Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '07

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
4613
 

Erciyes Dağı'na herkes çıkabilir!

Erciyes Dağı'na herkes çıkabilir!
 

Erciyes Dağı Kayserinin güney tarafında 3917 metre yüksekliğiyle Orta Anadolu’yu süsleyen çok hoş ve ulaşılması ilk bakışta zor gibi görünen bir dağdır. Yıllardır Ankara’dan Sivas’a giderken ve Kayserinin içinden geçerken bu dağ beni, herhalde diğer insanları olduğu gibi, büyülemişti.

Dağcılığa tam olarak başlamamıştım ve herhangi bu konuda bir eğitim almamıştım ama erciyes dağına amatör olarak ve gerekli malzeme olmadan çıkılabileceğini internetten yaptığım araştırmalar sonucunda öğrendim ve gerekli olan tüm kafamdaki soruları yani çıkış rotalarını ve bizim için en kolay olabilecek rotaları ve rota haritalarını yine internetten elde ettikten sonra daha önceden buraya çıkmış olan dağcıların internetteki hikayelerini okuyarak bir yaz günü buraya çıkmaya karar verdim. En iyisi yaz olmalıydı mevsimlerden çünkü zirvedeki kar bizim için sorun teşkil edebilirdi.

Dağa çıkmadan önce birkaç arkadaşa haber verdim. Kendileri bu mecarayı kabul ettiler aslında kafamdaki plan bu dağa yalnız olarak çıkmaktı ama arkadaşların bana herhangi bir tehlike anında yardımcı olacaklarını da düşünerek onları da yanıma alarak beş temmuz akşamı saat on iki otobüsüne binerek Ankara’dan Kayseri’ye hareket ettik. Sabah saat beş buçuk gibi Kayseri ye indik ve Sivas yönünden gelen Hüseyin’le buluşup şehir merkezinden kalkan Develi dolmuşlarının olduğu durağa gittik ve sabah saat altı buçukta ilk dolmuş ile Develi kasabasına doğru hareket ettik. Yaklaşık saat yedi civarlarında erciyesin eteklerinde olan Tekir yaylasında dolmuştan indik. Burası aynı zamanda kışın faaliyet gösteren dağ otellerinin olduğu kısımdı ve denizden seviyesi 2300 metre civarlarındadır. Kayseri’den yaklaşık dolmuşla yarım saat uzaklıkta olan burası aynı zamanda Kayserililer için bir piknik yeri. Otellerin ilerisinde güzel küçük bir göl bulunuyor. Bu gölü ziyaret edemedik çünkü zamanımız yoktu.

Aslında planlarımız arasında 3200 metre civarlarına kadar teleferikle gitmek vardı ama sabahın daha ilk saatleri olması ve her bir istasyonun yedi milyon (beş dolar civarı, toplam iki istasyon var) olması bizi o güzel dağ havasında yürümeye zorladı. Oteller bölgesinden Erciyesin çanak çukurunun olduğu kısım yani çoban ini bölgesine gelmemiz ve su kaynağına ulaşmamız ve çok az bir dinlenme ile yaklaşık üç saat sürdü. Aslında buraya herhangi bir araba ile de gelinebilir ve araç burada bırakılıp esas tırmanmamın başlayacağı kısıma gelinebilir. Yol toprak ve yürüyüş için uygun. Dağın eteklerinden gelen kar suları bir kanal vasıtasıyla aşağıya kadar gidiyor ve her halde aşağılardaki köyler bu sulardan yaralanıyorlar. Su buz gibi yani elinizi bir iki dakika suya sokmazsınız. Getirdiğimiz karpuzu suya atıp ve onu ve diğer bir kısım yiyeceklerimizi orada yiyip biraz mola verdikten sonra esas tırmanış geçtik. Tırmanışımızı Tarak Kayalıkları denilen bir bölgeden yaptık ve bu çok büyük bir hata idi. Bir amatörü belki de ölüme götürecek bir hata. Aslında ilerdeki patika yolu kullanabilirdik ama kestirme olsun diye bir kavak ağacı büyüklüğünde olan ve nerdeyse dökülecekmiş gibi duran kayaların arasından yürüyüşe geçtik ama ilk bakışta çıkacağımız tepe kısım kolay gözüküyordu ve eğim çıkılabilir gibiydi. Aslında burayı tercih etmemiz yolu daha kısaltmak ve esas tırmanış yoluna kestirme yapmaktı. Çıkış esnasında üstünde yürüdüğümüz kayalar aşağı doğru hareket ediyorlar ama yinede güç bela yürüyoruz. Az kaldı derken yetmiş seksen derecelik bir uçuruma geldik ve tekrar geride dönemiyoruz ve hepimizi bir korku saldı. Aydın ve Serdar en önde ilerliyor ve Savaş diğer bir tarafta Hüseyin benim önümde ve en arkada ben. Yani artık sanki dik bir kayalığa çıkar gibi ellerimiz ve ayaklarımız sağlam kaya arayak ilerliyoruz ama bu arada da kendimizi yukarıdan savrulan taşlardan koruyoruz. Çok ama çok zor bir durumdayız hepimiz ve birinin düşmesi mutlaka diğer taşları da tetikleyecek ve hepimizi aşağıya indirecek. Ve düşme esnasında yüzlerce irili ufaklı kaya ile yüz iki yüz metre aşağıya ineceksin ve buda mutlak bir ölüm demektir. Ve bu insanları da ben buraya getirdiğim. Ve bunun verdiği bir sıkıntı içindeyim. Ama bir çaremiz daha var. Hiç yukarıya çıkmaz ve aşağıya inemezsek orda durup jandarmaya haber verip kurtulmak tabi bu arada gazetelere çıkmak. Bu arada kısa süreleri molalar veriyoruz ve sonunda karar verdik mutlaka yukarıya tırmanmaya devam edeceğiz ve aşağıya inmeyeceğiz. Çünkü inip diğer yoldan aynı seviyeye gelmek bize nerden baksan iki üç saate mal olacak. Bu arada elimizde hiç dağcılıkla ilgili malzemelerimiz yok ve hatta ben üstü açık yazın giyilen bir ayakkabı ile dağa çıkıyorum. Dağ ayakkabısını kullanmamamın sebebi yazın tırmanış esnasında rahat ve havadar bir yürüyüş olması içindi. Bu arada ben bir kayayı tutuyorum ve kaya benim üzerime gelmek üzere. Ama ileriye doğru yitip gelmesini engelliyorum. Ama kaçamıyorum da. Bıraksam alttaki taşları hareket ettirecek ve beni aşağıya indirecek. Hemen önümdeki Hüseyin’e bağırıyorum. Hüseyin yavaşça aşağıya inerek kayayı tutuyor ve kazağını bana iletip herhangi bir durumda tutmam için sarkıtıyor. Ben kazaktan tutarak birden kendimi diğer tarafa itiyorum ve o kocaman kaya yine bir sürü kayayı da beraberinde sürükleyek aşağıya indiriyor. Ne zor ve ne ter döktüren bir tırmanış. Bu arada ben ilerde olan Aydın’a bağırıyorum. Artık düzlüğe ulaştın mı diye veya artık tamamen tırmanılmayacak bir yola mı geldin diye. Aydın dan güzel bir haber geliyor ve uçurumdan artık kurtulduğumuzu söylüyor. Bu sevinçli haberle hepimiz dikkatli bir şekilde düzlüğe varıyoruz. Evet sevincimiz bir kat daha artıyor. Çünkü nerdeyse zirveye gelmişiz. Aşağıdan buraya gelmek bize yani çoban ininden burası yaklaşık iki saat çekiyor. Bu arada saat on iki ye geliyor. Normalde temmuz günü her taraf o saatte çok sıcak olurken bizler biraz üşümeye başlıyoruz. Yarım saat dinlendikten sonra tekrar artık patika bir yoldan zirveye doğru ilerliyoruz. Yolun her iki tarafı uçurum ve yol sadece bir metre genişliğinde.Özellikle Kayseri’ye bakan kısım çok daha tehlikeli. Çünkü yaklaşık bin-iki bin metre yüksekliğinde uçurumlar var.Bu uçurumların bazı düz kısımlarında çok uzun kavak ağacını hatırlatan kayalıklar var ki sanki ufak bir depremde veya rüzgarda yıkılacakmış gibi emaneten duruyorlar ve bir o kadar vahşi ve görülmesi gereken bir manzara sunuyorlar.Ben daha önceden böyle bir manzara ile karşılaşmamıştım.Hava çok temiz ve pırıl pırıl. Yüzlerce kilometre uzaklardaki dağlar ve kasabalar gözüküyor.Havada uçan bir kartal bile bile bizden daha aşağıda uçuyor.Bu arada Hüseyin getirdiği altimetre ile yüksekliği ölçüyor. Yoldan giderken gerçekten dikkatli davranıyoruz çünkü bazan şiddetli bir rüzgar esiyor ve bizi aşağı uçuruma savurabilir. Zirve yol boyunca gözükmüyor yalnız çıkacağımız ufak tepenin üst kısmı gözüküyor.Ve o tepeyi çıktıktan sonran yine bir başka gitmesi zor bir tepe ve o da bitince üçüncü bir tepe derken sonunda küçük zirveye ulaşıyoruz.Bu arada bu patika yolun sol tarafında küme küme kar yığınları var ben karlardan yiyorum tadı müthiş.Bu arada hava gittikçe soğuyor biz daha önceden getirdiğimiz kazakları giyiyoruz.Kayseri’de hava yaklaşık otuz sekiz kırk derece iken biz zirvede kazakla üşüyoruz.Hiç kimsede yükseklikten dolayı bir baş ağrısı ve herhangi olumsuz bir şey gözükmüyor.Bu arada bol bol resim çekiliyoruz.saat yaklaşık bir buçuk civarı.Manzara müthiş. Büyük zirve yarım saatlik bir yolla ulaşılabilir gibi gözüküyor. Bizim olduğumuz konum 3906 metre be büyük zirve 3917 metre. Yalnız esas tehlike bundan sonra.Tam büyük zirveye giden yolun ortasından mantar gibi kocaman bir kaya fışkırmış ve bu Hörgüç kaya zirveye ulaşımı engelliyor. Yani yola devam etmek için ya sağından gitmek yada solundan gitmek gerekiyor ki bu çok tehlikeli. Çünkü gerekli malzeme olmadan artık ilerlemek mümkün değil.Bu arada o taraflardan sesler geliyor herhalde bizden başka dağcılarda olsa gerek.Bizden bir gün önce bir gurup dağcı dağa , Kazakistan da ölen Atlas dergisi yazarı olan dağcı Uğur Uluocak için çıkmışlar. Aralarında eski bir bakanda vardı. Bir gün önce bizde çıksaydık herhalde onlara katılırdık..

Zirve mükemmel gözüküyor. Herkes yorgun ve yiyeceklerimize saldırıyoruz.Çünkü çok yorgunuz ve temiz dağ havası insanı müthiş acıktırıyor. Ve uygun bir yer bulup zemin üzerinde biraz yatıyoruz ve aşağı manzaranın tadını çıkarıyoruz.

Zaten yola çıkarken esas amacımız zirve yapmak değil de çıkabileceğimiz noktaya kadar ilerlemekti. Ve hatta bu kadar yükseğe ulaşacağımızı biz bile tahmin edememiştik. Zirvede biraz dinlenip daha fazla ilerleyip büyük zirveye çıkmanın o kadar da önemli olmadığına karar verdik çünkü daha önümüzde geri dönüş için üç dört saatlik bir süre vardı ki buda hemen hemen en son Develi kasabasından Kayseri’ye giden otobüslere yetişmek için son şansımızdı yoksa büyük ihtimalle ya otostop çekip Kayseri’ye gidecektik yada dağcılık federasyonunu sahip olduğu oteller bölgesindeki dağ evinde kalacaktık. Sonunda dönmeye karar verdik ve küçük zirveden Tekir yaylasına inmemiz yaklaşık üç buçuk saat sürdü. Aslında dönüş yolunu teleferik kullanarak kısaltılabilir ve akşamın üzeri dönerken teleferikler çalışıyordu ve insanlar zevk için teleferikle dolanıyorlardı. Biz binmeyi düşünmedik çünkü en iyisi yürümekti. Sebebi de nasıl başlamışsak o şekilde bitirmekti. Yalnız dönüş yolunun olduğu patika yolun çok dik olması insanı bayağı yoruyor ve tahmin ettiğimiz gibi de iniş pek kolay geçmedi. Çıkış kadar zordu. Ancak dikkatimizi çeken şey indikçe sıcaklığın artması. Saat iki gibi küçük zirveden inişe geçtik ve yaklaşık beş buçuk gibi Tekir yaylasına ulaştık bu arada pek mola vermedik. Tekir yaylasında biraz dinlendikten sonra ilk gelen dolmuşla Kayseri’ye indik. Kayseri sıcaktan yanıyordu. Dağda üşürken Kayseri’de sıcaktan terlemek bizi bayağı bir şekilde rahatsız etti. Çünkü vücudumuz bu ani sıcaklık değişikliğine pek de kolay adapte olmadığı gibi birde yorgunluğun verdiği bitkinlik bizi doğruca terminale götürdü. İlk Ankara otobüsüne kendimizi zor attık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Fırsat olursa ben de böyle maceralı tırmanışlar yapabiliim yazınız enfesti.....

gökhan aydin 
 23.06.2007 14:41
 

büyük bir zevkle okudum tırmanışınızı.bende çok hevesleniyorum ama bir türlü yaşamıma dahil edemiyorum işim sebebiyle.ama sayenizde tırmanışın heyecanını yaşadım.yeni tırmanış hikayelerinizi bekliyorum

pinkpapatya 
 21.01.2007 20:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1917
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

1973 Sivas doğumlum. 1998 yılında ODTÜ Fizik bölümü, 2005 yılında Anadolu Üniversitesi işletme bö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster