Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
467
 

Emperyal hevesler

Emperyalizm, genel olarak bir devletin veya ulusun başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışması olarak tanımlanır.

Emperyalizmi, teorik olarak incelendiğimizde, bir çok kuramla karşılaşırız. Kuramlar, emperyalizmi kendi kuramsal çerçeveleri içinde değerlendirirler. Günümüz dünyasının anlaşılmasında ve yorumlanmasında önemli bir yere sahip olan Marksist Kuramda Emperyalizm şu şekilde tanımlanır.* “ Emperyalizmin olanaklı en kısa tanımını yapmak gerekseydi, şöyle derdik: emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır… Emperyalizm, tekellerin ve mali-sermayenin egemenliğinin ortaya çıktığı; sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı; dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşılmasının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en büyük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.

Ülkelerin ekonomik gelişmişliği, o ülkenin emperyal hevesleri konusunda da belirleyicidir. Ekonomik altyapı ile desteklenmeyen emperyal hevesler ülkeleri “Kağıttan Kaplanlar”a dönüştürür. Ülkemizde, 2007 yılından beri uygulanan dış politika Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana uyguladığı dış politika ile örtüşmemekte, adeta yeni bir dış politika yöneliminin basamak taşlarını döşemektedir. Henüz yeni bir dış politika anlayışı olması nedeniyle, kesin sonuçlara varacak değerlendirmeler yapmak için erken. Ancak, özellikle son 1 ayda yaşanan büyük iki olayın sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’nin dış politika açısından bir dönüm noktasında olduğunu söyleyebiliriz. Bu olaylar, İsrail ve İran Devletleri ile yaşanan olaylar ve bu olayların uluslar arası camiada yarattığı krizlerdir. Türkiye’nin, ”Mavi Marmara Gemisi” nin İsrail tarafından alıkonulması ve 9 vatandaşın öldürülmesi sonucunda tutunduğu İsrail karşıtı tutum ve İran’la yapılan “Uranyum Takası Anlaşması” sonrası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İran’a yaptırım içeren kararına verilen “Hayır” oyu bu yeni dış politikanın temel yönelimlerini açığa çıkarmaktadır. Türkiye’yi, emperyalizmin ekonomik ölçütlerine göre değerlendirdiğimizde, emperyalist bir ülke olmanın ekonomik göstergelerine sahip olmadığını görürüz.

Türkiye, yoğunlaşmış bir sermaye yapısıyla, tekellerin ekonomik kararları belirlediği bir ekonomiye sahiptir. Ancak, henüz sermaye ihraç edecek düzeyde bir sermaye yoğunlaşmasından söz edilemez. Dış ticaret göstergelerine baktığımızda hala ithalatın, ihracattan fazla olduğunu ve dış ticaret açığının olduğu bir ekonomik yapı görürüz. Ayrıca sermaye ihracından söz edilememesi bir yana, ekonomimize dahil olmuş milyarlarca dolar sıcak paradan söz edebiliriz. Kriz dönemlerinde ekonomiden çekilen sıcak paralar, spekülatif karların yüksek olduğu günümüzde yeniden ekonomik yaşamımıza dahil olmuştur. Üstelik son günlerdeki Arap sermayesinin ekonomimize dahil olması da, Dünya’da yaşanan ekonomik krizin, finans piyasalarımızı çok etkilememesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum, Türkiye’de bir yanılsama yaratmaktadır. Sözgelimi, rakamsal düzeyde kişi başına düşen milli gelirin 10 bin dolar seviyelerine çıktığı sık sık dile getirilmekte, ancak bu gelirin nasıl dağıtıldığı göz ardı edilmektedir. Dış borçların 450 milyar dolar seviyelerinde olması, işsizliğin %15’ler seyretmesi kimi siyasetçilerin emperyal heveslerine gem vurmaya yetmemektedir.

Ayrıca, bir ülkedeki ekonomik göstergeler, o ülkedeki sosyal-siyasal yaşamı açıklamak için yeterli bir ölçütte değildir. Güçlü ve ilkeli bir dış politika aynı zamanda içeride sağlam bir ekonomik yapıyı ve demokratik standartları yüksek bir yaşantıyı gerektirmektedir. Kendi içinde sosyal adaleti ve yüksek demokratik standartları sağlayamamış bir ülke, bırakın emperyal hevesleri, kendi insanlarının geleceğini bile fantezilerle dolu, belirsiz maceralara sürükleyecektir. Geriye doğru tarihsel bir gezintiye çıktığımızda, emperyal heveslerin, ülkeleri ve insanları felakete sürüklediği gerçeğini göz ardı etmeden, barışçıl bir dış politika hattı belirlemeliyiz. Ülkemiz, başka ülkelerin ve insanların mutsuzluğu aleyhine bir gelecek tasarlamamalıdır.

17/06/2010

Abdullah DAMAR

*Emperyalizm-Kapitalizmin En Yüksek Aşaması-V.İ.Lenin

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 154
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 890
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster