Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
224
 

En az üç çocuk, en çok sınır yok

Sayın başbakan sürekli en az üç çocuk yapılmasını öneriyor. Bundan bir iki ay önce de bakanlardan biri yedi çocuğum var, keşke on yedi olsaydı demişti. Kısaca, başta başbakan olmak üzere bazı kişiler çok çocuktan yanadırlar.

Bu bağlamda çok çocuklu olmanın, çocukların bakım, gelişim ve eğitimleri açısından tartışılmasında yarar vardır. Bana göre çok çocuklu olmanın aileye ve devlete getirdiği büyük bir yük vardır ve çocuk sayısı arttıkça günümüzde gereksinim duyulan insan tipini / nitelikli insanı yetiştirmek olanaksızdır. Bu durumu birkaç örnekle açıklamak istiyorum:

Çocukların bakım, gelişim ve eğitimlerinde en önemli kurum ailedir. Çünkü kişiliğin temelleri 0-6 yaşları arsında atılır ve daha sonraki gelişmeler bu temeller üzerine olur. Bu konuda çok güzel bir atasözümüz var. “Yedisinde neyse yetmişinde odur”. Kişilik bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal ve cinsel gelişmenin dinamik bir yapılanması, örgütlenmesidir. Yani gelişim boyutlarından birindeki olumlu gelişmeler diğer boyutları olumlu yönde; olumsuz gelişmeler ise olumsuz yönde etkiler. Daha sonra, olumsuz gelişmeleri değiştirmek, yerine olumlularını koymak çok güç hatta olanaksızdır.

Ayrıca, kişinin olumsuz ya da beğenmediği özelliklerini değiştirmek için çaba harcaması yerine, var olan olumlu özelliklerini, potansiyelini geliştirmek için çaba harcaması çok daha doğrudur. Bu nedenle, özellikle yaşamın ilk yıllarında, elden geldiğince olumlu kişilik özelliliklerinin gelişmesini sağlamak çok önemlidir. Bu bağlamda annelik-babalık zor bir görevdir ve bu görev ana-babanın çocuk bakımı, gelişimi ve eğitimi konusunda bilinçli olması, en azından çocuk gelişimini ana hatlarıyla bilmesi zorunludur.

Çocukların bakım, gelişim ve eğitimlerinde, özellikle Doğu toplumlarında en büyük görev annelere düşmektedir. Oysa söz konusu toplumlarda annelerin eğitim düzeyi ve sayısı, ayrıca ailelerin gelir düzeyi gelişmiş ülkelere göre daha düşüktür. Ayrıca bu işlevleri yerine getirecek okul öncesi (3-6 yaş) eğitim kurumları çok azdır. Son çıkan 4+4+4 eğitim yasası ile de söz konusu okulların hangi yaşlarda başlayacağı, hatta durumlarının ne olacağı da belli değildir.

Ülkemizde ulusal gelirden eğitime ve Ar-Ge’ye ayrılan pay AB ülkelerine göre daha düşüktür. Örneğin Ankara Ticaret Odası’nın 2007-2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, GSYİH’ dan eğitime ayrılan pay dünya ortalamasında 4,4; AB ortalamasında 5;1; Türkiye ortalaması ise 3,3 tür. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı daha fazladır ve sınıflar daha kalabalıktır; özellikle Doğu bölgelerinde (örneğin, Şanlı Urfa’da 43, Ağrı’da 48, Şırnak’ta 57). Ayrıca eğitim yaşında olan çocukların sayısı daha fazladır ve çok çocuk istemek bu sayıyı daha da artıracaktır. Örneğin İlköğretimde okuyan öğrenci sayısı 10.8 milyon; her yıl okula başlayan öğrenci sayısı yaklaşık olarak 1,4 milyondur. Sınıflar çok kalabalıktır, giderek daha da kalabalıklaşacaktır. Oysa öğretmenler öğrencilerin bireysel farklılıklarını dikkate alarak, gerektiğinde onlarla teke tek (RPD ile işbirliği içinde) ilişki kurmak zorundadırlar. Elli, Altmış kişilik sınıflarda bunu nasıl yapacaklardır?

PDF’ nin 2005 raporuna göre Ar-ge’ ayrılan pay Türkiye’de binde 4,9 iken, OECD ülkelerinde yüzde 2,3 tür.

Bu durumda, yetiştirilmesi amaçlanan nitelikli insana nasıl ulaşılacak ve bilgi çağında bilginin en önemli / en büyük sermaye olduğu günümüzde, bilgi nasıl üretilecek, uluslar arası düzeyde nasıl rekabet edilecektir? Nitekim, Türkiye AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında bilgiyi ve teknolojiyi üreten değil daha çok transfer eden bir ülke konumundadır. İskandinav ülkeleri nüfus yönünden dünyanın en küçük ülkeleridir, gelişmişlik yönünden ise (hem de her alanda) dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadırlar.

Özetle, üretim ve verimlilik açısından elbette her ülkenin genç ve dinamik bir nüfusa gereksinimi vardır, ancak bu nüfus hiçbir zaman ürettiğinden fazla üreyen bir nüfus olmamalıdır. Özellikle Nietzsche’nin sürü toplumu hiç olmamalıdır. Günümüzde, üniversite mezunu olduğu halde binlerce genç işsizdir. Milyonlarca insan asgari ücretle çalışmaktadır. Eğitimin ve gelirin düşük olduğu, hatta tarımın da öldüğü kırsal kesimde doğum oranı daha yüksektir. Artık kırsal kesimde büyüyen gençler üniversitelere gidememektedirler. Eğitim sistemi tepeden tırnağa bozuktur. Bu eğitim sistemi ile dindar bir nesil yetiştirebilirsiniz; ancak yapıcı, yaratıcı, üretken, verimli, uzlaşı kültürü ve anlayışına sahip, demokrasiyi içselleştirmiş ve yaşam biçimine dönüştürmüş kuşaklar yetiştiremezsiniz. Öncelik nüfus artışı değil, bu sorunların çözümü olmalıdır.


Prof. Dr. İbrahim DÖNMEZER


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1547
Kayıt tarihi
: 14.05.12
 
 

28.4.1945 Hatay doğumluyum. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi mezunuyum. Uzmanlık al..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster