Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
235
 

Enseyi karartmayın

Enseyi karartmayın
 

Çetin Altan da hayata veda etti.
Ne çok veda var bu yıl; üst üste, yaprak gibi dökülen.
Ve her dökülen yaprak boşluk bırakıyor içim(iz)de.
Hiç ölmeyecek sanırdım, kızının söylediği gibi, yine ayağa kalkar diyordum. Artık günlük yazılarını okumasam da, takip etmesem de o vardı, yaşıyordu. Ara sıra röportaj verdiğinde keyifle ve özlemle okuyordum
 
Yıl 1979 sonbahar, yaşım on üç, halamın evi; ortalık kitap dolu, tam bana göre. VİSKİ'yi buldum, bir çırpıda okuyup bitirdim, çarpıldım.
 
Acıyla mizahın karşı karşıya geldiği, hayır dediği için her gün linç edilen bir insanın çok değişik öyküsünü anlatan bir romandı. O yıllarda yaşıma uygun olup olmadığına aldırmaksızın bulduğum her kitabı okurdum. VİSKİ de onlardan biriydi, asi çıkışlarımın, muhalif ruhumun oluşmasına ilk katkılardandı belki.
 
Yıllar geçti, 12 Eylül ihtilaliyle apolitik hale getirilen gençliğin bir parçası olarak Adapazarı'nda üniversiteye başladım. Okul kantininde elinde siyasi dergi ve kitap olan bir kaç kişiden biriydim. Kimsenin umurunda değildi emek, sömürü, haysiyet vs. Biz bir kaç kişi okur tartışırdık o kadar. Kanlı 1 Mayıs 1977 pazarını yaşamış olan Fevzi abiyi de bu yazı sayesinde hatırladım bak şimdi, hey gidi günler...
 
İşe başladım 1986'da; patron müessesesiydi ve iki kardeş patronum vardı. Ölene kadar hayırla yadedeceğim bu güzel insanların sayesinde ikinci kez tanıştım Çetin Altan'la.
 
Çok iyi eğitimli, görgülü, kültürlü, dürüst ve mütevazı bu insanlarla hemen her gün sohbet ederdik, her şey üzerine. Ne sosyalizmle ne de sol düşünceyle yakınlıkları olmadıkları halde her gün aldıkları Milliyet Gazetesi'nde hiç aksatmadan Çetin Altan'ı okurlardı, Şeytanın Gör Dediği köşesinde. Gel zaman git zaman ben de tiryakisi oldum Altan'ın yazılarının. O kadar geniş bir perspektiften bakardı ki dünyaya, "ben bunu hiç düşünmemiştim şimdiye kadar" dedirtirdi insana. Her konuda bilgi sahibiydi sanki. Çok tekrar yapardı, bu tekrarlar sayesinde ne anlatmak istediğini daha iyi anlar ve beynime kazırdım adeta.
 
COSMOS derdi evrene. Ülkemizin mesleksiz yığınlar topluluğu olduğunu söylerdi. Meslek çok önemliydi, mesleğin oldu mu, dünyanın neresine gidersen git aç kalmazdın. Önemliler ve Değerliler diye ikiye ayırırdı insanları. Önemlilere takılıp kalmamak gerektiğini, Değerliler'den beslenmemiz gerektiğini öğrenmiştim. En önemlisi ise Enseyi Karartmamak gerektiğini...
 
Umudu her daim taşımalıydık içimizde, Yaşanılası güzel bir dünya için mücadele ederken enseyi karartmamalıydık.
 
İşyerim kitap cenneti Cağaloğlu'ndaydı, gazete yazıları ile yetinmeyince o dönem kitaplarını basan İnkılap Yayınevi'nden bir dolu kitabını aldım. Ama beni en etkileyeni, eşi Solmaz Kamuran'ın derleyip Sel Yayıncılık'tan çıkardığı İPEK BÖCEĞİ CİNAYETİ, Fotoğraflarla Çetin Altan'ın Yaşam Öyküsü oldu. Adı gibi çetin şartlarda geçen zorlu yaşam öyküsünü, tarihi bilgilerle birlikte çektim içime.
 
Dört ay önce, "Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan." demişti.
 
Öyle oldu, maalesef.
 
Zaman zaman düşünürüm; belki o idealist neslin son çocuklarından biriyim ben de. Hep güzel bir dünya düşledim saf ve idealist duygularla. Romantik dediler, dinozor dediler bana, aldırmadım, aldırmıyorum. Belki ben de düşlediğim güzellikleri göremeden ölüp gideceğim, ancak biliyorum ki bir gün mutlaka sevgi ve barış galip gelecek. Oğlum, torunum görsün yeter, başka bir şey istemiyorum.
 
Son yılları için kim ne derse desin, benim için çok değerli olan Çetin Altan'ın Hayat Dersi gibi 
 
bazı sözlerine yer vererek bitiriyorum yazımı.
 
1- Başarı yalan söylemek zorunda kalmadan yaşayabilmektir.
2- İnsanlar değerli olmayı unuttular, önemli olmaya çalışıyorlar.
3- Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra, ya da hayallerdeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum. Yaşamak mümkünken yaşamamış olmakta.
4- Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.
5- İyi yaşamak zamanı olanaklar çerçevesinde en unutulmaz bir tat içinde.
6- Mutluluk sevdiğinle zamanı unutmaktır.
7- Neyi merak ediyorsan, o önemlidir hayatta. Merak etmediğin şey görünmez sana.
8- Yazı dediğin, 100 sene sonra birileri baktığı zaman sana ‘dangalak’ demesinler diye özenle yazılmalıdır.
9- Uydurunuz. Uydurdukça dünya ile belki daha kolay anlaşırsınız. Nasıl olsan onun için de ‘yalan dünya’ diyorlar. Ama unutmayın ki, uydurma gereği duymayanlar için de ‘adam’ diyorlar.
10- İnsan gerçekleşmeyecek şeyi düşünemez. Kristof Kolomb mutlu olsa denizlere açılır mıydı? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok üzügünüz. Tesellimiz, eserleri, insanları aydınlatmaya devam edecek. Bir blog yazarı, "enseyi karartmayın" sözünün ne anlama geldiğini internette bulamadığını yazmış. Kendisi "yorum" kabul etmiyor. Onun için orada yazamadım. Oysa Usta bunu "Geçip Giderken adlı eserinde açıklıyor. Bendeniz de blog.milliyet'teki, "Büyük Usta'nın anısına-Enseyi karartmayın" başlıklı yazımda Usta'nın açıklamasını yayımladım. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 25.10.2015 9:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 619
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1134
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster