Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mayıs '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
401
 

Engelli olan yürek olmasın

Engelli olan yürek olmasın
 

ENGELLİ OLAN YÜREK OLMASIN


Dünyaya gözünü açtığın da, yaradan onu engelli kılmıştı.

Yıllar yılı, o engellere takıla takıla yürüdü tümsekli yollarda.

Belki başını okşayan olmadı.

Belki alay edildi, yaratılanın yaradılışıyla.

Gözleri açık, bilinci kapalı bir güvercindi o aslında.

Bir gün uçup gidecekti gökyüzüne.

Hiç gitmeyecek gibi, bezdirdi, yordu, takatten düşürdü canlarını.

Ciğer biraz acı olsaydı, yüzüne bakılmazdı değil mi?

Ah ah ne delidir, ne tatlıdır ciğer anaya babaya…

Anası babası evlatlarını ağzına alarak taşıdı yıllar yılı.

Yoruldular kimi zaman, kimi zaman öfkelendiler!

İsyan etler belki de.

Güvercin hiç yorulmayacak gibi yattı uykusuna.

Şafak bir gün çok dingin açmıştı, kafesinin üstüne;

Güvercinin gözleri yine açık, bilinci yine kapalı…

Bu kez sesi sedası dingin, hiç alışılmış gibi değil…

Uçmuştu güvercin, yaratanın huzuruna.

Yedisi verilince, uçmuş gelmişti, kuran okunan odaya.

Nasıl gelmişti acaba?

Çıkmıştı en tepelerde bir yere, öylece etrafa bakıyordu.

Hoca “Bu evladınızın ruhudur, güvercin olmuşta gelmiş” Diyince,

Kardeşi ağladı, adını anarak

“Gel” dedi “Ömer kardeşim, gel omzuma”

Güvercin geldi ablasının omzuna.

Ablası sevdi okşadı saçlarını.

Güvercin seviliyordu beyaz kanatlarının altında.

Hoca seviyordu beyaz kanatlı güvercini.

Güvercin nasılda sevgilere ve başının okşanmasına susamış gibi,

Öylece sesiz sedasız duruyordu.

Oysa güvercin insanlardan korkmaz mıydı hiç(!)

Uçmaz mıydı ürpertilerle(!)

Köylü seviyordu güvercini, vicdanlarına merhem sürercesine…

Seviyor, okşuyorlardı; Aslında “Vicdanlarını”

Güvercinden özür diler gibi telefi edercesine,

Geçmiş günlerin eksikliğini kapatmaya çalışıyorlardı mahcup mahcup.

Güvercin bakıyor, anlıyor, yine hiç konuşmuyordu.

Nasılda dingin dinliyordu.

Hoca güvercinle konuşup, “Keşke senin gittiğin yere,

Ben de gidebilsem, ya Ömer...” Diyordu.

Ana babasının ciğerleri sökülecek gibi çırpınıyordu acıdan.

Tıpkı güvercinin, güvercin olmadan önce,

Bilinmez boşluklarda çırpındığı gibi.

Kimler incitmemişti ki, bu güvercinin kanatlarını(!)

Kimler azarlamamıştı ki yüreğini(!)

O yaratanın engelli güverciniydi.

Yaradan bilincini kapamıştı çirkinliklere.

Güvercin hiç farkında değildi yaralarının.

Hiç sızlamamıştı kanatları.

Başını tepeden aşağıya doğru eğip, gelene gidene bakışlarında

Ne çok şey haykırıyordu;

Sözleriyle değil, gözleriyle…

Ey insanoğlu beni değil, kendinizi yaraladınız.

Benim kanatlarım hiç yara almadı ki.

Bakın ben güvercin oldum ve uçuyorum,

Yorduğunuz ve yaraladınız kanatlarımla.

Ey insanoğlu, beni değil, insanlığınızı azarladınız.

Benim yüreğim, hiç azarlanmadı ki.

Bakın ben güvercin oldum ve şimdi seviyorsunuz beni;

Aslında kendi suçlarınızı örter gibi.

Kendi vicdanlarınıza mel hem sürer gibi…

Şimdi kendi yüreğinizi azarlar gibi, seviyorsunuz beni.

Şimdi kendi kanatlarınızı kırar gibi sarıyorsunuz beni.

Benim engelimi aşıp hiç yüreğime değemediniz ki.

Benim engelimi aşıp hiç engelime değemediniz ki.

Benim engelim tel örgüydü sizler için;

Takıldınız ve kendiniz kanadınız işte,

Kanattınız canınızı…

Benim engelim çirkinliklere kapalı bir duvardı aslında,

Sizler hiç onu geçemediniz ki…

Engelli olan yürek olmasın;

Siz bunu hiç bilemediniz ki…

(!)Güvercin uçmuş, suçlar, suçlular ortaya çıkmıştı.

Hayatın engeline takılan aslında sadece engelliler değildi ki.

Bu olayda hayatın engeline takılan birçok kişi kendine geldi.

Birçok kişi bu dersten yine bir şey çıkartama dı.

Ha babam sınıfında dünyanın öğrencileri olan,

İnsanoğlunun birçoğu yine sınıfta kaldı...(!)

Bazen Hac’ca gitmek bir insana o kadar yakındır ki;

Bir öksüzün,

Bir engelinin başına el sürüp şefkat göstermek kadar büyüklük Ve

Hac’ca yakınlık var mı?

Ne kadar işimiz gücümüz olursa olsun,

Şefkatimizi hiç ama hiç ertelemeyelim.

Zaten Ahi ret hayatımıza,

Hazırladığımız hazırlık valizlerimize,

İşle güç arasında attıklarımız bize kalır.

Onlar o valizde kalacaktır.

Gerisi fani dünyanın gözlerimizi boyayıp, gerçek gösterdiği, Fakat yalan bir hayat ve boş bir süreçten başka hiçbir şey değil,

Yani fasa fiso…

Yaşam, insanoğlu ve idealleri arasında bir kovalamaca dan ibarettir;

Gökkuşağı ve onu yakalamak isteyen insanın aldanması gibi… Siz gökkuşağına doğru yaklaştıkça o yine uzaklaşır.

Tam yaklaştığınız da o yine bir yer belirleyip

“Orada yakala beni” der ve arkasından yine koşturur sizi. Gökkuşağının belirlediği yere varınca,

Beklediği yerde de karşılamaz sizi.

O halde başka bir hedefe doğru der ve hızla ilerlersiniz oradan. Çünkü aradığınız mutluluğu bulmak için daha çok hedefler vardır.

Tekrar koşar hedefe ve tekrar tekrar birde bakarsınız ki, Aslında hayat cümlesi sadece virgülden ibarettir.

Hani deriz ya hedeflerimizin son noktasında zafer vardır. Aslında insan hayat ve hedeflerinin son noktasında İnsanoğlunun sınav ve hayat bitimi vardır(!) Sonra başlar sınav notları... 2007

Engelliler Haftasını Kutluyor, Engelli Olan Yürek Olmasın Diyorum.

Engel’i Yüreğinde Olan tüm insanlara Allah’tan Hidayet, Engel’i Allah’tan Gelenlerin Yakınlarına Allahtan,

Sabır, Sevgi, Hoşgörü Ve Sonsuz Güç Diliyorum.


DİLEK EJDER

(Not: Eski soyadı Dilek FIRAT'TI)


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 581
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster