Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '14

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3295
 

Endoktrinasyon, Beyin Yıkama

Endoktrinasyon, Beyin Yıkama
 

Endoktrinasyonel eğitim


Endoktrinasyon, kelime anlamı olarak, birisine veya bir topluluğa görüş, düşünce aşılama ya da fikir telkin etmedir. Diğer bir ifade ile belirli tavırların ve inançların, bireylere, onların entellektüel otonomilerini ortadan kaldıracak ve akli melekelerini kullanmalarını engelleyecek şekilde aşılanmasıdır.

Victor Hugo’nun 1869 yılında yazdığı “Gülen Adam” (The Man Who Laughs) adlı romanında 17. yüzyılda değişik bir tür çocuk alım satımıyla uğraşan kimi insanların (comprachico), küçük yaştaki çocukları satın aldıktan sonra porselen vazolara yerleştirirek, çocukların yıllar boyunca yavaş yavaş büyüyecek olan bedenlerinin zamanla porselen vazoların dış kıvrımlarını doldurmaya başlayacak ve sonuçta tamamen vazonun şeklini alacak olmasıdır. Çocuk tacirlerinin nihai amacı, bu suni yöntemle ürettikleri hilkat garibelerini panayırlarda sergilenmek üzere satmaktır. Hugo’nun bu kitabı yazmasından yaklaşık bir asır sonra, Ayn Rand bu konuya yeni bir açılım getirerek, günümüz eğitimcilerinin 17.yüzyıl çocuk tacirlerinin modern dönem varisleri olduğunu, ancak bu iki grup arasında belli farklılıklar bulunduğunu söylemektedir. Söz konusu farklılıkları temel alarak yaptığı karşılaştırmalı değerlendirmeler şu maddelere dökülmüştür.

Günümüz eğitimcileri çocukları satın almıyorlar ama çocuklar onların ayaklarına getiriliyor, Eğitimciler, narkotik ilaçlar kullanmıyorlar. Çocukları gerçekliğin tam anlamıyla farkına varmalarından önce alıp, bu farkındalığı geliştirmelerini engelliyorlar, Eğitimcilerin yaptıkları çocukların bedenlerinde değil, zihinlerinde izler bırakıyor, Eğitimciler işlerini gizlice değil, açıktan yapıyorlar, eğitimciler çocukları vazolara yerleştirip bedenlerinin şeklini vazoya uydurmuyorlar, onları okullara yerleştirip topluma uyduruyorlar.Öncülleri ameliyatı gizleyip, ameliyatın sonuçlarını teşhir ederken, eğitimciler bu durumu tersine çeviriyorlar: Ameliyat açıktan gerçekleştirilirken, sonuçlar gizleniyor.

Endoktrinasyonun her alanda telkin edilebilmesi için, rasyonel olmaktan ziyade duygusal temellere dayanan bir eğitim felsefesinin yürürlükte olması gereklidir. Karakter yapısı ve zekâ seviyesinden bağımsız olarak her insanın aynı şekilde yetiştirilmesi amaçlandığından, soyutlama ya da eleştirel düşünme üzerinde durulmayıp, objektif değer algısı içermeyen bir düşünce yapısının benimsetilmesine çaba sarf ediliyor. Proseslenmiş hazır yargıların aktarılmasına dayalı olan bu süreçte, ağırlıklı olarak belli sembollerin kutsanması üzerinde duruluyor.

Hapishaneler, eğitim kurumları, kültleşmiş organizasyonlar ve ordular, örgütsel yapılarında otoritenin önemli bir yeri vardır. Bu eğitim ile aşılanan zihniyetin sürdürülebilir kılabilmesi için kışla ortamının kendine has örflerinin azami disiplinle sürekli canlı tutulması gerekir. Eğitim süreci boyunca aşılanan proseslenmiş hazır yargıların (ya da ezberlerin) tekrarlarından ve yüceliği telkin edilen sembollerin kutsanmasından ibaret olan bu ritüeller, milliyetçi ideolojinin neredeyse bütün şoven öğelerini içermektedir. Söz konusu militer milliyetçi düşünce yapısı içerisindeki şovenizmin dozuna bağlı olarak da, insan merkezli evrensel bir algıya ya da empati arayışına yer kalmadan, kışlanın küçük dünyasının askerin kişisel evrenine dönüşmesi böylelikle sağlanmış oluyor. Bu kişinin dünyasında (yani içine girdiği kapsülde) artık üniformalar, marşlar, bayraklar, rütbeler, anıtlar ve milli kahramanlar oluşmakta; bu koşullar altında, başarının ölçüsü de, bu sembollere sadakatin derecesi ile doğrudan ilişkilendirilmektedir.

Endoktrinasyon sürecinden geçen bir birey, benliğini yitirerek kollektif varlığın bir parçası haline gelmiş olduğundan, özgür düşünebilme ve karar alabilme yeteneğinden önemli ölçüde soyutlanmıştır. Artık komutlarla hareket eden (ya da ettirilen) bir emir kulu durumundadır. Albert Einstein, “Benim Gözümden Dünya” adlı denemesinde, bu duruma getirilmiş bir asker hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade eder: “Hayvan sürüsü tabiatının su yüzüne çıkmış en kötü örneği olan militarist sistemden tiksiniyorum. Bir bandonun nağmeleriyle uygun adım marş yürüyüşü yapan bir insanın bundan memnuniyet duyabilmesi, onu küçümsemem için yeterlidir. Tek ihtiyacı olan belkemiği iken, o büyük beyni ona yanlışlıkla verilmiş. Medeniyetin bu hastalıklı noktası, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmalı. İntizamla gelen kahramanlık, hissiz şiddet ve vatanseverlik adı yapılan bütün ölümcül saçmalıklardan nasıl da nefret ediyorum!”

Kitlesel Eğitimde Kullanılan Yöntemler: Eğitimin zorunlu ve merkezi kılınması, tek tipleştirici yapı adına bir gerek şart durumundadır. Bu uygulamalara temel teşkil eden prensipleri belli başlıklar altında toplamak mümkündür.

1. Odaklandırma,

2. Bilgi Saklama,

4. Ezber Yükleme,

a. Süperlatif kullanımı, b. Göreceliliğin göz ardı edilmesi, c. Heptencilik, d. Belirsizlikle genelleme, e. Odaklandırma.

5. Tekrar : “Kavgam” adını verdiği kitabında bu konuya da değinen Adolf Hitler, halkın belli yalanlara inandırılabilmesi için aynı şeylerin sürekli tekrar edilmesinin önemi üzerinde durmuştur. Halkı yalanlara inandırma işini “büyük bir maharetle gerçekleştirilmesi gereken bir sanat” olarak nitelendiren Hitler, duygulara hitap etmek, az sayıda noktaya odaklanmak ve vurgulanması istenilen şeyleri halkı inandırıncaya kadar defalarca tekrar etmek gibi öğeleri etkin propagandanın prensipleri arasında sayıyor.

6. Korku,

7. Değer Kazandırma.

Farklı kimliklerin, inançların, kültürlerin bir arada barış ve huzur içinde yaşabilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan Endoktrinasyon anlayışı sonucunda, eğitim sisteminin katı bir emir-itaat kültürü üretmesidir. Farklılıkların yok sayıldığı, hak ve özgürlüklere dair taleplerin her defasında klasik totaliter devletçi yaklaşımla reddedildiği bir eğitim ortamı, sadece yeni nesli değil, bu ortam içinde çalışan öğretmen, bilim insanı, memur ve hizmetlileri de etkisi altına alıyor.

Bu anlamda farklı olana karşı oluşan nefretlerin, düşmanlıkların, yersiz kaygı ve endişelerin kökeninde birazda eğitim sisteminin işlevi olan milli beyin yıkama yöntemi yatmıyor mu

Nizamettin BİBER 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erol Beyin dediği gibi siz, olaylara direkt girmeyip bilimsel örneklerle açıklıyorsunuz. Çok ilgimi çekiyor yazılarınız ve birkaç defa okuyorum. Sistemli ve etik olmayan şekillerde yapılıyor..Çok korkutucu.. Sorgulamayan, sormayan, sadece kabul eden, hep birbirine benzeyen insanlar yetiştiriliyor.

Selda Çakmak 
 12.01.2016 16:19
Cevap :
Evet blog yazılarımda biraz akademik olması için metodoloji yöntemi kullanmaya ve nitel özellik katmaya çaba sarf ediyorum, aslında emekte veriyor sayılırım. Beyin yıkama tüm dünyada devlet resmi ideolojilerinin kullandığı bir yöntem, etik olmasa da. Teşekkür ederim, selam, saygı ve sevgilerimle.  13.01.2016 8:30
 

Eğitim sisteminin asıl amacı beyin yıkama olamaz Nizamettin bey kardeşim... Eğitim sisteminin asıl amacı "değerleme" oluşturmaktır. Ne yazık ki Türk eğitim sisteminde pedagoji bilimi kullanılmadığı için değerlemeler oluşmuyor. Değerlemeler oluşsa eğer "doğru sözlülük, saygı, barış ve kardeşlik" başa taç edilirdi... Üzgünüm ki bu gerçekleşmiyor. Sahtelik berbat ediyor şu güzelim ülkeyi... Saygılarımla...

Halil Güven (Sökeli) 
 24.08.2014 2:02
Cevap :
Merhaba Halil abim; Eğitim sisteminin amacı mutlaka beyin yıkama olmamalı ancak eğitim sistemi bilinçli olarak kötürüm edilerek toplum istenildiği şekilde evriliyor ve yönetiliyor, çakma insan yetiştiren bir sistemde ancak bu kadar toplumsal yapı oluşturuyor, teşekkür ederim, güzel ülkemizin güzelliklerinin geri gelmesi dileği ile; selam ve saygılar   25.08.2014 13:33
 

Aslında yazdığınız blogdan bir kısım insanların ders alması gerekir Nizamettin bey. Siz bizler gibi direkt olaylara girmemenize rağmen, insanların psikolojik durumlarını çok güzel sergiliyorsunuz. Ama en basit olayları anlamayan insanlar gerçekleri bilimsel olarak yazmanıza rağmen bu blogunuzda ne demek istediğinizi de anlamayacaklardır. Saygılar, selamlar...

Erol Özışık 
 23.08.2014 19:10
Cevap :
Merhaba Erol bey, aslında yazılan yazılardan tüm insanların ders çıkarabilme yeteneği olsa sorunlarımız minimum olurdu, algıların, anlayışların eğitimle doğrudan ilişkisini düşündüğümüzde toplumsal olarak durumumuz hiçte iç açıcı değil, esas sorunumuz da bu, teşekkür ederim, selam ve saygılar benden de efendim.  24.08.2014 9:34
 

Kıymetli Nizamettin Biber; Emek, zaman sarfıyla hazırlanan yararlı ve faydalı bir yazınızı daha okuduk.Artık ülke insanına endoktrinasyon edilmeye devam ediliyor.Gerçekler saklanıyor, özellikle korku verilerek beyin yıkamaya devam ediliyor.Görsel ise hayli düşündürücü.Saygılar sunuyorum. Sağlık ve mutluluk diliyorum

Mehmet Burakgazi 
 23.08.2014 14:38
Cevap :
Maalesef toplumlar ne kadar zayıf ve örgütsüz haldeyse onların iç çatışmaları ve dağılmaları o denli hızlı ve kolay olmaktadır. Bilimsel sosyal psikolojinin her yöntemini uygulayan batılı gelişmiş toplumlar, bu yöntemi kendi kukla kay men anahtar adamlarına uygulatmaktadırlar Mehmet abim, görsel ise yazıyı destekleyen çok önemli bir unsur, teşekkür ederim, selam saygı ve hürmetler sunarım.  24.08.2014 9:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 821
Toplam yorum
: 3584
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2531
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster