Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
6884
 

Entel Köy Efe Köye Karşı

Entel Köy Efe Köye Karşı
 

Daha önce de yazmıştım… Anadolu’da terkedilmiş bir köyü almak ve restore etmek suretiyle turizme açmak yönündeki düşüncemi. Zira Anadolu’nun her noktasında var olan köylerin ki bu gün o köylerin birçoğu hemen hemen terkedilmiş durumda, genç nüfusu kentlere akın akın gitmekte ve o köylerde kalanlar ise yaşlı insanlar, bu köyler turizme açılmak suretiyle, güzel bir şekilde yavaş yaşamın ve doğal yaşamın merkezleri haline getirilebilir. Kent cangılı içerisinde bunalan insanların kendilerini atacakları birer nefes alanı haline dönüştürülebilir Anadolu’nun ücra köşelerindeki, unutulmuş, terkedilmiş birçok köy. Hem doğanın korunması, hem de o doğadan maksimum ölçülerde yararlanmak… İlaçsız, hormonsuz besinler üretmek, üretilen besinlerden yöresel lezzetler ortaya çıkarmak ve dinlence amacı ile yöreye gelecek olanların beğenisine sunmak… Böyle bir ihtiyacın Türkiye’de fazlasıyla hissedildiğini en azından turizmin içerisinde olan birisi olarak somut bir şekilde görebiliyorum.

Ne var ki, siyasal iktidarın bu yönde atmış olduğu bir adım olmadığı gibi, aksine, doğayı yok edecek, çürütecek bir dizi icraatlarına da son yıllarda fazlasıyla tanık oluyoruz. En basit örneği HES’ler… Bütün Anadolu coğrafyasını kuşatmış durumda HES inşaatları. Dereler, akarsular, ormanlar, vadiler bir bir yok olup gidiyor. Daha fazla elektrik üretmek adına, katledilen doğa… Oysa daha az tüketerek, doğaya zarar vermeden de makul bir yaşam tutturabilmek olasıdır. Oysa vahşi kapitalizm bir şekilde insanlığın ortak değeri olan doğal güzellikleri paraya tahvil etme sevdasında ve daha fazla cüzdan kabartmak adına, bir çırpıda doğayı yerle yeksan etmekte.

Cumartesi günü akşam, eşim ve kızımın isteği ile Entel Köy, Efe Köye Karşı isimli filme gittik. Son yıllardaki doğa katliamlarına karşı duyarlılık sağlamak, doğa katliamlarına dikkat çekmek adına yapılmış bir filmdi. Film hoşuma gitti. En çok da şu “Milli Şuur” mevzuuydu hoşuma giden. Köylerini üç kuruşluk para uğruna termik santral yapanlara peşkeş çekme sevdasında olanlara karşın, milliyetsiz, dinsiz, kitapsızların! o köyü, köyün doğal zenginliklerini koruyabilme savaşı… Kimin şuurlu olduğuna dair güzel bir örnek teşkil ediyordu. Köylü kurnazlıkları, köylülerin paraya olan düşkünlükleri, para için değerlerini anında satışa çıkarmaları… Ne diyordu muhtar, “Para için faşist de olurum, anarşist de olurum, komünsit de olurum kardeşim. Yeter ki para gelsin köyümüze değil mi?”. Belki de bu zamanın ruhunu en güzel yansıtan cümle bu oldu. Zamanın ruhu para demek… Bu kadar basit…

Film, doğaya zarar vermeden de, mevcut imkânlarla çok güzel bir yaşam merkezi oluşturulabileceğinin mesajını gayet güzel ve mantıklı zeminlere oturtarak izleyiciye vermiş. Hele hele kent cangılı içerisinde kaybolmuş olan insanların, bu gibi dinlence merkezlerini tercih etmeleri hiç de yabana atılmayacak bir durum. Artık o alışılmış dinlence tarzının dışında da, tatilciler, alternatif turizm ve dinlence alanlarının arayışındalar. Hele hele günümüzün çok yıldızlı otellerinde dinlence adına yapılanları gördükçe, hakikaten alternatif dinlence alanlarının yaratılmasını kaçınılmaz görüyorum.

Açık büfe yiyecek içecek sunumları, insanların sıra sıra dolaşarak bir an önce yemeğe ulaşabilme telaşı, zerafetten uzak, AVM kafeleri misali yemek yeme anlayışı hakikaten sıkıcı. Bir tarafta doğa yok edilirken, diğer tarafta tatil ve dinlence adına yeni bir cangılın ortaya çıkması… Gürültü alabildiğine, tempo alabildiğine…

Bu tür filmleri yoğunlaştırmak gerektiği kanısındayım. “Şu dönem” dedik ya… Ülkenin dört bir yanı doğa katliamlarına gebe… Siyasal iktidar marifetiyle, bir ülkenin zenginliklerinin nasıl yok edilme çabası içerisinde olunduğuna tanık oluyoruz. Şu dönem de daha bir akıl almaz şekilde doğa katliamları sürdürülüyor. Arsızca ve utanmazca… Bu işin sonunda kaybeden bu ülkenin insanları olacak. Geleceğimiz yok edilecek ve bizden sonraki kuşaklar bir tutam ağaca hasret kalacak. Siyasal iktidar tınmıyor bile… Kentsel dönüşüm adı altında bir rantsal dönüşüm anlayışı yaratmışlar, kentin bin yıllık değerlerini yerle bir edip, sakinlerini kent dışına sürüyorlar… Üç otuz paralık elektrik üretmek adına doğayı parsel parsel satışa sunuyorlar…

Tam da şu dönem de ciddi bir toplumsal duyarlılığa ihtiyacımız var.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dün akşam çok yakın dostlarımdan biri olan Lütfi aradı (hem de sinema çıkışında)bu filme git diye. Lütfi turizm sektöründe ve doğal bitkilerle bir şeyler yapıyor. Bu film şart oldu.

KUYUCAK 
 19.12.2011 10:02
Cevap :
İzlemeye değer Hasan Bey. Mesajı yerinde, stresten uzak...  27.12.2011 15:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1635
Toplam yorum
: 2985
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 938
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster