı kaç gün geçti. TSK’dan hâlâ bir açıklama yapılmadı.

Baykal ve Bahçeli, durmadan savaş ilan ediyor. Orduyu kışkırtmaya çalışıyor.
Onların muhalefetine kalmış bir memleket olarak bize de pim için yalvarmak kalıyor.

AKP’den çıt çıkmıyor.

Yalnız DTP Milletvekili Şerafettin Halis’in, Başbakan’a yönelttiği, hepimizin cevabını merak ettiği şu sorular var:

“1. Son 20 yıl içinde kaza olarak kayda geçen bomba ya da patlayıcı sonucu kaç asker yaşamını yitirmiştir?

2. Son 20 yıl içinde intihar ettiği iddiasıyla kaç asker yaşamını yitirmiştir?

3. Kaza ve intihar sonucu yaşamını yitiren askerlerden kaçının ailesi yargıya başvurmuştur? Yargısal süreç nasıl sonuçlanmıştır?

4. Kaza ya da intihar sonucu yaşamlarını yitiren askerlerin illere (doğum yerleri) göre dağılımı nasıldır?”

Bu soruları hep birlikte, yüksek sesle sormak zorundayız.

Bunca yoksul çocuk şahadet mertebesine nasıl ulaşıyor?

Ordu, siyaset yapacağına orduluğunu bilip, kendisine emanet edilen çocukların hayatını korumak zorunda değil mi?

Neden kimse, ama kimse ordudan hesap soramıyor?

Oysa bombanın pimi kendi elimizde. O pimi takıp, kendi ölümümüzü naklen izlemekten kurtulabiliriz. Hesap sorulması gerekenlerden hesap sorarak.

Gençlerimizin canını emanet ettiğimiz kuruma haddini bildirerek.

Kırmızı çizgilerle etrafımıza çizdikleri ölüm çemberini kırarak.

Bize kaybettiğimiz canlar hakkında bir açıklamada bulunmaya tenezzül etmeyen Orgeneral Başbuğ ve diğer yüksek rütbeliler, topluca Evren’i hastanede ziyarete gitti.

Mustafa Muğlalı Kışlası hâlâ orada, merhumun katlettiklerinin torunlarının bağrında dikili duruyor.

Kimden el aldıklarını biliyorlar. "(YILDIRIM TÜRKER) Radikal gazetesi 31.08.2009

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetayArsiv&ArticleID=1133824&AuthorID=75&b=Dogukana bulaninca... &a=NaN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hatası olanlar, suçu olanlar, hangi konumda kim olurlarsa olsunlar adilce yargılanmalı ve gerektiğinde cezalarını çekmeliler.. Başka türlü, gerçeklerin üzerleri örtülerek, masallarla uyuyarak nasıl gelişeceğiz, nasıl ilerleyeceğiz, barışı nasıl sağlayacağız.. Kaleminize sağlık, sevgilerimle.

Mor Okyanus 
 07.09.2009 14:21
 

sesimiz bir, sözümüz bir, yolumuz bir, insanca ve hakkıyla yaşamak...

Nuray Ors 
 05.09.2009 20:56
Cevap :
Kavgamız daha adil bir dünyada insanların mutlu ve refah içinde yaşaması için. İşte Dilo bizlerin ortak noktası HÜmanist olmamız. Samimi olmamız. Yürek dolusu sevgiler.  05.09.2009 21:11
 

nur topu gibi 100 bin yankimiz olacak yakinda. Herkese hayirli ugurlu olsun diyorum. Gelen ilk yankiye "aloha" deyip cicek takmaliyiz boynuna. Pardon, bir demet acilim desem daha dogru.Demokratik(Kürt) aciliminin bu zaman denk getirilmesinin gayesi umarim simdi daha cok netlesmistir. Birde meclis tatildeyken 1 günlügüne toplanan meclis acaba hangi kanunu cikardi, herkesten habersiz. Neyse ben bos verdim zaten elle tutulacak hic bir kavram kalmamis benim ülkemde. Bütün kavramlarin ici bosaltilmis ve yozlastirilmis. Yankilere selam, eski tas eski hamam uykuya devam.

Utku Aksu 
 03.09.2009 1:39
 

Elimizi atiyoruz ama oradada degil peki nerde...Kime guvenilecek bilemiyoruz hergun bir hancerliyen cikiyor,Hos goru nerde kim nerde nasil kaybettigini bile bilemiyor...

sekerpinari 
 01.09.2009 0:05
Cevap :
Toplum olarak güven duygumuz zayıf.Çünkü Hukuk işlemiyor. Hukuk işlemeyince hukuk adına birtakım oluşumlar hukuğun işlevini üstleniyor. Birde şeffaflık yok. Her yapılanlara kuşku ile yaklaşıyoruz. Haklı olarak tabiki. Çünkü demokratik Hukuk devleti olamadık daha.  05.09.2009 21:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1772
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1778
Kayıt tarihi
: 27.09.06
 
 

Evli bir kız çocuğu babasıyım. Yüksekokul mezunuyum. Bir kamu kurumunda çalışıyorum.16.03.2017 ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster