Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '06

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1470
 

Elveda Fransa

Elveda Fransa
 

Takvim yaprakları 1789 ' u gösterirken, Fransızların Avusturya asıllı kraliçelerinin " Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler " sözü sonrasında, Fransızlar bir ihtilal gerçekleştirdiler. " Özgürlük, eşitlik, kardeşlik" sloganıyla beraber, kralın sağında oturan kişi, statükoyu korumak istediğinden, daha sonraları " sağcı " olarak anılacaktı, kralın solunda oturan kişi ise, değişim ve yenilemeyi istediğinden, daha sonra " solcu " olarak anılacaktı. Bu ihtilal ile birlikte, bugünkü, " ulus-devlet" modeli başta olmak üzere, insanlık adına birçok yeni fikir gelişti...

1830'lardan 1. Dünya Savaşına kadar olan dönemde ise, Fransa dünya liderliğinde söz sahibiydi. Napolyon ile başlayan bu dönem içinde ve sonrasında, Fransa, Afrika ve Uzakdoğu'da birçok ülkeyi egemenliği altına alıp, Fransızca'nın bir dünya dili haline getirmeye başardı...

1940'lı yıllara baktığımızda ise, Hitler'in Eyfel Kulesi önünde poz verdiğini görürüz. Zira, Fransa, Almanya işgali altındadır ve özgürlüğüne tekrar kavuşması Amerika sayesinde gerçekleşecektir. Hitler, her ne kadar Paris'den çekildiğinde, bu kenti yerle bir edilmesini emrettmişse de, bu emri alanlar Paris'i "büyüleyici" bulduğundan, bu emri gerçekleştirmemişlerdir. Fransa ise özgürlüğüne tekrar kavuştuğundan dolayı Amerika'ya "Özgürlük Heykelini" vererek teşekkür etti...

1970'e iki sene kala ise, Fransa merkezli 68 olaylarının yaşandığını görmekteyiz. Amerika'nın Vietnam'a karşı olan tutumunu eleştirmiş olan Fransız öğrenciler, başlattıkları öğrenci olayları, aynen Fransız İthilali'nde olduğu gibi, tüm dünyaya yayılmıştı...

Ayrıca çok daha yakın geçmişe bakıldığında, ilk olarak Fransa'nın ve daha sonra Hollanda'nın, Avrupa Birliği oluşumunda temel bir taş olabilecek "Avrupa Anayasasını" reddediğini görmekteyiz...

Osmanlı (Türkiye)-Fransa ilişkilerine baktığımızda ise, özellikle Fransız İhtilali ve sonrasında, Osmanlı'nın Batılılaşma'yı bu ülke üzerinden öğrendiğine şahit oluruz. Mesela, Fransız "lycée"ler, yeni eğitim sisteminde beraber "lise" haline dönüşmüş, konuşulan dile birçok Fransızca kelime eklenmişdi...Son dönem Osmanlı sultanları yabancı dil olarak Fransızca bilirdi, edebiyatta Fransız etkisi vardı, gündelik yaşamda ise, Avrupa-i(Fransız) bir hayat kurulması için teşvik edilen yeni semtler kurulmuş(örn, Teşvikiye) idi, ve Türkiye'de aynı Fransa gibi laik bir sistemi kabul etti...

Ermeni- Fransız ilişkilerine bakıldığında ise bu ilişki her ne kadar Kilikya Prensliği'ne kadar uzansa da, 19. yüzyılda yaşanan Ermeni Rönesansı(Zartonk), Osmanlı'dan Fransa'ya tahsil görmek için giden Ermeni gençlerinin, meslek sahibi olarak döndükleri kadar, bu ülkedeki, ortam ve düşünceleri de beraberlerinde getirmişlerdi...

Ansiklopedilere baktığımızda ise, insanlığa verilen katkıda birinciliği Fransızlarda olduğunu görmekteyiz. Müzikten edebiyata, felsefeden sinemaya kadar, birçok sanat ve kültür kategorisinde bulunan Fransızların sayısı diğer milletlerden çok daha fazladır. Özellikle 19. yüzyılda bir "kültür başkenti" olarak tanımlanan Paris, sadece Fransız sanatçı ve aydınlara değil, Fransız olmayan sanat ve kültür adamlarında da( örn, İspanyol ressam Salvador Dali, İrlandalı yazar James Joyce vb...) ev sahipliğini yapmış olduğunu görmekteyiz...

Ancak yılların geçmesiyle, Fransa'da da çok şey değişti...

Frank'dan Euro'ya geçiş, gündelik hayatta kendisini "hayat pahalılığı" olarak gösterdi, Afrikalı göçmenlerin aynı zamanda sorunlarının fazla oluşu ve bu sorunlara resmi ağızdan hiçbir onaylama veya sorunu giderme çözümleri gelmemesi, yangına körükle gidilmesini doğurdu, ekonomideki açmazı düzenlemek için yapılan yasa değişikliği ile işvereni avantajlı, işçiyi dezavantajlı bir duruma sokması sonucunda, Fransızlar aylarca gösteri yaparak durumu eski haline getirdiler, Avrupa Anayasası ile beraber birçok kazanımdan mahrum kalacakları düşüncesiyle, reddettiller...

Tüm bunlardan anlaşıldığı sürece, Fransa artık "eski Fransa" değil...

Aslında bunu Avrupa Birliği'nin bütçe görüşmelerinde Blair-Chirac ikilisinin savundukları fikirlere de bakarak anlaşılabilir. Blair, parayı insanlara yatırıp çok daha refah düzeyi yüksek bir Avrupa yaratmalıyız derken, Chirac parayı ineğe yatırıp Avrupa tarımını öldürmemeliyiz diyordu...

Geçen yıllarla beraber Fransa, düşünce özgürlüğü açısından da çok şey kaybetti... Özellikle son olarak kabul edilen "Ermeni soykırımını inkar" yasasının kabuluyle bunu çok daha iyi gösterdi. Acaba Voltaire bugün yaşasaydı ne derdi bu duruma? Herhangi bir düşüncenin inkarını suç saymanın, Voltaire'in "Düşüncelerine katılmıyorum ancak söz söyleme hakkını sonuna dek savunurum" sözlerine ne kadar karşıt olduğunu görenler, Fransa'da bu kadar sınırlı mı?

Özellikle Fransız İhtilali öncesinde Fransa'nın yetişdirdiği, en önemli yazarlardan biri olan Voltaire'in bu sözünü, göz ardı etmenin yanlış olduğunu, niçin Fransa Ermenileri de dahil olmak üzere çoğunluk görmezden geliyor?... Birkaç söz de Fransa Ermenileri için... Ey, Fransa Ermenileri, uğralınan haksızlığı gidereyim derken, kaybedilenlerin kazanılanlardan daha çok olduğunu göremiyor musunuz?... 1915de hayatını yitiren Ermenilerin yaşamlarını, iç politika malzemesi yapmak ne kadar doğru?...Muhatapları olan iki ülke olan Türkiye ve Ermenistan dışında, üçüncü bir ülkenin parlamentosunda karar çıkartmak suretiyle, bu üçüncü ülkeleri de konuya dahil etmek, iki ülke arasında olması gereken dialoğa ne kadar katkı sağlar?...

Ne tip bir düşünce olursa olsun, bu düşünceler ile hemfikir olunmadığı halde, düşüncenin söylenebilme hakkının savunulmaması, hem Voltaire'in sözüyle çelişir, hem de Fransa'nın bugün, düşünce özgürlüğü açısından geldiği açmazı bize gösterir. Öyle ki, kendi tarihlerindeki, "Cezayir katliamı" üzerinde bir bildiri yayınlamamışken, başkalarının tarihleri üzerinde niçin sonuca varmaya çalışırlar ki? 1915de hayatını kaybeden Ermenilerin yaşamlarını, iç politika malzemesi yapmak ne kadar etiktir?...

Orövuar madam, adiyö mösyö...

Kısacası "Elveda Fransa!"... Senin insanlığa yapacağın katkı buraya kadarmış...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tüm medya ve medyatik yazar güruhu topyekün Fransa'yı cephe(!) alarak; karşı yazılar yazmaya başladı. Oysa 12 ekim 2006 öncesine kadar kıytırık yazıları olan bir iki yazı ancak vardı. Fransa ve AB'liği ülkeleri kendi tabiatlarının gereğini yaptı. Yapmaya da devam edecekler. Her varlık kendi yaratılışına göre hareket eder. Gerçek şu ki; itibarlı ve kudretli yapacak ekonomik bir gücünüz yok ise yardım almaya ve emir almaya mahkum sunuzdur. Bu "TANRISAL KURAL" tektir. Sosyolojik varolma zincirinin bütün diğer kural ve emirleri konsepti "TANRISAL KURAL" kapsamında şekillenir, gerçekleşir. Sonuç olarak yarından itibaren Fransa'nın yaptıkları unutulacak. tüm Safdil Türk halkı geçim ve ekmek derdinin gerçeğinde yaşayacaktır. Yaşam politkacıların ve getto'cu kültür çıkarcılarının menfaatlerine göre; ya CÜPPLELİ, ya BÖLÜCÜ, ya da BÖLÜCÜ SERMAYE ve yahut kökeni aslından menkul Türk olmayan BÖLÜCÜ SERMAYE halinde gerçekleşecektir.

sabahattin yenimol 
 13.10.2006 10:15
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürler...  15.10.2006 1:02
 

Yazılarıma yeni başlamama rağmen Kendimize Gelelim sözünü kendime prensip edindim. Ve böyle yazılar kendimize gelelim savını koruyan türde. Çok teşekkürler bu ülkenin duyarlı insanı.

serkan_tez 
 13.10.2006 3:37
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürler...  15.10.2006 1:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 142
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 3633
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

İstanbul'da doğdum. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunuyum. Felsefe, sanat tarihi, müzik özel i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster