Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
836
 

En 'baba' hasarlar

En 'baba' hasarlar
 

" (...)
bana bir masal anlat baba
içinde denizle balıklar
yağmurla kar olsun,
güneşle ay..."

Bu gece duyduklarımı sıcak sıcak yazmak istedim. Hani ambulansla hastaneye hasta yetiştirirken doktor der ya "biraz daha geç getirseydiniz kurtaramazdık hastayı" aynen onu hissettim, yazmazsam hemen kurtaramayacakmış, kayıp gidecekmiş gibi ellerimden, biraz korkarak ama ne hissetiysem aynı güçle yazacağım... İçimdeki sıcakla...

Babamın tam 10 yıldır görmediği eski bir arkadaşının evine davetliydik bu gece yemeğe. Bizi çok severler ailece. Ben küçükmüşüm baya onları en son gördüğümde.

Yüzleri aklımda gerçekten hayal meyal kalmış. Hiç birini tam olarak hatırlayamadım ancak sorunları hariç...

Aile bastan sona çok sorunlu, yüzleri hiç gülmemiş, çekilen çilenin hiç sonu gelmemiş bir aile ama balık baştan kokar ya hani her şey babayla başlar babada biter, bunların ki de o hesap.

Baba hiç bir zaman çocuklarına tam anlamıyla sahip çıkamamış bir baba.

Anne sesini fazla çıkarmamış, her şeye boyun eğmiş, eğitimsiz, cahil, erkencecik bi yaşta evlenmiş bir kadın ve ardından gelen beş çocuk. Beşinin hayatı da çocukluklarından kaçmak için mahvolmuş bir hayat. Kim dinlese onları dağlanır yüreği. İnsan olan, sol tarafında kalp taşıyan üzülür bu insanlara. Hele ki o anneye... 15 yasında gencecik cahilce evlendirilmiş bir kadın.

Şu an 52 yaşında ama o kadar çok çile çekmiş ki; yüzünde o kadar yaşanmışlık, kalbinde öyle bir ağırlık var ki, gözleri hiç bu kadar yorgun bakan birini görmemiştim. Kalbi o kadar iflas etmiş ki artık o annede sinir diye bir şey kalmamış. Bu nasıl bir yıpranmışlıktır; 6 ay yoğun bakımda kalıp, bitkisel hayata mahkum olmuş. Halbuki 52 yıldır bitkisel hayatta bu kadın.

O kadar üzülürsünüz ki görseniz bu nasıl yasanmış bir hayat, bir insan bunca şeye nasıl katlanmış dersiniz.

Lakin benim asıl derdim 25 yaşındaki kızlarında. Adı Seyhan. Onu ilk gördüğümde tanıyamadım hatırlamıyorum.Fakat o tanıdı beni hemen "canım ne kadar büyümüş bana da yetişmiş" dedi. Demek ki oldukça küçükmüşüm beni son gördüğünde diye düşündüm. Bu kızı görür görmez "ne kadar güzel, duru bir yüzü var, ne kadar hoş bir kız" diye geçirdim içimden, kaderine kendi elleriyle yazdıklarını bilemeden.

Gerçekten de öyleydi. Hikayesini dinleyene kadar. Seyhan gibi kardeşleri de aile ortamında asla mutlu büyümüş, rahat bir çocukluk geçirmiş değillerdi.

Huzur nedir bilmemişler hayatlarınca. Hatta Seyhan babasının hala böyle olduğunu, insanın bunca şeye rağmen nasıl da değişmediğinden yakınıyordu.

Seyhan 13 yaşındayken babasının yüzünden 20 yasındaki mahallede tanıştığı bir adama kaçar.. üstelik kaçırıldığını bilmeden. Çocuk çok zengindir, doğulu aşiretlerden. Bir gün Seyhan'ı arar der ki "arnavutköydeki çiftlikle ilgili işlerim var gel senide götüreyim." Seyhan da "tamam" der. Neyse bunlar giderler. Fakat adam Seyhan' ı bırakıp ortadan yok olur.

Saatlerce gelmez.En sonunda gece 2'ye doğru çıkar ve gelir...

Küçücük kız ağlar mahvolur, aile mahvolur, polislere haber verilir. Güya çocuk aileye haber verip "kızınızı ben kaçırdım" demiştir. Halbuki ortada böyle bir şey de yoktur yani.

Ve Seyhan o geceki kaderine boyun eğer. Hazır baba evinden de kurtulmuştur, kaçmıştır işte kendi aklıyla. 9 ay nikahsız yaşar bu adamla.

Daha sonra evlenirler ama hiç gün yüzü görmez ki bu kız. Babasından da dayak yerdi, küfürler yerdi, evlendiği adamdan da... Yaşam hep acı yüzünü göstermiştir ona.

Onu dinlerken sadece verilen tek bir yanlış kararın insanın nasıl bütün ömrüne yayıldığını gördüm. Basit tek bir hata... Sadece "gidiyorum geliyor musun" sorusuna "evet" cevabı..

Bir "evet" in bütün dünyaya "hayır" denmesi gibi. Değecek birimiydi dünyaya peki?

Anlatırken nasıl da gözleri doluyor inanır mısınız? Gülüşüne bile yerleşmiş içindeki o küskün keder..

Ona göstermeden benimde acıdı kalbim. Bir de üç çocuğu için. En küçüğü 10 aylık, en büyüğü 8 yaşında ve hiçbirini göremiyor. Eski eşi göstermiyor çünkü.

Bu adam aynı zamanda kolej tahsilli, üniversite okumuş bir adam; ama gelin görün ki "tahsil cehaletini almış eşekliği baki kalmış".

Seyhan, depresyona girmiş hala da bunalımda aslında. Çalışmak istiyor, hayata yeniden bir yerlerden tutunup başlamak istiyor ama ket vuruyorlar. Ailesi karışıyor, kocası karışıyor. Çalışıp ta 'şey' mi olacaksın diyen bir babayla karşı karşıya.

'Şey' nasıl can yakan bir cümle evlada söylenen. Bir baba nasıl kızına karşı o kelimeyi ağzına alır bilemem ki.. O kadar nefret ediyor ki babadan "hepimizin hayatını o mahvetti" diyor.

Hepimiz onun elinden kaçmak için dağıldık, çok hatalar yaptık.

10 yıl kocasının her türlü işkencesine maruz kalmış kız bu. Her pisliğine "eyvallah" demiş ve o adama 3 çocuk vermiş.

Son çocuğuna hamileyken öyle bir dayak yemiş ki merdivenlerden düşüp kafasını parçalamış. "Sekiz dikiş var kafamda " derken kalbinin ağırlığı altında eziliyor gibiydi.

" Oğlum nasıl karnımda kaldı bilmiyorum; demek ki onunda çekecek çilesi varmış " diye ekliyor.

Yaşadığı her şey ağır.. Konuştukça kafasına inen taş parçaları gibi hatıraları.. Gençlik yıllarının 20'li yaşlarının, şaşkınlığını şokunu hala yaşıyor.

10 yıl neden dayanmış biliyor musunuz? Yeniden baba evine dönmeyim, o mutsuz ortama dönmeyim diye. "Ee orda da mutsuzsun" dediğimde "çocuklarım vardı en azından onların yanındaydım diyor, bak simdi onlar da yok".

Anlatırken çocukluğuna ne kadar küskün olduğunu hissediyorum. Çocukluk yasayamamış ki korkudan. "Babam eve ne zaman gelecek eve gelince bizi dövecek mi, annemize bir şey yapacak mı, yine içmiş mi gelecek???"... Bunlar insanın çocuk kalbinin o hassas noktasına değdi mi ilerde o kadar büyük yaralar açıyormuş ve çok acıtıyormuş, bunu o anlatırken bir çok defa anladım. Hayattan öyle korkuyor onun karşısında öyle savunmasız duruyor ki insanların içine çıkmak istemiyor.

Bana öyle dedi yani...

"Kimse benle konuşsun istemiyorum"dedi. "Kimse bir şey sorsun istemiyorum.. kimse anlamıyor ki. "

Anlamak, o büyülü kelime, herkese verilmemiş bir yetenek bu. O kişiyi herkesten farklı kılsın diye. Herkes duyar işitir, konuşur hatta kendine göre yerli yada yersiz yorum yapar ama herkes anlayamaz. Herkes onu hissedemez.

Çözüm üretmese bile herkes senle oturup senin derdine ağlayamaz. Hani bir söz vardır ya "ağlamayı bilmeyenin kahkahası da bi boka yaramaz diye". Evet aynen öyle iste..

Ancak kalbinde aynı derinliği hissettiğinde anlarsın gerçekten. Aynı şekilde yanarsa kalbin ona ağlarsın. Empati kurarsan anlarsın. Eğer beceremezsen boş boş kafa sallarsın.

İnsan her şeyini kaybedebilir ama aklını yitirmemeli. Akıl adamın sermayesi, her an çok önemli insana o kadar lazım ki. O, o kadar gerekli ki seni düştüğün çukurlardan kurtaran, en tepelere taşıyan 'o' dur.

Ve doğru kullanılan düzgün bir aklın her zaman 'başımızın üstünde' yeri vardır.. Boşuna tepemize koymamışlar onu :)

Baba... babalarımız.. Babanın her zaman insan hayatında çok önemli bir rolü vardır. Hele de kız çocukları için. Babayla kızın aşkı bir başkadır.

Babaları tarafından çok sevilmiş kız çocukları daha güvenli bakar hayata demişti günün birinde birisi. Daha güçlüdürler, arkalarında hep o sağlam destekleyici eli hissettikleri için.

Yaralarını babaları sarar kız çocuklarının.

Kötü rüyalardan babalar karşılar. Elini tutar, sıcacık göğsüne yatırıp geçti der. Geçti... İşte babalar geçirirler en sağlam çizikleri. Okuturlar büyütürler adam olalım diye. Evlenirken de en çok onlar üzülürler. Babayla kızın arasına yabancı bir adam girer çünkü bir 'el oğlu'... Artık kızı onun elini tutacak belki onun anlattığı masalları dinleyecek, sabahları onun göğsünde uyanacaktır.

Kıskanır baba, hissettirmez ama içerler. Lakin kızının mutlu olduğunu bilmekle kendini teselli eder.

Bir babasız olmak vardır bir de babası olduğu halde onu hiç hissetmeyerek geçen zamanın yanık avuçlarında büyümek . İlgilenmez, umursamaz, duyarsız babalardır onlar.

Ama babasını çok fazla tanıyamadan kaybeden insanlar da var. "Acaba büyürken babam olsaydı nasıl biri olurdum ben" diyerek geçen bir ömür yazılır onların avuçlarındaki kaderlerine. .

Annesi, babası ayrılmış olanlar ve babasını sevgisini, ilgisini, sıcaklığını hiç alamamış çocuklar... Onlar hep daha erken büyümek zorunda kalırlar. Çocukluğu çok fazla yaşayamadan...

Biraz ezilerek, daha az güçlü, daha fazla korkak ve savunmasız.. Kalbe o kadar yerleşir ki bu o kocaman ağrı.. O insanlar büyüdüklerinde de üstünden atamaz o yorgun sancıyı.

Hep bir korku sıkışmıştır gözlerinin içine.. Gülümseyişlerinde dudaklarının kenarına konan savunmasız kederler, tarifsiz acılar saklanmıştır. Bir zaman ansızın sobeler onları...

Ebe ise faili meçhul..

İnsanın boğazına düğümlenen "dikenli bi halat" gibi bu baba. Yanında yokken boğazını yakan bir acı.

Ellerine sinmiş bir koku gibi. "Tavada kızarmış yağa acı biber koyarsın ve 'cızzz' diye bir ses çıkar ya sonra onu kanına katıştığını" düşünürsen.. İşte öyle bir şey bu baba.. yokluğu çok acı. Bazen varlığı günahlarının başlangıcı.

Babadan korkan hayattan da korkuyor... insanlardan ürküyor.. sokaklardan... Ölümüne dek atamıyorsun o sıkıntıyı. İşte bugün bunu anladım. O genç kızın gözlerinde öyle acı gördüm ki; babasından nefret eden biri...

Bu acı her şeyi yaşatır insana...

Bu genç kız kaç defa intihar etmiş; bileklerini kesmiş, hap almış, günlerce yoğun bakımda kalmış artık hayatından umudunu kestiklerinde yaşama gözlerini açmış. Hayatta kalmış..

Ama nasıl kalmış? Bir de onun gözlerinden seyredin. İçinizin burkulmasını bırakın; kalbinizi büzüp elinize veriyor adeta..

Bir baba insanın hayatını nasıl değiştiriyor görüyorsunuz değil mi?

Dedim ya babanın verdiği o acı her şeyi yaşatır adama... Babanın verdiği huzuru hiç bir yerde bulamazsın..

Ne olursa olsun insan yeniden bir yerlerinden başlamalı hayata. Hayat sana bunca sıkıntıyı vermedi aslında. Hepsi senin tercihindi... "İnsan tercihleriyle yasar " diye bir cümle söylemişti babam ben üniversiteyi kazandığımda. Kendi tercihimdi çünkü. Kendi hayatımdı ve ben seçmiştim. "Pişman olmayacaksan kendini kotaracaksan Van' a bile gidip okuyabilirsin" demişti.

Bazen kalbin devrilen cümlelerin altında kalır... ezilir.. parçalanırsın. Yükünü taşımak çok zordur. Hele de cümleler babanın ağzından çıkmışsa gelip konmuştur o tertemiz, saf yüreğimizin bi ucuna..

Biz göremesek te yuva yapar oraya. Zamanla yaşandıkça ortaya çıkar. Babanın cümleleri veya davranışları ileri ki hayatını o kadar etkiler ki bir kızın.Bunu herkes bilemez.

Şunu da söylemeli ki Seyhan'ın içinde bir yanardağ, volkan var kalbini yakan.. Ufacık kalbi bunca ağırlığı nasıl taşımış diye düşünmeden alamıyorsunuz kendinizi.

Şimdi dıştan bizim içimizi yakan onun kalbini yakıyor bir de patlarsa gerisini siz düşünün.

Bana bakarken özlediği şeylere ya da hayal ettiği şeylere bakar gibi bakıyor fark ediyorum. Ona göre o kadar fazla doğru kararım var ki.. Onun hayatındaki 3 yanlış bütün doğrularını, hayatının tamamını götürmüş işte hiç hesapta yokken...

Seyhan, başından geçenleri anlatırken kendimi hani o gündüzleri yayımlanan ve pekala iyi derecede izlenme oranına sahip kadın programları yahut 'reality shov' diye adlandırdığımız programlar var ya, kendimi onun içindeymiş gibi hissettim aynı zamanda bu programların neden ilgi gördüğünü anladım. Acı ama gerçekti...

Yaşamayı bir acı bir ağırlık gibi hissediyor omuzlarında; ama dediğim gibi bir yerlerine de tutunmak lazım bu hayatın.. sadece nefes alabildiğin icin şükretmek.

Anlamalı; insan ailesini seçemiyor ki...

En çok dostun gülü yaralarmış ya hani. Bu da babanın gülü acıtan, kanırta kanırta dikenleri batıran.

Bir babanın yahut bir annenin evladının hayatına bıraktığı solmuş bir gençlik ya da kurtarılması çoktan geç kalınmış hayat parçaları olmamalı. Aile, soğukta giyebileceğin çelikten bir yelek gibi.. ve de ne yaparsan yap her hatandan sonra dönüp dolaşıp geleceğin tek yer baba evi..

Seyhan'dan geriye kalbime yuvalayan bir şeyler oldu.. Sonra da o yuvadan melodili sesler geldi gizli, derinden bir yerlerden..

"bülbülüm altın kafeste aman, öter aheste aheste....
ötme bülbül 'kalbim' hasta"...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ciddi anlamda üzüldüm. Yaşanan hayatların ne kadar zor olduğunu görünce duyunca, okuyunca kendi yaşadığı zorluklar daha basit geliyor insana. Herşeyin başı cehalet. İnsanlara bakabilecekleri kadar çocuk yapma zorunluluğu getirilmeli bence. Yada anne baba adayları önce psikolojik testlerden geçirilmeli. Anne baba olmaya layık mı diye. Zor dimi ama ne güzel olurdu böyle olsa. Eline sağlık

cennetgüneşi 
 05.02.2008 9:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 529
Kayıt tarihi
: 18.11.06
 
 

Çok şey söylemek mi önemli olan yahut az şey söyleyip dolu dolu şeyler anlatmak mı? Ama ben sade..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster