Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
532
 

En neşeli balkabağı: Helloween

En neşeli balkabağı: Helloween
 


Heavy metalin en neşeli balkabağı, sözleri ironiyle süslü, pozitif grubu Helloween, şu sıralar 12. albümünü kaydede dursun, biz onların yarattıklarına şöyle bir bakalım:

Helloween'ın hikâyesi 1979 yılında biraraya gelip "Gentry" adında bir grup kuran iki gitarist Kai Hansen ve -daha sonralari Gamma Ray'i kurup, Blind Guardian, Grave Digger gibi gruplarda ses mühendisligi yapacak olan- Piet Sielck ile başlamakta.

Grubun daimi üyesi olan Markus Grosskopf basa, davula da Ingo Swichtenberg’ in geçmesiyle grup ilk kadrosuna kavuşur ve "Ironfist" adını alır. 1983`te Sielck ayrılır, onun yerine Micheal Weikath (ex-Powerfool) geçer ve grup kendi ismini de seçer: "Helloween".

1984`te Noise Records ile anlaşma imzalayan grup "Death Metal" adını taşıyan bir demo yayımlar. İroni şuraddır ki, Helloween "power metal"in yaratcılarında biridir...

1985'de yayımlanan EP ve ilk albüm "Walls Of Jericco" etkileyici bir başlangıç olmuştur. Albümde Weikath ve Hansen ağırlığı hemen göze çarpar. Weikath'in ve Hansen'in arasındaki rekabet daha bu ilk albümde ortaya çıkmış, ama bu olumlu rekabet, ortaya gizli bir güç yaratarak, Helloween'in çok daha ilerlemesini sağlamıştır.

Albümden özellikle "Ride The Sky", "Heavy Metal Is The Law" öne çıkar. Bu albümde aynı zamanda vokalleri üstlenen Kai Hansen, özellikle konserlerde aynı anda vokal yapıp gitar çalmanın zorluğunu yaşar.

... Ve grup en iyi heavy metal vokalistlerinden biriyle işte o zaman tanışır: Micheal Kiske ile...

Kiske’nin gruba katılımıyla müziklerinde büyük bir gelişim yaşanır. 1987’de Metal tarihinin de dönüm noktalarından sayılan “The Keeper of The Seven Keys Part:1” albümü çıkar. “Walls of Jericho”dan çok daha temiz, çok daha melodik ve yaratıcı bir tarza kavuşmuştur grup. O kadar ki, bazı fanlar hâlâ en kaliteli işin “The Keeper of The Seven Keys Part:1” albümleri olduğunu düşünür.

Kiske, Helloeween'a katıldığında daha 18'indedir ama hem sesinin rengi hem de sahne hakimiyetiyle "gümüş ıslık" lakabına uygun görülmeye başlamıştır bile.

“The Keeper of The Seven Keys Part:1” de, konserlerin değişmez şarkısı "A Little Time" ve "Future World" vardır. "Judas" ise gizli bir kozdur. Sözlerdeki mizah ve ironi dozu artmış, Helloween heavy metalin karanlık çehresini gülümsetmiştir.

Plak şirketi izin vermediği içib bir yıl sonra (1988) yayımlanan “The Keeper of The Seven Keys Part:2”, tıpkı Guns N Roses'in "Use Your İllusion II" gibi, şarkı kalitesi açısından ilk albümden hem üstündür, hem de tam bir klasiktir.
İçinde neler barındırmaz ki? Yine konserlerin vazgeçilmezleri, "Eagle Fly Free", (İstanbul'daki konserde de çalımışlardır), Rise An Fall, Dr. Stein, I Want Out'tur. Son üç şarkı ilerideki "Live In The U.K." alümünde de yer alacaktır.

Helloween, hem sözleri hem de müzikal genişlikleri hem de üstün vokalistleri sayesinde, hep ileriye gitti. Yetenekli ve yaratıcı iki gitarist, Ingo'nun davulları ve Kiske'nin gümüş gırtlağı... Böylece çok basitmiş gibi görünen fakat derin anlamlar içeren sözleri birleşince ortaya şimdiye kadar hiç denenmemiş bir tür ve görülmemiş nitelikte bir grup çıkmıştır.

Ancak Hansen ile Kiske ve diğer gurup arkadaşları arasında çıkan kişilik çatışmaları, Hansen'in gruptan ayrılmasına neden olur.

Herkes Kai Hansen'siz bir albümün nasıl olacağını merak ederken, en doğru isimlerden biri gruba dahil olur ve 1991’de sessizlik bozulur, “Pink Bubbles Go Ape” albümü yayımlanır. Yeni gitarist Roland Grapow tepkiler alır, fakat sonradan çok yetenekli bir gitarist olmanın yanı sıra, iyi bir söz yazarı olduğunu da anlayacaktır.

“Pink Bubbles Go Ape”, Helloween'in arayışında daha "sotf" bir girişmidir. Daha sertlerini bekleyenler için hayal kırıklığı olmuştur. Ancak Danimarka'da kaydedilen albüm, "Number One", "Your Turn", "Heavy Metal Hamsters" benim hoşuma gidiyor. Üstelik "Mankind" ve "The Cahnce" de cabası.

Rock severlerin daha sevebileceği bu albümden sonra, sıkı Helloween fanlarının yıkıldığı, grubu yeni keşfeden ya da müzikal vizyonunu "power metal"le sınırlandırmayanların baş tacı ettiği "Chameleon" gelir. Albüm bence en iyi Helloween albümü değil, aynı zamanda rock tarihinin de en iyi albümlerinin başında gelir.

Roland'ın ağabeyine yazdığı "I Don't Wanna Cry No More", Kiske'nin masal tadında yazdığı balladlar "Longing" ve Windmill", her rock severin vurulacağı parçaların başında gelir.

Cazın, blues'un ve değişik enstrümanların içiçe geçtiği "When The Sinner", "Crazy Cat", "Music" şaşırtıcı derece de özgün heavy metal şarkılarıdır.

Tıpkı ismi gibi "bukalemun" olan şarkılar, her tür ve müzikal geçis arasında dengeyi gözetmiştir. Artık efsane olmuş "Keeper.." sersini aşmak için atılmış en iyi adımdır. Ancak gerek önyargılar gerek EMİ'nin albümü pazarlamadığı gerekçesiyle çıkan tarışmalar grubu yıpratır.

Kiske, gruptaki ağırlığını arttırdığı, kendini heavy metalle sınarlamadığı için gruptan ayrılır. Kiske'yle kavga eden davulcu İngo da arkasından...

Kiske yalnız "gümüş gırtlak" olduğu için, çok geniş bir müzikal vizyona sahip olduğu ve Helloween'ı çok geniş müzikal sahalar sürdüğü için de gidişi büyük kayıp olur. Günümüzde bile arkasından konuşulur durur...

Bu ayrılık döneminde “The Best, The Rest, The Rare” adlı bir toplama albüm çıkarılır.

Yeni vokalist olarak, “Pink Cream 69” grubunun vokalisti Andi Deris seçilir. Başka sürekli Kiske ile karşılaştırılır, onun kadar yetenekli bulunmaz, yadırganır, uyumsuz ve hırçın bir sesi olduğu söylenir.

Andi Deris'li ilk albüm “Master Of The Rings” 1994'de çıkar ve eskiye dönüş sinyalleri verir. İçinde “Where The Rain Grows”, “Why”, “In The Middle Of A Heartbeat” gibi klasikleri barındıran albüm yine de beklentileri karşılamaktan uzaktır.

Bu sırada üzücü bir haber gelir, davulcu Ingo bir trenin önüne atlayarak intihar etmiştir...

“Gamma Ray” grubundan Uli Kusch bagetleri devralan isim olur.

Ardından Helloween tarihinin belki en karamsar albümü gelir: “The Time of The Oath”... Özellikle "Forever and One", “Time Of The Oath”, “Kings Will Be Kings” gibi sert parçalar, üstün vokal tekneği ve güçlü gitarlarla öne çıkar. “If I Knew” öne çıkan balladır.

Andi Deris, syirciyi sahnede coşturur, hırçın sesi ve yazdığı yeni şarkı sözleriyle Helloween'a yeni şeyler katar.

“High Live” aslında Helloween'ın gerçek anlamda ilk canlı kaydı olur ve oldukça başarılır.

"I Can" adlı pozitif efsane şarkıyla hepimizin kalbini çalan, “Better Than Raw” isimli yeni albüm, yer yer “Keeper” tadında, yer yer çok daha olgun ve sıkıdır. "Midnight Sun, "I Can", "Falling Higher" hem dinlyiciyi coşturur hem de listelerde de üst sırları zorlar. Albümün girişindeki müzikal intro ve "Hey Lord" şarkısındaki gibi yeni düzenlemeler ilgi çeker.

Kuruluşlarının onbeşinci yılını kutlamak amacıyla seçme şarkılardan oluşan bir albüm düşünülür. Ancak daha yenilikçi bir işe girişilir ve başka grupların parçalarını seslendirdikleri bir albümde karar kılınır: “Metal Jukebox”.
Albümde David Bowie’den ABBA’ya, Beatles’a çok çeşitli isimler var.

2000 yılında yayımlanan "The Dark Ride" isminin aksine son derece ironik bir parçayla açılır. "Mr. Torture"... Kesinlikle olimpiyat şarkısı olmalı dediğim "All Over The Nation" ise, Helloween'ın şimdiye kadar yazdığı en güçlü şarkılardan biridir.

Albüm hâlâ en sert Helloween albümüdür ve Andi Deris'in vokaldeki ağırlığı hissedilir. Bence Deris'li en iyi albüm "The Dark Ride"tır. İçinde piyono soslu (bu bakımdan Sentenced'ın Killing Me Killing You akla gelir) If I Could Fly, hızlı "I Live Four Your Pain", "Immortal" sizi epeyce mutlu edebilir.

Grup yine böylesi iyi bir albümden sonra çatırdar. Ne yazık ki gitarist Grapow ayrılır ve yerine S. Gerstner gelir.
Davulda da üstü üste değişiklikler yaşanır.

Albüm uzun ve kısa, power ve klasik heavy metal arasında gidip gelen şarkılardan oluşmuştur ve kapağı da çok güzeldir. "Hell Was Made In Heaven", "Just A Little Sign" ve "Open Your Life" yine pozitif sözleri ve gitarlarıyla öne çıkar.

20. yılını dolduran Helloween, süprizi sonunda açıklar. Efsanevi "Keeper" serisinin üçüncü ve şimdilik son halkası olan "The Legacy" gelecektir. Nitekim büyük beklentilerle gelir de. Ancak tıpkı Queensrych'ün Operation Mindcrime'ın yıllr sonra bu albümün devamı olarak çıkardığı II'si gibi hayal kııklığı yaratır.

Bu süreç içinde müzik değişmiştir, dinleyiciler de...

Bence yine de "The Legacy" son derece iyi bir albüm. Toplam 78 dakika ve 2 cd'den oluşan albüm plak şirketinin her ne kadar ticari kaygılarını gözümüze soksa da, iyi parçalardan oluşuyor.

"The King For A 1000 Years" gibi 14 dakikalık bir parçayı koymak her babayiğidin harcı değil. Albümde Andi'nin ve Weikath'ın ağırlıklı yazdığı şarkı sözleri, yenilikçi duruşu, yer yer kısa ama vuruu, yer yer türler arasında rahatça dolaşmaları albümün genel özellikleri. Sıkı gitar solaları ve hırçın Andi vokallari de cabası...

Müzik değişiyor... Helloween da... Grup 2008'in ilk yarısında "Gambling With The Devil” isimli albümlerini hazılarken, hem 25. yılı dolduruyor, hem de hep iyi albüm yapmaya devam edecekler gibi duruyor.

Biz rock severlere de müzikal bir ziyafet düşüyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3532
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster