Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
7050
 

ELİZABETH I

ELİZABETH I
 

İngiltere’yi ‘’krallık’’tan, ‘’imparatorluk’’a taşıyan hükümdar olduğu söylenir, 1.Elizabeth’in... Bunu başaranın bir kadın olması ise, Elizabeth’in hayatını öğrenenler için son derece ironiktir. Şöyle ki :

Babası 8. Henry, ‘’veliaht’' bir oğlan çocuğu için kaç eşini baltaya yollamış!...Yine de heyhat!... geriye kalan kızlarından, saltanat, Elizabeth’e nasip olmuş. O da almış yürümüş; ne yazık, babası bunlara şahit olamamış; bu da O’nun aldığı cezaydı, zahir… o kadar kötülükten sonra!

Elizabeth’in olgunluk dönemini yorumlayan bir film, bugünlerde gösterimde: ‘’Elizabeth: Altın Çağ’’.
Kendine has bir sinema dili ile, yarattığı atmosfer, hem fantastik, hem de gerçekçi olan bu seyirlik üzerine değil, söylemek istediklerim…

Son birkaç yılda tesadüfen biraraya gelen dizi ve filmlerde, bu kraliçe ve ebeveynleri hakkında epey bilgilendim ve çok ilginç buluyorum:

İlk izlediğim, 8. Henry’nin odakta olduğu eski bir yapımdı. Başrolde Richard Burton’ın oynadığı filmi tv de izlemiştim. Orada Anne Boleyn’in, yani ikinci karısının başını kestirerek öldüren bu adamın, bu ''hatun''la evlenebilmek uğruna bir mezhep kurduğunu öğrendim. Evet, Britanya’nın bugünkü protestanlığı o zamandan kalmaydı; Katolikmiş ondan evvel; inanç bakımından Papalık’a bağlıymış. 8.Henry ve Anne Boleyn’in hikayesini (I.Elizabeth’in anne ve babası) şu sıralar yayımlanan ‘’The Tudors’’ isimli dizide daha detaylı öğreniyoruz:
Henry’nin ilk eşi bir İspanyol prensesi. Kendisinden önce ağabeyi ile evliyken, ağabey ölünce kardeşine nikahlıyorlar gelini (…ne tuhaf hiç yabancı değil bu öykü bize, değil mi?) İspanyol ‘’Kraliçe’’ birkaç doğum yapıyor. Doğumlar ya kız oluyor veya ölüyor. Sonuncu kızı yaşıyor. Ama çapkın kocası, bu arada pek çok başka kadınla da birlikte... Hatta resmi metresleri bile var. Metresinden oğlu da olmuş, ama resmen veliaht olamamış, gayrimeşru olduğu için… Bunlar doğal karşılanıyor. Bu ‘’doğallık(!)’’ Anne Boleyn ile bozulmuş. Kralın son metresinin kız kardeşi olan bu genç kız, kralı çok etkilemiş. Genç kıza ‘’resmi metres’’i olmasını teklif ediyor. Bunu kabul etmeyen akıllı ve güzel kız, soylu ve birtakım menfaat emelleri olan ailesinin de telkinleriyle, ‘’beraberlik’’ için tek bir şart koşuyor:

Resmi Nikah…!

Bu ‘’şart’’ olaylar dizisini başlatıyor; sonuç, yeni bir hıristiyan mezhep kurulmasına kadar varıyor…

Papalık, Kral’ın ‘’İspanyol kraliçe’’den resmen boşanmasına izin vermiyor. O zamanlar, İspanya, en güçlü ülkelerden birisi ve Papa’ya bağlı… Henry’nin bütün çabaları ve seferber ettiği tüm maiyetine rağmen muradı gerçekleşmiyor. O yıllarda yayılmakta olan Martin Luther öğretisi imdadına yetişiyor. Ruhban sınıfın yol göstericiliğini reddeden bu yeni oluşum, ruhban sınıf ve kiliseyi ‘’protesto’’ ettiği için ‘’Protestanlık’’ diye isimlendiriliyor. Bu ''reddediş!'', Kraliçe’yi boşayamayan Kral’ın pek işine geliyor. O’ da buna paralel bir reddediş başlatıyor ülkesinde… Buraya kadar olan hikaye, ‘’The Tudors’’ da anlatılıyor. Dizinin devamında olayların şöyle devam etmesi gerek (öğrendiğim kadarıyla):

Yeni inancı çerçevesinde ‘’İspanyol’’u boşayıp, Anne Boleyn ile evlenmiş. Bu arada, Kral’ı daha da teşvik etmek amacıyla, Anne, kendisiyle evlendiği taktirde çok istediği ‘’oğlan çocuğu’’ nu doğurmaya söz vermiştir.
İlk hamileliği bu beklentiyle geçiyor ve yine heyhat….! ‘’Beklenen veliaht’’ oğlanın ablası dünyaya geliyor, ‘’kendisi’’ ise nafile…
Sonraki düşük ve doğumların hepsi de kız oluyor. Bu arada artık sıkılan Henry, gönlünü başka güzellerle eylemeye başlamış ….ve beklenen oluyor; ‘’etme bulma dünyası’’ hükmünü icra ediyor:
İspanyol Kraliçe’ye ettiği, kendi başına da gelir Anne Boleyn’in… Kral ondan da boşanmaya ve yeni gözdesiyle evlenmeye niyetlenir. Kurulacak ‘’daha yeni bir mezhep(!)’’ kalmadığı için, o günün koşullarında, Anne’in kendiliğinden ayrılmasını istiyor. Tabii ki Anne, bunu kabul etmez. Bundan sonrası, geleceğin en büyük hükümdarlarından olacak, kızı Elizabeth’in yolunu açan, ama kendi başını yiyen gelişmelerle devam ediyor.

Kral karısından resmi bir şekilde ayrılabilmesini sağlayacak tek koşul olan, ihanet suçlamasını devreye sokuyor. Tüm inkarlara rağmen, karısının eve (saraya) gelen piyano hocasıyla ilişkisini öne sürüyor. Bu durum, direkt boşanmaya neden olabilecekken, Anne bunu kabullenmiyor. Zindana atılıyor. Anne Boleyn kendisine sunulan ikilemden, kızının geleceği adına, hayatına son verecek olanı seçer: Ya ''ihaneti!'' kabul edip boşanacak, bu takdirde kızı artık veliaht olmayacak; ya da kralın ‘’hain eşi’’ olarak başı kesilecek ve kızı da veliaht olarak kalacak… Tüm ısrarlara rağmen ikinciyi tercih ediyor. Acımasız kocası, başını kestirerek bu güzel kadını öldürüyor. Ama işte ilahi adalet… var! 8. Henry’nin veliahtı olacak bir oğlu hiç olmuyor. Geriye iki kız kalıyor. Birisi İspanyol Kraliçe’den olanı, diğeri Elizabeth I…

8.Henry öldükten sonra birtakım kulisler ve karışıklıklar sonucu Elizabeth, daha çok genç iken, Kraliçe oluyor. Aslında maiyetin maksadı, genç kraliçeyi bir çeşit ‘’kukla’’ yapıp, yönetimi kendi ellerinde tutmak… ‘’Elizabeth’’ isimli filmde bu süreç anlatılmıştı. Dirayeti ile hükümranlığı gerçek manada ele alan bu ‘’muhteşem kadın’’, her zaman ‘’Bakire Kraliçe’’ olarak anılıyor. Bakire kaldığı takdirde bir azize muamelesi görecek ve yönetimi gerçek manada elinde tutabileceği için; aşık da olmasına rağmen, hiç evlenmiyor. ‘’Elizabeth: Altın Çağ’’ isimli filmde olgunluk dönemi işleniyor. Kendisini ülkesiyle evli gören Kraliçe’yi, İki filmde de Cate Blanchett canlandırdı. Son zamanların en büyük sinema yıldızlarından olan Blanchett, hem kendisine hem de Kraliçeye yine hayran bıraktırıyor. Ayrıca, kendisini bir çeşit ‘’kutsal’’lık mertebesinde gören bu hatunun, ‘’ölümlü’’lüğün ikilemiyle baş etmeye çalıştığı son dönemini de anlatan bir film çekecekmiş, yönetmen… Bekliyoruz…

Kraliçe’nin 45 Yıllık iktidarı, bu gün hala en görkemli temaşa ürünlerine de konu oluyor. Ülkesinin konumu ise hepimizin malumu...
Acaba, Osmanlı’da da böyle bir ''hatun'' iktidara gelebilseydi….? diye çooook hayalperest bir soru da…..sorulsa mı?

Güncelleme Notu:
Bu konu ilginizi çektiyse eğer, Osmanlı ile de o zamanki irtibatları merak ediyorsanız, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Soner Yalçın'ın 9 Aralık 2007 tarihli yazısına da bir göz atmanızı öneririm. Blogumun yayınından önce okusaydım, buraya ekleyecek pek çok bilgiyi de edinmiş olurdum. Enteresan bilgiler var çünkü...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehlika Hanım, Stefan Zweig'ın Mary Stuart adlı biyografik romanı 1942'de Asude Zeybekoğlu tarafından çevrilmiş ve İstanbul'da yayınlanmış. Tabi bu arada Mary Stuart ile Elizabeth I üvey kardeşler. İyi yıllar.. Fehmi Diinçer

Fehmi Dinçer 
 02.01.2008 21:34
Cevap :
Evet, işte bayağı eski tarihli bir çeviri varmış. Yayımda bulursak edinir, okuruz. Mary Stuart hakkında detaylı bir belgeseli daha çok yenilerde History Channell verdi. O'nun hakkındaki bilgileri oradan aldım. Ayrıca ''Elizabeth;Altın Çağ'' isimli, bloguma da konu olan filmde önemli bir pasaj olarak M.S. den de bahis vardı. O da baskın, ama şanssız bir figür imiş... CNBC-E de ''The Tudors'' isimli dizinin yeni sezonunun yayımlanmasını bekliyorum. Kaçırdıysanız, tavsiye ederim. Ben de yeni yılınızı kutlarım. Teşekkürler....  06.01.2008 17:24
 

Elizabeth I'in en önemli yanı Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri ilk başlatan ve uzun dönemde Osmanlının tarihten yok oluşuna kadar sürecek olan (hatta günümüzde devam eden) İngiliz politikalarını oluşturan bir kraliçe olması, Portekiz ve İspanya'yı iktisadi anlamda tarih sahnesinden silen daha doğrusu Amerika'yı yağmalayanları merkantilist iktisat politikasıyla yağmalayan stratejinin mimarı olması açısından "dünyanın kaderini" değiştiren kraliçe demek abartma sayılamaz. Bu aradada kardeşi Mary Stuart'ı da tarihten silmesi "Osmanlı Devleti"nin çağdaşı devletlerde de "siyaseten katl" müessesesinin sadece bizde olmadığının kanıtı olsa gerek...Özet olarak bildiğim ancak henüz okuyamadığım büyük yazar Stefan Zweig'ın Mary Stuart'ını da bu arada unutmamak gerekir. Size bu yazıyı yazarken kendimede "durumdan vazife" çıkardım. Elizabeth I'i iyi öğrenmeliyiz. Saygılarımla.. Fehmi Dinçer

Fehmi Dinçer 
 30.12.2007 18:04
Cevap :
Kısa olmasına rağmen analiz ve derinlik içeren bu yorumunuza teşekkürler. Diğer bloglarımda da sıkça vurgulamaya çalıştığım: Bize, aslında tarihin hiç öğretilmemiş olduğudur. Rastlantıyla ve özel ilgimizle vakıf olduğumuz bu gerçekler hem ilgi çekici hem de evet ''vazifemiz''... Benim de favori yazarlarımdan olan Zweig'ın kitapçılarda rastladığım her eseri kütüphanemde var, ama ''Mary Stuart''a hiç rastlamadım, herhalde burada yayımlanmadı. Yine rastlantıyla bir belgeselden öğrendiğim ilginç bilgi şu oldu: Bugünkü kraliçenin soyu Mary Stuart'a dayanıyormuş. Elizabeth'den sonra kendi çocuğu olmadığı için yerine M.S.nin oğlu geçmiş çünkü... Teşekkürler  01.01.2008 20:03
 

Tarih alınacak derslerle dolu, işte senin dediğin gibi bu filimde bir dönem tarihe ışık tutuyor.İzlenmeli, ayrıca osmanlıda ise tam tersi alınan yabancı gelinler iktidara geldiklerinde hep zarar verdiler, yoksa Osmanlı İmparatorluğunun kaderi böyle olmayabilirdi diye düşünüyorum..Kalemine sağlık, kendine iyi bak, en derin sevgi ve saygılarımla..

Mehmet EREN 
 04.12.2007 7:44
Cevap :
Görüşlerime katılmana memnun oldum. Ne yazık ki tarih dersini çok boş geçirmişiz. Hocalarımız bunları anlatırken nerelerdeydik acaba?(!)  04.12.2007 16:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 134
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 1653
Kayıt tarihi
: 12.12.06
 
 

Ununu elemiş, eleğini henüz asmamış bir ''Mimar''ım. Hep özel sektörde çalıştım. Yoğun çalışma yılla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster