Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1152
 

Enayilik vergisi

Enayilik vergisi
 

Hep düşünmüşümdür ve günün birinde şaşırmaktan vazgeçebilmeyi çok istemişimdir emeğin değerli kılındığını, saygı gösterildiğini, sanata ve sanatçıya başüstünde hürmet gösterildiğini, eğitimli, yaratıcı insanların toplumda sürekli aranıp sorulduğunu misal. Pop bilmem ne, ya da dans, yada paten yarışmaları, yada magazin bilmem ne izlemek yerine insanlarımızın kendi rızasıyla NTV, CNN gibi kanalları izlemelerini örneğin.. Kulağa ne kadar hoş geliyor, hayali bile güzel geldi şimdi..

Toplumumuzun değerlerinin bu kadar dejenerasyona uğradığı bir ortamda, acaba bu daha nereye kadar gidecek, o kadar yetişmiş beyin, eğitimli insanlarımız sadece yetişmekle, eğitilmekle mi kalmış, yoksa sisteme entegre olmak değerleri korumaktan daha kolay ve kazançlı olduğu için mi tercih nedeni olmuş diye? Bir çuvalda bir avuç gerçeği gören durumunda olunduğunu görmek acı. Buna mukabil "bir olamamak" başka bir acı, belki de daha kötüsü. Zülfü Livaneli kaynaklı bir yazıdan alıntılar var aşağıda.Bu tür yazılara pek sıcak bakmamama rağmen o kadar nitelikli ve nokta atışı hep onikiden vuran bir tespit olduğu için affınıza sığınarak bloğa eklemeye karar verdim. Okuduğunuzda eminim sizler de hak vereceksiniz.

Gazeteler TV'lerden yüklü maaş, lüks jip ve araba alan ünlü artistlerin dudak uçuklatan anlaşmalarını yayınlıyor. Bir şarkıcıya toptan 3 milyon dolar, ötekine ayda seksen milyar maaş, berikine 700 bin Dolar. Bu arada hediye edilen yüz bin dolarlık jipler, trilyonluk villalar da caba. Peki, bu durum sadece TV'lerde mi böyle?

Hayır! Son yıllarda medya ve eğlence sektöründe, Amerika'ya parmak ısırtacak rakamlar telaffuz edilmeye başlandı. Milyonlarca dolarlık transferler, yüz-yüzelli bin dolar aylık maaşlar herkesin çenesini yoruyor. Kendisini dinleyenlere göbek attırma hünerine sahip şarkıcılar, milyonlarca dolarlık servetin sahibi oluyor. Görgüsüz 'sosyete' düğünlerinde şarkı-türkü söyleyenler bir gecede iki 'ekstra' çıkarıp 100 bin doları cebe koyuyor, ertesi gün programları için sete, bir sonraki gün de dizilerine koşuyorlar.
Peki bu adamlar kadınlar, topluma hangi katkıda bulunuyorlar da bu servetlere kavuşuyorlar dersiniz? Bu paraları kim ödüyor ve daha önemlisi neden ödüyor? Bu soruların cevabı basit: Bir takım hanende sazende takımı, bizden enayilik
vergisi alıyorlar. Onlara bu büyük serveti kazandiran sey; bizim toplumsal enayiliğimiz.

Değerler sistemi aşırı derecede bozulmuş, ayakların baş, başların ayak olduğu bir toplumda yaşanan çarpıklığın, her el çırpan kişinin arkasından ağzı açık ayran budalası gibi koşmamızın sonucu bütün bunlar. Kendileri gibi erkek olan arabesk şarkıcısının çıplak ayaklarina dokunabilmek için birbirini ezen kalabalığın psikopatolojik yansımaları. Her taraflarından löpür löpür et ve yağ fışkıran terli eşcinsel şarkıcılara hayranlıkla bağlı olan ve onların söylediği
şarkının ritmine uyarak kalça tokuşturan aslan parçası erkeklerimizin eğlence dünyası. Adamlar ve kadınlar, böyle bir toplumdan enayilik vergisi tahsil etmesin de ne yapsın?

Siz siz olun; sakin Mehmet Akif'in, istiklal marşının ödülünü almamasını ama son günlerinde çektiği sefaleti unutun, Nazım Hikmet'e sahip çıkmayın, Sabahattin Ali'yi kim öldürdü diye sormayın, Melih Cevdet Anday ne yapıyor diye
merak etmeyin, Türkiye'nin AB'ye alınması karşılığında hangi bedelle karşı karşıya olduğuyla ilgilenmeyin, Fazıl Hüsnü Dağlarca nasıl geçiniyor diye aklınıza takmayın, Avni Arbaş'ı ziyarete gitmeyin, Cemil Meriç'in kitaplarina el sürmeyin. Doğdukları ev müze yapılacak, adlarına enstitüler kurulacak, üniversite doktoraları hazırlanacak değerlerinizi bir an önce tepelemeye bakın.

Çünkü kültür, şiir, resim, nitelikli müzik, düşünce gibi kavramlar bu millete zararlıdır. Allah korusun, onun aklını falan bozar! Bu insanların çıktığı televizyon kanallarını hemen 'zap'layıp, kalça-göbek lümpen eğlence dünyasina zıplayın. Ve paşa paşa enayilik verginizi ödeyin.

Sonra sokaklara çıkıp 'Bütün dünya şaşırma, sabrımızı taşırma!' diye bağırın. Bizler gibi bir avuç insana da 'damarlarımızda mevcut olan asil kanı' arayarak ömür tüketmek düşsün.

Kaynak : Zülfü Livaneli

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazıyı tekrar okudum ve aşağıda daha önce de yorum yapmış olduğumu gördüm. Bir an ikilemde kaldım acaba tekrar yazsam mı yazmasam mı diye ama işte buradayım. Önceki yorumuma ilave olarak diyorum ki, o sözünü ettiğiniz sanatçılar veya her neyse kendileri açık açık dile getirmiyor mu zaten? Beni sizler var ettiniz diye. Bu itirafın sonuna bir şey eklemek gereksiz sanırım. Sevgilerimle.

Ayrıntıda gezinmek 
 30.05.2007 19:51
Cevap :
Çok doğru, yazıya kendi bir arkadaşımın tespitini de eklemeyi unuttum aslında. O sanatçılarla çok içli dışlı, değerli bir insan. Bunların egolarının gereksiz şişmesinin altındaki yegane neden bizim ezik bir toplum almamızdan geçiyor. Ve bizlerdeki o güzel enerjileri de bir güzel emiyorlar. Ne verirsek yerler düşüncesi sadece eğitimle engellenebilir değil mi? 2. deolsa yazmanıza sevindim. Saygılarımı kabul edin lütfen, sağlıcakla kalın.  04.06.2007 3:12
 

Bu tür televizyon yayınlarını kimse onaylamıyor. Medya niye ısrar ediyor hala bunları bize zorla izletmeye. Seçici olduk artık. Büyük çoğunluk bu saçma sapan eğlence programlarıyla ilgilenmiyor. Yine de neden hala çok yüklü miktarlarda para kazanabiliyorlar gerçekten anlamıyorum. Yazınız için tebrik ediyor, medyadan da biraz anlayış bekliyorum.

Sema GÜZEL 
 14.05.2007 13:10
 

Bu gün bir blog yazısı okudum ve yorum yaptım aldıgım cevap karşısında , bende bir blog yazmak istiyordum verilen cevaba cevaben... Tam sizin blog yazınıza paralel bir blog yazısı düşünüyordum, bana tercüman olmuşsunuz bilmeden...Siz gibi düşünen blog arkadaşlarımın olması beni memnun ediyor, vakit şapkamızı elimize alıp düşünme vaktidir. BU GÜZEL BLOG YAZISI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 06.04.2007 13:39
Cevap :
Sizin de yazılarınızı beğenerek takip ediyorum bende.. Teşekkürler Serap hanım, zarif düşünceleriniz için..  06.04.2007 14:17
 

Öncelikle eğlenmeye gönlünce göbek atmaya karşı olmadığımı hatta bizzat gereksinim olduğunu vurgulamak isterim. Nasıl yemek ihtiyaçsa eğlenmekte ihtiyaç ve gereklidir. Sayın Zülfü Livaneli beğenerek okuduğum, çok severek dinlediğim, bir çok konserine gittiğim, kasetlerinin nerdeyse tümünü edindiğim bir yazar ve müzik adamıdır. Ama eğlenen insanlara bu denli sert çıkışını yadırgadım doğrusu. Fakat onun sözünü ettiği sınıfa da dahil olmadığımı biliyorum. Yazınızın başında söz ettiğiniz yozlaşmaya gelince, bunlarda bir şey mi diyesi geliyor insanın. Bana ulaşan bir mail de evliyimamauygunum adlı bir sitenin faaliyetlerinden söz ediliyor. Site Cyber-Warrior tarafından çökertilmiş ve yakında orada kayıtlı bulunan üyeler deşifre edilecekmiş. Ve ne yazık ki üyelerin çoğu kadınlardan oluşuyormuş. Sitenin sloganı ise; dünyanın çivisini biz çıkarmadık, biz geldiğimizde çivi çıkmıştı. Biz sadece çıkmış çiviyle oynuyoruz'muş. Cyber-Warrior'un sloganı ise biz geldik o çiviyi çakıyoruz olmuş!

Ayrıntıda gezinmek 
 06.04.2007 4:42
Cevap :
Yazıyı gayet düzgün bir şekilde süzmüşsünüz, diyecek birşey yok. Sadece alıngan bir taraf sezdim sizde. Orada kokuşmuşluktan bahisle birtakım tarifler var, orda olmadığınız da çok açık. Yoksa eğlenmek de hayatın bir parçasıdır, sosyal değerlere sahip çıkmak, düşünen olabilmeye çalışmak gibi gibi gibi ve gibi..  06.04.2007 14:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 37
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 2135
Kayıt tarihi
: 12.02.07
 
 

Hayatla doğrudan ilgiliyim, hemen hemen her konu ilgimi çeker, ancak mistik, metafizik, tarih ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster