Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1049
 

Elveda...

Elveda...
 

Bundan tam 1 sene önce, dostlarımız Şule ve Bülent’in düğünlerine katılmak üzere güle oynaya İzmir’deydik. Geçen haftasonu ise onlardan birisini, Bilişko’yu toprağa vermek üzere … 12 Mayıs Cumartesi sabahı, öleceği güne uyandığını bilmeyen sevgili Bülent… Ne yazacağımı ya da nasıl yazacağımı bilemesem de , kurduğum bütün cümleleri defalarca yazıp, silip, tekrar yazsam da , daha evime geleli 2 saat olmuşken kendimi bunları yazar buldum…İçimdeki isyanı ve öfkeyi boşaltmanın başka yolu kalmadı benim için; çünkü gözyaşlarım kurudu , beynim uyuştu artık!

Şule ve Bülent… Yaklaşık 15 sene öncesine dayanan dostlukları, ikisi de başkalarıyla evlenip ayrıldıktan sonra, aşka dönüşmüş iki insan. Bülent’i , Şule aracılığıyla tanımış ama kısa sürede çok şey paylaşmıştık. Bülent, Kocaeli’de yaşıyordu, Şule ise Antalya’da…Her ikisi de birbirlerinin yanında iş bulamamışlardı 1 senedir. Geçtiğimiz haftasonu artık Kocaeli’de ev ve okul bakmaya başlamışlardı. Bütün planlarının altüst olacağını nereden bileceklerdi ki?

Şule’nin ilk evliliğinden olan kızı Irmak, Bülent’i çok severdi. Hatta bir süre sonra “Bilişko” diye seslenmeye başlamıştı. Benim erkek arkadaşımın da adı Bülent olduğundan, hem karışıklık olmasın diye, hem de hoşumuza gittiği için biz de Bilişko demeye başlamıştık. Onun da çok hoşuna gidiyordu böyle söylenmesi. Sıcak kanlı, sevecen ve büyümemiş bir çocuk gibiydi adeta. En büyük tutkusu bisiklete binmekti. Yıllardır profesyonel bir bisikletçi olarak bir çok yarışa katılmış, kilometrelerce yol katetmişti. Yaşamının sonunu da, bu tutkusu hazırladı ne yazık ki… Bisiklet yolları olmayan bir ülkede, bisiklete binmek, ölüme davetiye çıkartmak değil mi? Kocaeli’nde, ona çarpan bir araba yüzünden, yok oldu…. Yok!

İzmir’e yola çıktığımızda, bir önceki gidişimizdeki mutlu halimizi düşündüm. Yollarda şarkılar söyleyip , fotoğraf çeke çeke gitmiştik. Düğünün yapılacağı otele yerleşmiştik. Düğünden 1 saat önce telaş içerisinde, Bülent odamıza gelmişti. Kravatının , takımına uyup uymadığını sormuştu. Gülümseyerek ve kravatını sıkılaştırararak çok yakışıklı olduğunu söylemiştik. Saçlarının kabardığını söylediğinde de , elime mercimek büyüklüğünde bir jöle alıp ona uzatırken “Al! Bu, senin iki tel saçına yeter de artar bile!” diyerek dalga geçmiştim. Çok eğlenmiş, dans etmiştik. Hatta onlara sürpriz yapıp bir de şarkı söylemiştim düğünlerinde. Fotoğrafçılar önemli anları kaçırır endişesiyle, ayrıca benim de fotoğraf çekmemi istemişlerdi. Bilgisayarım onların düğün fotoğraflarıyla dolu. Bir yandan yazarken, bir yandan da o fotoğrafları açıp bakmak istiyorum. Yapamıyorum, görmeye gücüm yok!!!

Bunları düşünürken, gözlerim cep telefonuma takıldı birden… Sahi, ölen bir dostunun telefon numarasını ne yaparsın? Siler misin? Nasıl sileceksin ki ya da niye? Telefonu elime alıp, Bülent’in telefon numarasındaki rakamları teker teker inceledim… Telefonum çalıp, kim arıyor diye baktığımda artık Bilişko ismini göremeyeceğim ya da “N’aber Yeşo?” diyen sesini duyamayacağım. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde telefonumu bıraktım elimden alelacele… İçim çok acıyor…

İzmir’e ulaştığımızda saat gece yarısına yaklaşıyordu. Ortalık, öğle vakti yapılan mitingden kalan pet şişeler ve kağıtlarla doluydu. Fenerbahçe taraftarlarının şampiyonluk konvoyunun içinde, biz, iki gözü yaşlı, ruhu yorgun insan olarak otelimize ulaşmaya çalışıyorduk. Eşyalarımızı bırakıp apartopar Şule’nin yanına koştuk. Ona sarılıp, birlikte hüngür hüngür ağlarken, bir yandan da içimde tuhaf bir rahatlama fark ettim. Çünkü, artık olmam gereken yerdeydim; dostumun yanında! Öğlene doğru, cenaze töreninin yapılacağı Yeni Foça’nın yolunu tutmak için arabamıza doğru giderken , uzaklardan bir akordeon sesi kulağıma çalındı.. “Hatırla sevgilim, o mesut geceyi…Çamların altında, verdiğin buseyi…”


Bülent’i , Yeni Foça’daki ,tek, taştan örülmüş şimdiye kadar görmüş olduğum en şirin camide , musalla taşının üzerinde gördüğümde, Şule ,başını tabuta dayamış , Bilişko’suyla vedalaşıyordu. Yanına koştum. Kıpkırmızı ve şiş gözlerle, hiç konuşmadan, uzun uzun baktık birbirimize. Konuşacak ne vardı ki ? Nasıl teselli edecektim? Elini tutmak ya da koluna girmekten başka ne yapabilirdim? Cami kenarındaki bütün dükkanlar, kenarda bekleyen ve ağlayan insanlara oturmaları için sandalye, içmeleri için sıcacık demli çay dağıtıyorlardı. Oradan mezarlığa doğru yola çıktık. Yeni Foça’nın mezarlığı Ege’yi gören bir yamaca kurulmuştu. İçimden “Ne güzel bir yerde yatacak. Bülent denizi çok severdi!” diye düşündüm bir an için. Mezarlığın içine giremesem de uzaktan töreni izledik. Dua sesleri ve hıçkırıkların birbirine karıştığı bir anda, ben gözlerimi Ege’ye dikmiş , yüzümü rüzgara vermiş, öylece oturuyordum. Onun, artık bu güzellikleri göremeyeceğini düşündüm. Gerçekleşmeyen planlarını, hayallerini… Bülent’in öldüğünden hala haberi olmayan Irmak’ı…Anneler gününde ,oğlunu , önünde giden cenaze arabasında , onu doğurduğu bu kente getiren annenin acısını… Yıllarca dışarılarda okumuş ,çalışmış oğlunun, bu şekilde memleketine dönüşünü gören babasını…1 yıl sonra nihayet kocasıyla aynı evi paylaşabilecek olan Şule’yi… Giden gidiyor… Kalanlar ne olacak??? Bu gerçeği kabul etmek ne kadar zor ve ağır! Ahh Bilişko sana nasıl kızgınım bir bilsen! Ne hakkın vardı bu insanları bu denli perişan etmeye!!!!!

Birden , omzumda minicik bir uğurböceği olduğunu fark ettim. Yüzüm, gözyaşlarımla sırılsıklam olmuşken, ona nasıl olup da gülümseyebildiğimi bilmiyorum. Minik uğurböceği , başsağlığı dilemek için Şule’nin ve ailesinin yanına gittiğimde, hala omzumda duruyordu.O uğurböceği ve elimi sımsıkı tutan sevdiğimin eli olmasa gidemezmişim gibi hissediyordum kendimi. Yaprak gibi titriyordum. Bülent’in ağabeyi beni gördüğünde , gözyaşları içerisinde bana “Yeşim hanım , kardeşimin düğününde ne güzel bir şarkı söylemiştiniz, ne de mutlu olmuştuk!” dediğinde ise artık hıçkırarak ağlamama engel olmadım… Bir insan için yaptığın güzel bir jestin, böylesine acı yüklü bir anda , güzel şeyleri hatırlama çabasıyla da olsa dile gelmesi beni çok sarsmıştı… İyi ki o zaman oradaydım. Bunlar keşke olmasaydı ama olduğuna göre iyi ki şimdi de buradayım. Antalya’da kalamazdım… Yapamazdım...

Herkesle vedalaştıktan sonra Eski Foça’nın yolunu tuttuk. Her zamanki gibi rüzgarlı ve sakindi Foça… Güler yüzlü Ege insanının sıcaklığı hemen bizi sarıp sarmalayıvermişti. Minik bir balık lokantasında oturduk. Kah gülerek, kah ağlayarak orada ne kadar zaman geçirdik tam bilemiyorum. Yaşama dair ve yaşam doluydu sohbetimiz… İçimizde derin bir huzur hissediyorduk… Hem tuhaftı, hem de çok güzel. Bu kadar üzgünken bu kadar dingin olabilmemize kendimiz bile şaşırmıştık. Belki de onun için yapabileceğimiz her şeyi yapmanın huzurunu hissediyorduk içimizde. Onu, tam da onun istediği gibi uğurladık… Buz gibi rakı, balık ve deniz…Çok sevdiği Foça’da, gün batımında , martılar tepemizde, ince saz kulağımızda, yüzümüzde bir serin rüzgar, ağzımızda deniz tadı…. Elveda Bilişko… Elveda…



Not: Bu kötü dönemimde, haberi olup kilometrelerce uzakta da olsalar bir şekilde yanımda olan ve bana destek çıkan sevgili Burcu, Fulya ve Seda... Sizler cansınız. İyi ki varsınız... Sağolun!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeşim Hanım,ben de geçen yıl kaybettiğim bir yakınımı defnederken,yan tarafımdaki bir mezara gözüm ilişti..irkildim...Yıllar öncesinden tanıdığım komşum Satı Öğretmen ve eşi çocuklarıyla birlikte iki hafta önce trafik kazasında yaşamlarını yitirmişlerdi...Mezar taşındaki resimlerine bakmakta zorlandım... Kısacık yaşamımızda nelere tanık oluyoruz.Blog'da gezinirken sizi okumam gibi....Keşke rastlantılar hep böyle tatlı olsa... Sizin tüm yaşamınızın , müziğinizdeki tınılar kadar şen şakrak olması dileğimle saygılarımı sunuyorum.

Mesut Selek 
 02.09.2007 17:40
Cevap :
Bir varmış bir yokmuş... Sevdiklerimiz birer masal kahramanına dönüşüyorlar adeta. Onlarla geçirdiğimiz anlar sanki bir hayal gibi gelmeye başlıyor. Sevdiklerinizle uzun ve sağlıklı bir ömür ve güzel rastlantılar diliyorum. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  02.09.2007 21:55
 

Sevgili Yeşim, Anlattığın elemli olayın yaşandığı sıralarda ben de İzmir mitinginden dönüyordum. Tuhaftır bu yazını ilk bugün okuyorum. Bu kadar acı elemli bir olayı yetkin bir şekilde yazabilmişsin. Arkadaşınıza ve size sabır dilerim. Tam dengi dengine kavuşacakken ne üzücü. Tüm kalbimle acınıza katılıyorum. sevgiyle esenkalın. ezgiumut

Ezgi Umut 
 11.07.2007 19:33
Cevap :
Sevgili Ezgi... Daha dün gece Şule ile birlikteydik. Hala yaşananların gerçek olduğuna inanamıyor. Hoş, hangimiz inanıyoruz ki? O gidişimde İzmir gözüme hiç bu kadar anlamsız görünmemişti. Mitingden kalan çöp yığınları ve Fenerbahçelilerin konvoyu...Hayat böyle işte, hep birileri sevinirken birileri üzülüyor. Desteğin için teşekkür ederim. Sevgilerimle...  12.07.2007 9:35
 

başınız sağolsun ve sabırlar diliyorum .

erol aslan 
 31.05.2007 1:04
Cevap :
Duyarlılığınız için çok teşekkür ederim. Hayatınızı doya doya ve ağız tadıyla yaşamanızı dilerim. Desteğiniz için sağolun.  31.05.2007 13:55
 

Başınız saolsun gerçekten dedikleri gibi "Ölüm anlamsızlığı ile hayata anlam katıyor" elden bir şey gelmiyor maalesef. Yazıyı okumaya başladığımda aklıma Balzac'ın Top Oynayan Kedi Mağazası adlı hikayenin son sayfası geldi(sanırım kitap hatırladığım kitaptır). Antonyo her yıl sevgilisinin mezarına gider,ellerini açarak dua eder ve düşünürdü, evreni yaratan yüce deha sevgilimi benden dahamı çok sevmiştide yanına almıştı? Sonra kendi sorusuna kendisi cevap verirdi " Vahşi dağlarda açan alçak gönüllü gösterişsiz çiçekler güneşe daha yakın yerlerde yaşasalardı bu kadar uzun ömürlü olmazlardı" Tekrar başınız saolsun der.Allah sabır versin.Mekanı cennet olsun

Alper Ömerdedeoglu 
 23.05.2007 19:11
Cevap :
Bu güzel yorumu nasıl yanıtlayacağımı şaşırdım inanın. Bahsettiğiniz kitabı alıp okuyacağım en kısa zamanda... Zamanla soğuyacak olsa bile şu an için cidden çok zor. İçtenliğiniz için teşekkürler... Güzel günler görmeniz dileğimle...  24.05.2007 10:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1633
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster