Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '20

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
74
 

Enflasyon

A. GİRİŞ: Modern ekonomilerin en büyük baş belalarından biri enflasyondur.  Parasal bir olgu olarak kabul edilmekle beraber, üretimden tüketime, iç siyasetten uluslararası ilişkilere kadar birçok yönü ve arayüzü olan enflasyon, yalnızca şaha kalktığı 20.Yüzyılda değil, içinde bulunduğumuz yüzyılı da derinden etkileyecek ve daha uzun bir süre yazılmaya, çizilmeye ve okunmaya devam edilecektir.

            21.Yüzyılın henüz yaşanmamış on yıllarında banknot ve kaydi paranın yerini alacağına kesin gözüyle bakılan elektronik e para, ya da kripto para karşısında enflasyonun nasıl bir kimliğe bürüneceği, ya da hızla gelişen teknolojinin gerek enerji ve gerekse Sanayi 4.0 uygulamalarıyla üretim maliyetlerinin radikal ölçüde ucuzlayıp, bollaşacak mal ve hizmetlerin veya başka bir deyişle arz miktarının enflasyonu tarihe gömebileceği tartışılır bir hale gelmiştir. Aksine küresel ısınma gibi iklim bir fenomeninin getireceği kıtlık, susuzluk ve kitlesel göç gibi devasa problemlerin onu patlatabileceği ileri sürülmektedir.

            İşte tüm bunlar enflasyon olgusunu iyi tanımayı veya meydana gelecek ekonomik ve teknolojik dönüşümler karşısında nasıl bir kimliğe bürüneceğini iyi incelememiz gerekir.

             B. EKONOMİLERİN BAŞ BELASI ENFLASYON NEDİR, NE DEĞİLDİR?

             İktisat kitaplarında enflasyonun birkaç türlü tanımı yapılır. Ancak en çok kabul göreni, “Belli bir dönemde (Genellikle aylık ve yıllık) fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen artıştır”. Yani belli bir dönemde enflasyondan söz edebilmek için bir mal veya mallar grubunun fiyatlarında oluşacak artış değil, ekonominin tümünde mal ve hizmetlerin fiyatlarında sürekli olarak genel bir artış olması gerekir. Bu artış miktarı yüzde oran olarak ifade edilir. Yani geçen ay enflasyon oranı % 1,5 oldu diye tanımlanır. Veya geçen yıl enflasyon yüzde 12 olarak gerçekleşti denilir. Ancak bu genel nitelikte açıklanan bir orandır. Aslında enflasyon iki değişik kesimde meydana gelen fiyat artışlarına göre belirlenir. Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE). Para (Money) adındaki kitaplarında Amerikalı iktisatçılar Daniel Conaghan ve Dan Simth de “Fiyatlar genel seviyesindeki artış “ olarak tanımladıkları enflasyonun “Belirli bir düzeyde tutulduğunda sağlıklı işleyen bir ekonominin göstergesi olduğunu “ ifade ederler. Yazarlar “Asıl sorunlar enflasyon kontrolden çıkmaya başladığında ya da ekonomi potansiyel olarak aşırı derecede zararlı olan enflasyon- deflasyon döngüsüne girdiğinde baş gösterir” (1) diye devam ederler.

            Bundan başka Talep Enflasyonu ve Maliyet Enflasyonu kavramları da Enflasyon Literatüründe önemli bir kaplar. Kısaca ifade etmek gerekirse Talep Enflasyonu; mal ve hizmet arzının toplam talepteki artış hızına ayak uyduramaması halinde ortaya çıkar. Bu gibi durumlarla, genellikle ekonominin toparlama sürecine girdiği ve işsizlik oranında azalma yaşandığı dönemlerde karşılaşılır.

            Maliyet enflasyonu ise, petrol ve gıda gibi emtia fiyatlarının yükselmesi veya savaş veya doğal afetler gibi zor dönemlerde üretim maliyetlerinde yüksek artışlar yaşanması sonucu ortaya çıkar. Bu tür hallerde toplam arz daralır ve fiyatlar genel seviyesinde yükselme yaşanır.(2)

            Ayrıca çok kabul gören bir ayrım olmasa da ücret enflasyonu ve ithal enflasyonunu maliyet enflasyonu içinde zikretmek gerekir. Tüm bunlardan başka yüksekliğine            veya başka bir deyişle artış oranına göre enflasyon üç kısma ayrılır:

            - Sürünen Enflasyon: Düşük olmakla beraber varlığını kesintisiz devam ettiren enflasyondur. Yüzde 3-8 arasında değişir. Ekonominin iç dinamizmi için gerekli olduğunu savunanlar vardır. Bu durumun başka bir tanımı da enflasyon içinde büyümedir.

            - Yüksek Enflasyon: Yüzde 10’un üzerine çıkarak yüzde 20’li oranlara ulaşabilen enflasyondur. Bir ekonomide tüm alarm zillerinin çaldığı bir göstergedir.

            -  Dört Nala Enflasyon: Yüksek enflasyon artık kontrol edilemez bir noktaya gelmiş olup fiyatlar genel düzeyi dörtnala artmaktadır. Yüzde 25’leri geçmiş ve hatta yüzde 80’lere ulaşmıştır. Bu durum tam bir ekonomik krizi işaret eder ve zamanında tedbir alınmazsa hiper enflasyon gibi bir felakete kapı aralanmış olur.

            - Hiperenflasyon: Enflasyon oranı yüzde 80’leri geçmiş, ve hatta yüzde 100’lere ulaşmıştır. Bütün bentler yıkılmış olup fiyatlar bir sel gibi artmakta, Merkez Bankası piyasaya para yetiştirememektedir. Çare bol sıfırlı banknotlar çıkarmak veya hayati önemde tedbirlerle bu selin akışını durdurmaktır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya ve zamanımızda Afrika ülkelerinde yaşandığı gibi…

            Stagflasyon iki ayrı sözcüğün birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir sözcüktür. İlk bölümü durgunluk anlamına gelen stagnation, ikinci bölümü de enflasyondan alınmış bulunuyor. Durgunluk içinde enflasyon anlamına geliyor. Yani reel ekonomik büyüme olmaksızın fiyatların artmaya devam etmesi halini ya da GYSH’ nın nominal olarak büyümesine karşılık reel olarak büyümemesi halini ifade eder. Slumpflasyon ise, sık rastlanmamakla birlikte ekonomik dengenin (ya da dengesizliğin) en korkutucu halidir. Slump; batma, çökme anlamına geliyor. Enflasyonla birleştirildiğinde çöküş içinde enflasyon gibi bir anlam çıkıyor. Yani ekonomi küçüldüğü halde enflasyon olgusunun varlığını ifade ediyor. Dünya çapında en bilinen örneği 1929 büyük bunalımıdır. Türkiye Ekonomisi de geçmişte slumpflasyonla birkaç kez karşılaştı. En yakın olanı 2001 krizi sonucunda yaşanan enflasyondur. (3)                   

 C. ENFLASYONLA MÜCADELENİN KLASİK YÖNTEMLERİ

             Enflasyonla mücadele edebilmek için çok çeşitli yöntemler, araçlar ve politikalar vardır. Uygulayıcılar yönünden baktığımızda hükümetlerin uygulayacağı mücadele yöntemi Maliye Politikası, Merkez Bankasının uygulayacağı politika; bankanın asıl görevi olan “Fiyat istikrarını korumak”  amaçlı Para Politikasıdır. Başka bir deyişle klasik iktisat literatüründe enflasyonla mücadele için iki temel politika vardır: Maliye Politikası ve Para Politikası..

            Maliye Politikasını hükümetler uygular. Araçları gelirler ve bütçedir. Gelirler deyimize aklımıza dolaylı ve dolaysız vergiler gelir. Hükümetler yeni vergiler ihdas ederek veya mevcut vergilerin oranlarını arttırarak piyasadaki talebi kısma yoluna giderler. Ancak yeni vergiler kanunla konur veya kaldırılır. Artış yetkisi kanunla hükümete verilmiştir. Özellikle piyasayı direkt etkileyen KDV ve ÖTV’de yapılan oran artışları fazla talebin kırılmasında etkili olur. Ancak stagflasyon söz konusu ise Maliye Politikası çok fazla işe yaramaz. Çünkü zaten, hem firmaların hem de hane halkının reel gelirleri düşmüştür. Böyle bir durumda vergileri yükseltmek bile bile yeni krizlere kapı aralamak olur.

            İkinci bir gelir politikası da devletçe üretilen veya özel sektörce üretilip önemli ölçüde tüketim vergileri tahsil edilen malların (petrol, içki, sigara) satış fiyatlarına zam yapmak veya zam yapılmasını teşvik etmektir. Bu durumda devleti kasasına daha fazla para girer ve fazla talep kısılmış olur.

            Hükümetin önemli bir enflasyonla mücadele aracı da bütçedir. Devletin bütçe yılı içerisinde yapacağı cari ve yatırım harcamalarının düzenlendiği bütçelerde enflasyonist baskıyı dizginleyebilmek için harcamalarının kısıtlanması yoluna gidilir. Ancak bu eylem büyümenin yavaşlamasına yol açar, kalkınma çabaları sekteye uğrar. Özetle maliye politikaları iki yönlü bir bıçak gibi çalışır. Hem fiyat artışlarını dizginleyip, hem de büyüme sağlayacak bir maliye politikası mevcut değildir.

            Merkez Bankalarının sahip olduğu bazı araçlarla para miktarını etkileyerek piyasaya sürdüğü paranın istikrarını sağlamasına Para Politikası denir. Başka bir deyişle başlıca görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez Bankaları, sahip oldukları po0litika araçlarıyla enflasyonu kontrol altına almaya çalışırlar. Ancak bunun için hem idari, hem de sahip olduğu araçları serbestçe kullanabilmek için bağımsız karar alabilmeleri gerekir. Bu esas Merkez Bankacılığının olmazsa olmazı olup, bu bağımsızlığa sahip olmayan bankaların enflasyonu kontrol altına alması veya başka bir deyişle fiyat istikrarını sağlayabilmesi mümkün değildir. Hükümetçe veya başka bir merci tarafından eli kolu bağlanan, ne yapacakları başkaları tarafından dikte edilen bir Merkez Bankası kısa süreli başarı gösterse de sürdürülebilir bir istikrar sağlayamaz.

            Bankanın sahip olduğu araçların belki de en önemlisi gösterge faizinin tespitidir. Gerçi bu faiz oranı emredici değil, Bankanın kendi işlemlerine uygulayacağı bir “Gösterge faiz” olsa da ticari bankalar başta olmak üzere piyasadaki tüm faiz düzeylerini etkiler. Son yıllarda Türkiye’de önemli tartışmaların odağı olan ve başkan götürüp, başkan getiren bu faizin ne yazık ki TCMB tarafından serbestçe tayin edildiğini söylemek mümkün değildir.

            Merkez Bankasının diğer önemli mücadele araçları para arzını ayarlanması, açık piyasa işlemleri ve reeskont penceresi işlemleridir. Tüm bu araçlar sıkı para politikası veya sıkılaştırma denilen operasyonların ana omurgasını oluşturur. Bu operasyonlarla piyasadaki talep artışının frenlenmesi hedeflenir. Basitçe ifade etmek gerekirse piyasadaki para bolluğu düşürülünce talep baskısı kırılmış olur.

            Son yıllarda tartışılan bir olgu da Bankanın bol miktarda reeskont kredisi vererek büyümeye katkı yapma misyonunun olup olmadığıdır. Uzun yıllar bankanın kredi departmanında yetkili olarak çalışmış bir görevli olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki, enflasyonist baskının şaha kalkmadığı hallerde ileri teknoloji üretim ve ihracatının reeskont kredileriyle desteklenmesi çok yararlı olacaktır. Çünkü bu alan ekonominin  bal peteğidir ve her kesimce desteklenmesi gerekir.

            Merkez Bankalarının para politikası “Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” (4) şeklinde özetlenen monetarist görüş geçerliliğini sürdürdükçe önemini koruyacaktır.

(Devamı var)

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Selâmlar. NeFeS, demektir eNFlasyon kavramı. Yanlış tanı=yanlış sonuç. Sorun ekonominin nefes alması değil, Tüketicinin "Satın alma Gücü" dür.. Güzel bir makale, fakat teşhis yanlış.. Selâm, Saygı ve Sevgilerimle..

Kemal Alkan 
 29.01.2020 11:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 343
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 424
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster