Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '10

 
Kategori
ÖSYS
Okunma Sayısı
970
 

En alttakiler veya günah keçileri (ÖSS’ye farklı bir bakış)

En alttakiler veya günah keçileri (ÖSS’ye farklı bir bakış)
 

Yazının logosu


80'li yıllarda Alman yazar Günter Grass’ın “En Alttakiler” diye bir eseri vardı. Kömür ocaklarında çalışan Türk işçilerini anlatıyordu. Adamı yere göğe sığdıramamıştık:

-Vay be, adama bak ülkesinin meselelerini aşmış, evrensel ufuklara açılmış! Sonrasında gördük ki “Yeşiller” den çıktı.

Tıpkı Demirtaş Ceyhun’un Almanya’da milletvekili seçilen oğlu gibi neredeyse “Apo’yu bırakmazsanız AB’ye giremezsiniz.” diyecekti..

Bir başlık beni nerelere götürdü. Konuyu merkezine getireyim: Bu yılki LYS sonuçları açıklandıktan sonra ilgili ilgisiz herkes – Malum Türk insanı eğitim seviyesi ne olursa olsun 3S (seks, spor, siyaset) konusunda son derece yüksek yorum gücüne sahiptir.- inciler döktürdü.

Özellikle medya, günah keçisini bulmanın zafer sarhoşluğunu yaşıyordu. Başlıkları geçen yılların benzeri idi:

-Milli Eğitim sınıfta kaldı.

-Milli Eğitim mercek altında.

-ÖSS’de …. kişi sıfır çekti.

-İlk ondakiler özel liselerde.

Bir kere şunu hatırlatayım: Herhangi bir puan türünde sıfır puan almak demek hiç soru çözmemek demek değil. Yanlışların doğruları götürmesinden doğan bir test sınavı tekniğidir bu. Diğer durumda arap saçına döner sınavlar çünkü.

Sonra öğretmen olarak ben de bir çok şeyi mercek altına yatırayım:

1)Milyonun üzerinde öğrencinin girdiği bu tür sınavlarda öğrenciyi başka şekilde bir okula yerleştirmenin yolu yok. Ehven-i şer yani. Kötünün en iyisi! Bakmayın siz o “sınavsız üniversite” naraları atan aslan sosyal demokratlara! Muhalefette olup da pembe tablolar çizmek kolaydır. Dilin kemiği yok ki.

2) Türkiye’de hala en iyi işleyen kurumlardan biri okullardır. - Diğer kurumlarla öyle ya da böyle ilişki olmuş olanlar bunu iyi bilir. Hastahane, sağlık ocağı, nüfus, vergi dairesi vb. yerlerin kapılarında bekleyenler hak verir bana. – Bu iyi işleyen kurumların içinde de en iyisi Devlet Okulları’dır. – Bakmayın siz özel okullara. Oralar ticarethane. Bir veli aidatını geciktirsin de göreyim “kaliteli eğitim” “ çocuğunuzu bize teslim edin” “eğitimin anahtarı” (kapısı, kilidi, menteşesi, çivisi de olabilirler) sözlerine. –

3) Son yıllarda bazı özel okullardan sun’i olarak ferdi başarıların çıkması size şaşırtmasın. Sayı verilsin sayı! Ne yapıyorlar bazı özel okullar biliyor musunuz? Başarılı ama ekonomik durumu iyi olmayan çocuğu burslu olarak alıyorlar okula. Sonra da yükleniyorlar da yükleniyor. – Açık örneği geçmiş senelerde LGS’de dereceye giren Urfalı çoban çocuk ve Gemlik Anadolu Lisesi’nde okurken bir özel okula alınan Türkiye birincisi Bursalı genç-

4) İlköğretimi 8 yıl mecburi yaptılar. – İmam-Hatipler’in önünü keseceğiz derken orta halli ama zeki, Anadolu Lisesi’ne giden öğrencileri 3 sene daha ilköğretime mahkum ettiler. Anadolu Liseleri’nin bu uygulamadan sonraki ÖSS başarılarına bakılırsa ne demek istediğim net anlaşılır. <ı>Ayrıca bence İmam-Hatipler kapatılmalı artık. Öğrenciye de veliye de eziyettir bu şekli ile. -

Liseler 4 yıla çıkarıldı eyvallah! Yönlendirme olmadıkça daha kötü sonuçlarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. İlköğretimde sınıfta kalmayı kaldırmışsın. Veliye soruyorsun: - Öğrenciniz geçsin mi? diye. Sonrasında öğrenci 8. sınıfa geliyor. Karşısında SBS. (Anadolu Teknik, Anadolu Ticaret’e kadar bütün okullara da sınavla öğrenci alıyorsun. Öyle olunca da öğrenci – o velisine, öğrenciniz geçsin mi, diye sorduğunuz öğrenci de dahil- SBS’ye girmek mecburiyetinde olmuyor mu?

Durum böyle olunca ite kaka 8.sınıfı bitirmiş binlerce öğrencinin girdiği sınavda binlerce öğrencinin sıfır puan alması çok mu hayret verici bir şey?

5)Bitmedi. Sonra öyle ya da böyle kendine bir lise bulan öğrenci başlıyor mu liseye? Başlıyor. – Çocuk ne yapsın? “Yürü ya öğrenci” dediler bir kere. Okuma aşkı sardı çocuğu. Hangi okul hangi öğretmen tutabilir ki onu artık? (!) - Mevsimler geçiyor, yıllar bitiyor tek tek basarak ya da çift dikişle bu bizim kendisine birden okuma ilhamı gelen öğrenci oluyor mu nur topu gibi bir ÖSS öğrencisi?

O aşk, şevk ve ilhamla ÖSS’ye giriyor. Sonuçlar açıklanıyor: … öğrenci sıfır “çekti.” Çok mu bu sayı şu tablo içinde? Çok mu hayret verici?

6) Sonra başlıyor mu hummalı bir şekilde tercih maratonu? Ne cevherler giriyor bu aşamada devreye ne cevherler! Dershanelerin rehberlikleri Hızır servis gibi maşallah. Çoğunun derdi dershanesine devam eden öğrenciyi bir yere yerleştirip ana kapısının camlarına -beyaz fona siyah Times Roman 72 ile- “……. Bizden girdi, kazandı. O şimdi Üniversiteli!” – reklam kağıtları asmak. Ya da caddelerin en görünen yerlerinde beyaz bez afişler! –

Rehberliklerden dudak uçuklatacak iki örnek vereyim: Bir öğrencim aldığı puanla Boğaziçi İlköğretim Matematik’i kazanması muhtemelken bu tercihin üstünde Boğaziçi Kimya Bölümü konmuş. Gerçi ek puan çıkınca durum pek değişmiyor da. Bir öğrencim de Selçuk- Konya’da Matematik Öğretmenliği’ni muhtemelen tutturabilecek bir puan almışken Sorbon da (!) rehberlik okumuş bayan rehberlikçi öğrencimi büyük bir tehlikeden kurtarmayı kendine vazife edindiğinden olacak atılıyor:

“Konya yazma! Tutucu bir çevredir.”

Gideni tutuyorlar, bir daha da bırakmıyorlar demek ki. Yanıyordu bizim öğrencimiz az daha. ( O Sorbonlu rehberlik öğretmeni Konya- Selçuk’ta on beş binin üzerinde öğrenci olduğunu unutmuşa benziyor. Başka bir istatistik daha var ama yeri değil.)

Bunun yanında sadece dershanelerinin reklamını yapmak için öğrencileri şişmiş alanlara yönlendiren dershane rehber öğretmenlerine de bir dokunalım. Fen, Fizik, Kimya öğretmenliklerinde atama fazlalığı var. Bunun öğrenmeleri lazım artık. O kadar sayısal puanı alan bir öğrenci, bir sene daha çalışırsa atama açığı bulunan bir öğretmenliği kazabileceği için tercih yapmaması bence daha sağlıklı. Bölümlerinden çıkanların da ne olduğunu ben bilmiyorum. Cahilim bu konuda. ( ! )

Şimdi gelelim asıl noktaya: Sınav sistemi teste dayalı.. Okullar kendilerine üstten gelen bir program çerçevesinde- ki öğretmen onu bitirmek ve sene sonunda da idareye ders kesim raporu da vermek zorundadır.- klasik eğitim yaparlar. Sistemi koyan öğretmen değildir. Öğretmen uygulayandır. Dolayısıyla öyle böyle olması konusunda öğretmen yetkili değildir.- İşte burada denize düşen “yılan”a sarılır misali öğrenciler akın akın dershanelere yöneliyor. –

Okullarda açılan, ki ücreti çok cüzi olan ve ders araç ve gereçlerinin çokluğundan dolayı artık sistemli bir şekilde uygulanabilecek kurslara her nedense öğrenciler rağbet etmiyor. Bunda 5 gün gördüğü kişileri 2 gün daha görmemekten tutun , öğretmenin yetersizliğine kadar varan birçok sebep var. Oysa çeşitli okul bölgelerinde kurulacak kurs noktaları ile yeterli öğretmenler aracılığı ile bu mesele aşılır.

Genellikle ilköğretimlerin 7.sınıfından liselerinde 10. sınıfından başlayarak kişi başına milyarla başlayıp milyarları geçen tutarlarla öğrenciler dershanelere gidiyor. SBS ve ÖSS doğrultusunda başlıyorlar kurs görmeye. 1 sene 2 sene derken test tekniğinden tutun çeşitli konu tarama ve deneme sınavları ile – bir de yaprak test çıkmış ne demekse- öğrenciler sınavlara hazırlanıyor. Optik okuyucular arı gibi çalışıyor. Listeler asılıyor. Sonuçlar alınan puanların renkli bölümlere ayrılmış şekliyle – Burada bir eğitim motivasyonu için ipucu vereceğim: O renkler öğrencilerin tuttuğu takımlara göre olmalı. – öğrencilere takdim ediliyor.

Yine aylar ayları kovalıyor. Sınav gecesi. Sınav sabahı. Sınav sonrası. Ve sınav sonuçları: ÖSS’de …. aday sıfır aldı. Yorum: Milli Eğitim mercek altında. Milli Eğitim çöküyor. Milli Eğitim masaya yatırıldı. <ı>(Aklıma 80 öncesi karakollarda suçlama yapılan mağdurlar geldi. O ışık altında saatlerce sorgulanırlardı. Amerikan özentili, dişlerinin arasında maltepeyi ezerek konuşan “sivil resmîler” ne hayali suçlar icat edip imza attırırlardı. Sorgulamadan bıkanlar da – biraz espri katarak yazayım- “Evet, evet onu da ben öldürdüm. O bombayı da ben koydum. Unuttuklarımı olabilir. Özür dilerim. Siz yaptıklarımı yazın ben imzalarım. Yeter ki beni artık koğuşa gönderin.”derdi.)

Şimdi ben de diyorum ki: <ı>Evet bütün suç Milli Eğitimde. Öğretmenlerde yani. . Bizi beslemeyin. Taksim’de sallandırın 3-5 tanemizi ibret-i âlem için. Ben gönüllüyüm hatta. Bakın bakalım seneye nasıl yüz güldürecek sonuçlar alacaksınız ( ! )

Ama asmadan önce son kere dinleyin: Programı ben yapmıyorum. Yetkim yok sistem içinde. Sadece zümrece seçtiğimiz kitabı sene başında imzalayarak idareye verdiğim plan doğrultusunda işliyorum. Test programın gereği birincil işim değil. –Bana ne demek değil bu! Okullarda da binlerce deneme sınavı yapılıyor. Hatta ilk çapında yapılanları bile var.-

O zaman sonuçtan neden birincil olarak ben mercek altına yatırılıyorum? Neden dershaneler gözden geçirilmiyor? Neden dershaneler sorgulanmıyor? Neden dershaneler mercek altına yatırılmıyor? Öğrencilerimizi o sisteme göre –milyarlarca lira para alarak- hazırlayan birinci ayak dershaneler değil mi? Neden hemen öğretmenler günah keçisi oluyor? Neden “vur abalıya” taktiği?

Dershaneler bize ne diyemez! Amaçlarını, dershaneleri açarken bir program haline getirip izin alarak açmıyorlar mı ? Öğrencileri sınava hazırlamaktan öte başka ne işleri var? 8.sınıfın ya da 11. sınıfın başında dershaneye gidip de gerçek sınavda aldığı puanın aynısını kurslara giderken eylül ayında alan binlerce öğrenci var. Bunların da mı sorumlusu okullardaki öğretmenler? Bunun sonucunda da mercek altına yine biz mi “gideceğiz"?

Vah bize, vahlar bize! Ölmüşüz de eş dost bile yalandan ağlıyor!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 984
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster